Ay: Aralık 2011

  • Televizyonun İnternet Çağı: TİVİBU

    TTNET kesinlikle sosyal medyayı çok başarılı bir şekilde kullanarak, çağı doğru yorumluyor. Buna daha önce kişisel blogumdaki yazılarımda da defalarca değindim ( 12 ). En son TTNET’in Yeni normlar – Sosyal Medya isimli video infografiğini sizlerle paylaşmıştık.

    Türk şirketleri de yavaş yavaş kendilerine ait veri ve raporlarını infografik olarak yayınlamaya başladılar. Zaman içinde kurumsal infografiklere İnfopik’te daha çok rastlayacaksınız. Bu aşamada TTNET video infografikte olduğu gibi infografikte de öne çıkan şirketlerden biri. Televizyonun İnternet Çağı: TİVİBU isimli infografikte Tivibu’nun 2009’dan bu yana göstermiş olduğu performansı ve IPTV teknolojisine ışık tutacak veriler mevcut.

    Tivibu gibi servislere gerçekten ihtiyacımız var mı sorusuna cevap aramak adına sorulmuş bir soru var: “Bir akşam televizyonunuz bozulursa ve tamir etme olanağınız olmazsa ne yaparsınız?” Aslına bakarsanız denmek istenen, aniden televizyonun hayatınızdan çıkışı sizi ne kadar etkiler ve televizyona ne kadar bağımlısınız? 1000 den fala kişiye sorulan sorunun yanıtları aşağıda. Televizyona eskisi kadar bağımlı değiliz, çünkü alternatifleri doğdu.

    Araştırmanın bir diğer önemli noktası ise internet kullanıcılarının %46‘sının internetten televizyon izlemekte olduğu. İnternetle birlikte televizyon izlemenin azaldığını söylemek mümkün. Buna paralel olarak Türkiye’nin ilk 100 sitesinin %34‘ünün film, dizi ve tv içeriği sunmasının da televizyona olan bağımlılığı düşürücü yönde etki yaptığını söyleyebiliriz.

    IPTV teknolojilerinin gelişmesi ve ülkemizde de yaygınlaşması dijital reklamcılık için de yeni kapılar açmakta.  Örneğin ilgi alanına ve kişiye özgü reklamcılık mümkün hale gelebilirken “hedefleme” yöntemlerini çok daha üst seviyede kullanılabiliyor. Bu aşamada Tivibu gibi servislerin yaygınlaşması reklamcılık sektörü için de önemli bir fırsat.

    Son olarak Tvibu’nun sosyal medyadaki yansımasına baktığımızda, Tivibu ile ilgili toplamda 24.280 paylaşımın yapıldığını ve bunların %19‘luk kısmının olumsuz yönde olduğunu görüyoruz. Tivibu’nun sosyal medyada bu kitleyi kesinlikle çok önemsemesi gerekiyor.

    Tivibu kullanımına ait verilerin detaylıca ulaşılabildiği infografi aşağıda üzerine tıklayarak büyük boyutta görmek mümkün.

    tivibu-ttnet-infografik

     

  • Noel Baba’nın 6 Saatlik Koşuşturması

    Bu gece saat 23:59’dan 00:00’a geçerken yeni bir yıla geçişin coşkusunu kutlayacağız. Biz bütün iyi dileklerimizle yeni yılı karşılarken Noel Baba da iş başında olacak. Uzun ve yorucu bir yolculuk bekliyor Noel babayı bu gece 🙂

    Noel Baba’nın dünya üzerindeki her çocuğa, tek tek evlerine uğrayarak hediyelerini götüreceğini düşünmek muhteşem değil mi? Gerçekten de bunun mümkün olacağını düşünürsek, Noel Baba’nın ne kadar hızlı olması gerektiğini gelin birlikte bakalım..

