Ay: Temmuz 2010

  • Girişimcilik Tek Çaredir Ve Buna Risk Denir

    İyi bir girişimci risk alandır denir. İyi bir girişimci aslına bakarsanız, gördüğü fırsatı ilk olarak değerlendirendir. Risk de buradan gelir zaten. İlk olmak, riskli ve bir o kadar da zordur. Girişimci olmanız için risk alıyor olmanız gerekir. Yatırımcı ile girişimci arasındaki fark budur. Yatırım da bir risktir diyeceksiniz. Ama bu benim tanımıma uymuyor!

    Yatırımcının önünde bir çok seçenek vardır. Sürekli dener, olmadı yine dener. Kazanır ve kaybeder. Girişimci de buna çok yakındır ama asla bir yatırımcı bir girişimci kadar deli olamaz! Girişimci, parasız dolaşmayı göze alabilmiştir, yatırımcı bu kadar deli değildir. Girişimci “olmaz” ‘ları olur yapmak için çabalar, yatırımcı “olur” ‘u oldurtur. 1′e 3 verecek bir bahis kuponunun 10′a 30 vermesini sağlar yatırımcı. Oysa girişimci 1′e 300 verecek bir kupon hazırlamanın peşindedir. Yatırımcı, yükselme eğilimindeki bir hisse senedine parasını yatırandır. Girişimci ise tabanı gören hisse senedine yükselişe geçecek ümidiyle para yatırandır.

    Girişimci varsa yatırımcı gelecektir. Önemli olan yatırımcının ne kadar melek olduğunu ayırt edebilmektir.

    Girişimci geleceği öngörendir bir bakıma. Yatırımcı ise inandığı ön gürülere destek olandır. Fonlayandır kısaca. Girişimci şirketin kendisidir. Yatırımcı onun hisselerine ortak olandır. Girişimci fikir üretir, yatırımcı bu fikri kara çevirme çabasındadır. Bunun içindir ki yatırımcı pasiftir. Asıl olan girişimcidir. Girişimci varsa yatırımcı gelecektir. Girişimci varsa proje üretilecektir. Girişimci varsa kalkınma gerçekleşecektir. Yatırımcı nasıl olsa bulunacaktır. Önemli olan yatırımcının ne kadar melek olduğunu ayırt edebilmektir.

    Girişimci adayları dört gözle uzak doğu, yakın batı demeden araştırır, okur ve takip eder. Amerika girişimciliğin pazarıdır. Sosyal medya bu konuda üzerine düşen desteği zaten vermektedir. Ülkemizdeki çoğu girişimcinin yaptığı, yurt dışından iş fikirlerini ithal etmektir. Bu yüzdendir ki böyle yapanlar uyanık yatırımcılardır. Girişimci değil!

    Amerika’da tuttu burada neden tutmasın?

    Bu işte tam olarak yatırımcının işidir. Ülkemizde girişimcilik gibi algılansa da yatırımcının yaptığı işlerden bir tanesidir.  Bir girişimci elbette yukarıda bahsettiğim iş modelini uygulayabilir. Bundan kendi girişimleri için kaynak yaratabilir. Arzulanan ise her girişimcinin “yeni ne yapılabilir” diyerek araştırmasıdır. Uzun vadeli düşünmeli, yeni iş modeli geliştirmeli ve büyük oynamalıdır. Bunun için de öncelikli olarak geleceğin sektörlerini iyi belirlemelidir. Öncü olmalıdır. Sektör yaratmalıdır!

    Girişimci kaybetmeyi göze alandır. Girişimci aşıktır! Yatırımcı sevginin peşinden koşar, girişimci gerçek aşkın! Girişimci tutkularıyla sınırlarını zorlayandır, kendi şarkısını kendi sözleriyle söyleyendir. Yatırımcı başkalarının sözleriyle sınırlı bir ilişki peşinde olandır.

    İşsizliğin giderek artığı bu dönemde tek çare girişimciliktir.

    Riski alacak olan girişimcidir. Almak zorundadır da. Öyleyse herkes hayal kurmalıdır. Düşlemeli ve yaşamalıdır. İşsizliğin giderek artığı bu dönemde tek çare girişimcilikse bu bir risktir. Artık her türlü yeniliğin yapıldığı, daha keşfedilecek bir şeyin kalmadığı sanılan bir ortamda bunu başarmak daha da zorlaşabilir. Ama girişimcilik biraz da henüz farkına varılmayan ihtiyaçların ortaya çıkarılmasıdır. Birileri bu riski almalı ve tek çare de budur. İşsizliğe karşı elimizdeki tek seçenek!