    Bu gece dünya üzerinde 1,5 milyar km2 alanı dolaşacak olan Noel baba gece 12’den sabah 6’ya kadar geçen 6 saat içinde (6 saatte bulunan 21600 saniyeyi düşünürsek) saniyede 11.900 hanenin bacasına ulaşmış olması gerekecek. Bu süre içinde her hanede 2 çocuk yaşadığını ve 259 milyon hanenin olduğunu varsayarsak Noel Baba yaklaşık 517 milyon çocuğa ulaşmak durumunda kalacak ve bütün bunları yapması için sadece 6 saati var.

    Noel Baba’nın bu geceki seyahati hiç de kolay görünmüyor 😉

    Yeni yılın hepimize, bizi mutlu edecek sürprizler yaşatması dileğiyle..

    noel-baba-seyahat

     

  • Profesyonel Networking İçin İlk Tercih LinkedIn

    LinkedIn’in 100 milyondan fazla kullanıcı sayısına ulaştığına daha önceki yazılarımızda değinmiştik. Türkiye’de de her geçen gün kullanımı yaygınlaşan LinkedIn, sosyal ortamda iş çevrenizi oluşturma, ilgi alanlarınıza yönelik trendleri gruplarda takip edebileceğiniz, tartışmalara dahil olabileceğiniz ve bütün bunlarla birlikte iş fırsatlarını takip edip başvuruda bulunabileceğiniz çok amaçlı bir ortam. Kısaca LinkedIn, birebir temasa dayalı sosyal networking sitesi.

    Birçok şirket, üst düzey profesyonel iş gücünü LinkedIn gibi sosyal networking ortamları vasıtasıyla temin etmekte. (En son Avea bu yönde karar aldığını açıkladı.) LinkedIn’de hesabı olup, aktif olarak burada boy gösteren her birey, ortalama bir adaya göre bir adım daha öne çıkıyor. Elbette anlatacağınız, paylaşacağınız ve insanlara ürettiklerinizi sunabileceğiniz bir envantere sahip değilseniz sadece bir “hesap” olarak var olursunuz.

    LinkedIn,sizinle aynı sektörde çalışan profesyonelleri izleme, bilgilenme ve onlarla birebir fikir alışverişi yapabilecek kadar size yakın temas kurma olanağı sunmakta.

    Bütün bu saydıklarım, “Neden LinkedIn Kullanmalıyım?” başlıklı bir yazı içeriğini oluşturabilir. Peki LinkedIn nasıl kullanılıyor? Bu saydıklarımızla örtüşme şekli ne seviyede? Bu soruların yanıtı ise aşağıdaki araştırma sonucunda.

    Araştırma LinkedIn üyesi olan katılımcılar üzerinde yapılmış olduğundan tam olarak LinkedIn kullanıcı analizi olarak bu araştırmayı yorumlamak mümkün. Örneğin, her 3 LinkedIn kullanıcısından 1’i her gün LinkedIn’e girerken, kullanıcı olup LinkedIn hesabına giriş yapmayanların oranı ise %1.

    LinkedIn Ne Amaçla Kullanılıyor?

    Bu soruya verilmiş cevaplar 3 farklı kullanıcı segmenti için ayrıca analiz edilmiş. Ağırlıklı olarak her 3 grubun da LinkedIn kullanımının ortak amacı sektörel networking ve insanlarla sürekli iletişimde kalma.

    Kullanıcıların profil fotoğraflarını ne sıklıkla güncellendiği de sorgulanmış ve çıkan sonuç %37 oranında, sık sık profil fotoğrafının güncellendiği yönünde. Bunun gini birçok detay aşağıda mevcut.

    Görünen köy kılavuz istemiyor. Araştırmalar ne söylerse söylesin 😉

  • Kadın Video Oyun Tutkunlarının Tercihi Wii

    Oynasak da oynamasak da oyunları severiz. Kimse oyun oynamayı sevmiyorum demediğine göre sürekli talebi olan ancak arzın her dakika kendini yenilediği bir sektör oyun sektörü.