  • Diploma İşsiz Olmak İçindir

    Birçok yeni mezun hemen, güncellenmiş özgeçmişleriyle iş ararken bazıları da tatile odaklanmış durumdalar. Bir kısım yeni mezun da şimdiden geleceğin onlar için neyi getireceğini kestiremediklerinden büyük bir boşluğun içerisindeler. Çevrenizde varsa eğer “okulumu özledim”, “çok sıkılıyorum” diyen yeni mezunlar görebilirsiniz. Mezuniyet bir anda gelmiş gibi gözükür ve siz de bir anda yeni mezun olarak değil artık bir “işsiz” olarak anılabilirsiniz.

    Eğer mezun olmadan oluşturduğunuz, mezuniyet sonrasını kapsayan net bir planınız yoksa sizin öncelikle güzel bir tatil yapmanız doğru olabilir. Mezun olur olmaz iş arama telaşına girişmek kariyerinizin ilk adımını atarken yanlış kararlar vermenize neden olabilir. Tatilde hem dinlenir hem geleceğiniz hakkında düşünme fırsatı elde etmiş olursunuz. Mezun olmadan, mezuniyet sonrasına iş veya staj ayarlayamamış yeni mezunlar için öncelik kısa da olsa tatil yapmak olmalıdır. Hak ettiniz öyle değil mi? (:

    Üniversite öğrencilerinin hedefi tek başına mezun olmak (okulu uzatmamak) olmamalıdır. Öğrencilik hayatı boyunca tek başına derslerine yoğunlaşıp “sağ sağlim mezun olalım, gerisine bakarız” düşüncesi ile hareket edenler her geçen gün mezuniyete değil aslında işsizliğe yaklaşmış olurlar. Bugün elbette okulunu başarılı ortalamalarla bitirmek takdir edilesi bir durumdur ama bunun yanında üniversite öğrencisi geleceğini de planlamalı ve ona göre kendini yetiştirmelidir. Kimse size mezuniyet belgenizi görüp iş vermeyecek!

    Tuğla döşeyen üç adam varmış. İlkine sormuşlar: “Ne yapıyorsun?” diye, cevap vermiş: “Tuğla döşüyorum”. İkincisine sormuşlar “Ne için çalışıyorsun?” adam: “Günlük beş dolar için” demiş ve üçüncü adama sormuşlar: “Peki sen?” ”Ben bu binayı inşa etmelerine yardımcı oluyorum” demiş adam. Peki sen hangisisin? (Charles M. Schwab)

    Günümüzde artık mezun olduktan sonra iş aramak bir adım geriden gelmektir. Çalışmak istediğiniz sektör veya şirket için mücadele mezun olduktan sonra değil, üniversitede okurken başlıyor. Şunu bilmelisiniz ki istediğiniz şirket ve departmanda işe girmek için önünüzdeki engel mezun olmamış olmanız asla olmayacak!

    Üniversite eğitimi boyunca kendini çeşitli stajlarla geliştiren, mesleki ve kültürel birikimini okuduğu dergiler ve makalelerle süsleyen, katıldığı etkinliklerle, tanıştığı insanlarla her geçen gün yeni şeyler öğrenmeyi bilen, araştırmacı ve girişken özelliklerini geliştiren kısaca her yıl kendisine yeni bir nitelik eklemeyi başaran üniversite öğrencisi mezun olmadan mezuniyet sonrasını da planlayabilecek duruma gelmiş olacaktır.

    Nasılsa bir gün olacağına emin olduğunuz bir şeye odaklanmak yerine (mezuniyet), yapmak istediğiniz şeyleri hayal ederek, varmak istediğiniz yolu her gece rüyanızda görerek kısaca uzun vadeli düşünerek kendinize büyük hedefler edinin. “Hepimiz aynı çukurun içindeyiz ancak kimileri gözünü yıldızlara dikmiş.” (Oscar Wilde) Yıldızlara odaklanırken bulutları ve gökyüzünü de düşünmek zorundasınız. Önünüzde başarmak istediğiniz bir hedef varken 2. ve 3. hedefinizi çoktan planlamış durumda olmak, karşılaşabileceğiniz fırsatları kaçırmamanızı sağlayacaktır.