    Oyun sektörü zaman içinde oldukça farklılaşarak, oyun mecraları değişti. Sosyalleşen hayatlarımıza uyum sağlayan oyunlar, şimdilerde online ortamda oynanır oldu. Sosyal oyun kavramı Facebook ile güçlendi, büyüdü büyüdü… Hatta bir zamanlar Facebook’a sırf FarmVille oynayabilmek için üye olanlar vardı aramızda. Zynga da bu durumu çok iyi değerlendirdi ve sosyal oyun sektörü dendiğinde akla gelen ilk şirket olmayı başardı. Elbette bu başarının altında FarmVille oyuncularının payı büyük.

    Oyun oynamak yeterince sosyal değilken, video oyunlar oyun tutkunlarının tercih ettiği başlıca ortamdı. Playstation, Xbox ve Wii akla gelen başlıca markalar. Doğruyu söylemek gerekirse oyun oynamak sizin için ortalama bir zevkse bilgisayarlar işinizi görüyordu ancak siz daha iyi bir oyun oynama deneyimi yaşamak istediğinizde gidip bir oyun konsolu satın alıyordunuz. Oyun konsolu sahibi herkes, gerçek bir oyun tutkunuydu ve bunun başka türlü açıklanabilecek bir yanı da yok.

    Gerçek oyun tutkunlarının oynadığı video oyunları kimler oynuyor?

    Video oyun sektörü istatistikleri adlı araştırma sonuçları bize ABD’de video oynayan kitleyi tanımamıza olanak verirken, Türkiye’deki durum için de fikir veriyor. Öyleki ortalama bir video oyuncusu 34 yaşındayken, en sıkvideo oyun satın alan yaş grubunu ise 39 yaşındakiler oluşturuyor. Sakın şaşırmayın! daha bitmedi 🙂

    Video oyun oynayanların %40’ı kadın!

    Kadınlar da en az erkekler kadar video oyunlara düşkün. Başka bir araştırma sonucuna göre kadınların video oyun oynama istatistikleri neredeyse %50’ye dayanmıştı.

    Video oyunlara anne ve babaların yaklaşımı ise diğer aktivitelere oranla daha katı. Örneğin ebeveynlerin 66%’si çocuklarının film izlemesine zaman kısıt getirirken, video oyun oynamaya kısıt getiren anne baba oranı 83%!

    Aşağıda detaylıca görebileceğiniz infografiğin dikkatimi çeken son noktası da oyun sektörünündeki gelir dağılımı. Burada da bilgisayar oyunlarının, video oyunlarının oldukça gerisinde kaldığını görüyoruz.

    video-oyun-istatistikleri

     

  • Sosyal Medya Şirketleri Ne Kadar Değerli?

    Şu bir gerçek, biz Türkler olmadan sosyal medya öyle çok da sosyal olmuyor!

    Facebook‘ta en fazla kullanıcısı olan 4. ülke Türkiye. Friendfeed hala yaşıyorsa, bunda da yine biz Türklerin etkisi çok büyük. Dünya Twitter’a kayarken, halen sadık Türk Friendfeed kullanıcıları mevcut.

    Kullanıcı sayısını arttırmak, bir girişimin başarısı hakkında fikir verebilir ancak yeterli olmaz

    İnternet dünyasında bir noktaya gelebilmek için elbette kullanıcı sayısı, elinizde bulundurduğunuz müşteri portföyü ve CRM büyük önem taşımakta. E-mail, cep telefonu bilgileri çok kıymetli.

    Twitter kullanıcı sayısını her geçen gün arttırırken herkes tarafından sorgulanan, Twitter’ın bu anlamlı kitleyi nasıl bir gelir modeliyle paraya çevirecek oluşuydu. Öte yandan girişimciler, sahip oldukları kitleyi doğru şekilde işlemeyi beceremediklerinde, yani kullanıcıyı rahatsız etmeyen bir gelir modeli oluşturamadıklarında, servislerini doğrudan ücretli yapmaya çevirirler ve bu durum yeterince büyümenin önüne geçer.

    Bütün bunlar olurken, bir yandan da internette sosyal girişimcilere birçok yatırımcıdan yatırım ve satınalma teklifleri gelmeye başlar. Eminim Facebook’un Yahoo bünyesinde olmasını kimse istemezdi, başta Zuckerberg!

    1. Facebook: 75 milyar dolar

    2. Color: 41 milyar dolar

    3. Groupon: 25 milyar dolar

    4. Delicious: 15-30 milyar dolar

    5. LinkedIn: 9 milyar dolar

    6. Skype: 8,5 milyar dolar

    7. Twitter: 7,7 milyar dolar

    Doğru zamanda doğru yatırım kararları

    Yeni çağın bütün şirketlerinin teknoloji ve internet odaklı olduğunu söylemem mümkün. Bu odak noktanın alt kollarını oluşturan sosyal medya ve mobil. Sosyal medya şirketlerinin kuruluşundan bugüne gösterdikleri büyüme grafiğine bakıldığında doğru zamanda doğru yatırım kararları almaları kritik öneme sahip.

    Delicious ve Color bu anlamda kar edemeyip, başarısız gözüken iki şirket.  Son zamanlarda büyüme ivmesi azalsa da Groupon kendisine değer katmayı bildi. Türkiye pazarında da group buying hizmeti veren Grupon’u fazla rakip/sınırlı pazar ortamında ileride zor günler bekleyeceğini düşünüyorum. Gelecek için belki de en fazla yatırım hak eden şirketler Twitter ve LinkedIn. 2011’de Microsoft tarafından satın alınan Skype da gelecek adına ümit vaad etmeye devam ediyor.

    sosyal-medya-sitelerinin-gelisimi

     

  • Coca Cola’nın Baş Döndüren Dünyası

    Coca Cola dünyanın en büyük ve en değerli markalarından biri. Coca Cola”nın büyüklüğünü gözler önüne seren, 2010 yılında hazırlanmış bir video infografiği sizlerle paylaşıyorum.

    2010 yılı verilerine göre;

    • Coca Cola’da 3300‘den fazla farklı içecek üretiliyor,
    • Coca Cola 200‘den fazla ülkede 20 milyon müşteriye ulaşıyor,
    • 10 milyon otomattan (otomatik sayış makinesi) saniyede 18 bin kola tüketiliyor.

    Sunuç:

    Dünyadaki herkese yetecek kadar kola var! 🙂

    Coca Cola’nın Hikayesi

    Not: Aşağıdaki içerik, kurumsalhaberler.com’dan alınmıştır.

    Şikayet: Şakaklarda şiddetli sancılar, boyna vuran kasılmalar
    Tanı: Gerilime bağlı kronik baş ağrısı
    Olası Sebepler: İş stresi, kent yaşamının zorluğu ve gündelik sıkıntılar
    Tedavi: Sabah ve akşam, günde iki ölçek Coca-Cola

    Yukarıda yer alan reçete, pek çok kişi için fazlasıyla şaşırtıcı. Çünkü bugün dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan Coca-Cola’nın, bir zamanlar baş ağrısı ilacı olarak kullanıldığına inanmak güç.

    İşin aslı şöyle: “Kimyager Dr. John Stith Pemberton 1886’da, coca bitkisinin yapraklarından ve cola cevizinden baş ve sinir ağrılarına iyi gelecek bir şurup üretir. Pemberton, Atlanta’da üç ayaklı pirinç bir çaydanlıkta ürettiği bu içeceğin lezzetini ve serinletici özelliğini farkedince, şurubu karbonatlı su ile karıştırır ve Jacob’s eczanesinin bahçesinde bardağı 5 cent’ten satışa sunar. Bugün günde 1 milyar bardak tüketilen Coca-Cola için, o dönemde günde 5 bardak satmak, ciddi bir başarıdır.