    Üniversite 1. sınıf sonunda dahi yaz stajı yapmaya başlayın. 20 iş günlük bir staj bile mezun olduktan sonrası için size yol gösterici fikirler edinmenizi sağlayacaktır. Ne istemediğinizi bile öğretmesi küçümsenemez bir katkıdır. Genelde zorunlu stajı olan bölümlerde öğrenciler zorunluluktan staj defteri doldurur, zorunluluktan staj yapar. Mezun olmadan öğrenmeniz gereken şey staj yapmayı sevmektir. Derslere girmeyi sevmeseniz de olur! Staj mezun olduktan sonra karşılaşacağınız “deneyim” sorusuna verebileceğiniz en güzel cevap olacak, ihmal etmeyin.

    Üniversite yılları, bir bebeğin gelişimi için altın çağ olan ilk 6 ay ve alınması gerekli olan anne sütü değerinde bir dönemdir. Kariyeriniz için mutlaka atlanamaz bir evredir ve yapmanız gereken kendiniz için doğru ‘anne sütünü’ bulmak.

    Kariyerinizin ilk adımını atarken ise gerçekten olmak istediğiniz ve sizi mutlu edecek kararları vermelisiniz. 5 dolara tuğla mı dizeceksiniz, yoksa büyük bir bina mı inşa edeceksiniz? Hepsi kendinizi daha iyi tanımak zorunda olduğunuz tatil günlerinden sonra belli olacak.

  • GMC Başvuru Sürecinde Nelere Dikkat Edilmeli?

    Global Management Challenge 2010 Türkiye için öğrenci başvurularını başlatır başlatmaz yoğun bir ilgi ile karşı karşıya kaldık. Sinemada vizyona girdiği ilk haftada gişesi hasılat rekoru kıran filmler gibi GMC de bu sene ilk haftada kendi rekorunu kırmak üzere. Bir tek fark var; bizim gişe hasılatımız başvuru sayımız (:

    Birçoğumuzun tatil yaptığı -staj yapanları unutmuyoruz elbette (:- bu dönemde GMC’ye bu kadar hızlı başvuru yapabilecek düzeyde takım görmek, bu yıl daha çok mücadeleci bir yarışma süreci geçireceğimizin ilk işaretleri. GMC’nin her yıl geniş kitlelere ulaşması daha zorlu rakiplerin sizleri beklemesi anlamına geliyor ki bizim amacımız da en iyileri bir arada görmek. Bu açıdan başvuru sayısının artması yarışma sürecinin de bir o kadar heyecanlı ve eğlenceli geçeceği anlamına gelmekte. Unutmayın, rakibiniz ne kadar iyi olursa siz de kendinizi o kadar geliştirebilirsiniz.

    Öğrenci başvurularını kabul etmeye başlar başlamaz takımlar başvurularını yapmaya başladı. Bu süreçte benim sizlere anlatmak istediğim, başvuru sürecinde dikkat etmeniz gereken noktalar. Bunun için öncelikle maddeler halinde bazı hatırlatmalarda bulunacağım:

    GMC’ye öğrenci takımları ücretsiz olarak başvurabiliyor. Buna henüz çalışmayan yüksek lisans öğrencileri de dahil.

    Öğrenci takımları için herhangi bir üniversite veya bölüm sınırlaması yok.

    Sınıf sınırlaması yok. Üniversite hazırlık öğrencileri de başvurabilir.

    Takımınızda farklı üniversite ve bölümlerden katılımcılar bulunabilir.

    Öğrenciler profesyonellerle birlikte karma takım oluşturabilir. Bu ücretlidir.

  • Yeni Bir Başlangıç

    Lise yıllarımda bu hevesim azaldı ve bir ara vermiş oldum. Üniversitede ise mesleki eğilimlerimle birlikte, o dönemlerin popüler kavramı olan “blogger” olmaya karar verdim (: Üniversite ikinci sınıfta daha çok kariyerimi düşünerek açtığım blogum (http://harmonikhareket.blogcu.com) ile yaptığım işleri, çalışmalarımı , ilgi alanlarımı paylaşmak ve kişisel gelişimim için yaptığım çalışmaları anlatarak uzun dönemli bir planın ilk adımlarını atıyordum. Yazarak düşüncelerimi kayda geçiyor,  bir anlamda geçmişim ve geleceğim arasında bir bağlantı oluşturabiliyordum. Harmonik Hareket’de blog kavramıyla ilk tanışmamdı ve yazı yazmayı, kendimi yazı ile ifade etmeyi aslında ne kadar da sevdiğimi anlamama yardım etmişti. Blog açma fikrimin bir diğer nedeni de CV’de web sayfası yerine beni ve yaptıklarımı basit bir dille anlatan kişisel bir bloga yer vermekti. Böylece staj yeri ayarlarken insan kaynakları yöneticileri beni daha iyi tanıyacaklar ve ben de kendimi mülakata gitmeden onların aklındaki bir köşeye yerleştirmiş olacaktım. Kendimi daha iyi onlara anlatmış olacaktım bir şekilde. Bu açıdan kişisel bir blog açmanın çok faydasını gördüm.

    Kariyer odaklı içerikler üretmeye başladım, gittiğim seminer ve konferanslardan bahsettim. katıldığım yarışmalardan ip uçları verdim. Yaptığım staj deneyimlerimi anlatmaya başladım ve sonucunda güzel geri dönüşler almaya başladım ve “yazı yazma” ve “yazar olma” düşünceleri bir mühendis adayı olarak o günlerde kafamı kurcalayan iki kavram olmuştu.

    Harmonik Hareket teknik yetersizlikler yüzünden artık beklentilerime cevap veremiyordu. Ücretsiz bir blog servisinde açmış olduğumdan teknik geliştirmeler pek de bana bağlı değildi. O dönemlerde bir e-dergi projesinin içinde buldum kendimi ve 10 ay kadar bu dergiyi çıkardıktan sonra bazı olumsuz gelişmelerden sonra e-dergiyi devam ettiremedik. Ben de yazar arkadaşlarım ve kendim için yazma alışkanlığımızı kaybetmeyelim diye bir blog açmayı önermiştim.  Yeni bir dergi projesini hayata geçirene kadar bu blogda yazabilirdik. Hatta bir blog olarak e-dergi olabilirdik. O zamanlar bu düşünceyi çoğunluğa kabul ettirememiştim. Arkadaşlarımın kabul etmemesi beni bu fikrimden alı koymadı ve ben de daha iyi teknik olanaklara sahip bir blog servisinden kendime yeni bir blog açtım. Amacım sadece dergi formatındaki yazılarımı burada yayınlamaktı. HarmonİK işler buraya karışmayacak ve CV’de bu blog’a yer olmayacaktı. Hayataksi benim ilk özel alan adlı web sayfam olmuştu. www.hayataksi.com alan adını almıştım. O anki heyecanımı anlatmam mümkün değil (: Hayataksi’de geçen günlerde “lifestyle” diyebileceğimiz içerikler oluşturmak beni artık sıkmıştı. O günlerde ekonomik kriz e-dergi oluşturmamız önündeki önemli bir engeldi ve artık üniversitenin son yıllarına gelmiş olmam daha faydalı işler yapmak zorunda olduğum gerçeğini gün yüzüne vurmuştu. Harmonik Hareketin’in teknik yetersizlikleri beni Hayataksi’yi bu amaçla kullanabileceğim bir bloga dönüştürmeye itti. Bunun için iyi bir marka yönetimi işi çıkarmalıydım. Hayataksi’ye çeşitli anlamlar yükledim ve onun kişisel blogum olması yolunda marka imajı çalışmaları yaptım (:

    Buraya kadar öğrencilik hayatım boyunca izlediğim yolu anlatıyor. İki web sayfam da yayında. (eğer blogcu.com ve blogger’a bir şey olmazsa(: ) Yazılarım hep orada kalacak ve ben yıllar geçtikçe kendi tarihimi göreceğim onlarda. Şimdilerde profesyonel hayata yavaş yavaş girdiğim bir dönemde, www.ermanakdeniz.com‘u açıyorum. Bu benim kişisel sayfam açısından son durağım olacak.

    Merhaba profesyonel dünya.

    Umarım keyifle takip edebileceğiniz içerikler oluşturabilirim…