    Pemberton’un 1888’deki ölümünden sonra Coca-Cola’nın haklarını 2 bin 300 dolara Asa Candler satın alır. Satışları artırmak için ürünü şişelemenin şart olduğunu fark eden Candler, işe küçük bir şekerci dükkanında, tek bir makine ile başlar. Pazarlama sezgileri kuvvetli bir girişimci olan Candler, Coca-Cola’yı farklılaştırmak için, klasik anlayışın dışında bir şişe kullanmak ister ve dönemin ünlü tasarımcıları Alexander Samuelson ve Earl Dean ile anlaşır. Asa Candler’ın beklentisi açıktır: Öyle bir şişe dizayn edin ki, kırıldığında ya da karanlıkta bile Coca-Cola şişesi olduğu anlaşılsın! Böylece efsanevi Coca-Cola şişesi dünyaya gelir. Candler’ın bir sonraki adımı, orta çaplı bir reklam kampanyası ile ürünü daha geniş bir kitleye duyurmak olur. Coca-Cola’nın satışları patlar.

    Sene 1920’yi gösterdiğinde Coca-Cola afişleri tiyatro lobilerinden marketlere, tren istasyonlarından okullara, Amerikan’ın dört bir yanını sarmış durumdadır. Tüm ülkeye yayılan Coca-Cola, Küba, Porto Rico, Panama gibi komşu ülkelere, beraberinde Avrupa geneline satılmaya başlar. Böylece Coca-Cola, global bir marka olmanın ilk adımlarını atar.

    Marka 1950 yılında, ünlü Time dergisine kapak olan ilk ürün olur. Aya ayak basan ilk insan Neil Amstrong, dünyaya döndüğünde “Coca-Cola’nın Evine, Dünyaya Hoşgeldin!” pankartlarıyla karşılanır. Marka, Olimpiyat oyunlarından Sir Edmund Hillary’nin Güney Kutbu fetih yolculuğuna kadar her yerdedir. Böylece Coca-Cola, farklı kıtalardan 200 ülkede satılan, her gün milyonlarca kişi tarafından tüketilen bir fenomene dönüşür!”

    Atlanta’daki küçük bir eczanede yaratılan bir şurubun bugün dünyanın en değerli markaları arasında başı çekiyor olması elbette rastlantı değil. 700 bin çalışanı bulunan ve 70 milyar dolar yıllık ciroya sahip Coca-Cola’yı başarıya ulaştıran pek çok unsur mevcut. Coca-Cola’yı Coca-Cola yapan markalaşma adımlarını şöyle sıralamak mümkün:

    •Coca-Cola, pazarlama karmasının eksenine ürünün benzersiz özelliklerini yerleştirdi. Formülünün eşsizliğini ve ilk oluşunu, marka iletişimi çalışmalarında sonuna kadar kullandı. İçeriği ile ilgili spekülasyonları ve şehir efsanelerini doğru stratejiler ile avantaja çevirdi.

    •Firma görsel kimlik istikrarını yıllar boyunca korumayı, geliştirerek bütün dünyaya yaymayı becerdi. Dr. Pemberton’un ortağı Frank Robinson’un kendi el yazısıyla yarattığı logo, yüz yılın en önemli ikonuna dönüştü. Coca-Cola şişesinin formu, yarım yüzyıllık “Hayatın Tadı!” sloganı ve markanın kırmızı rengi, yaratıcı ve sürekli kullanımlarla efsaneleşti.

    •Coca-Cola markası kitlesel duyuru anlayışının kilometre taşı oldu. Coca-Cola’nın yaygınlık isteği reklamı, yaygın reklamlar da Coca-Cola markasını yarattı.

    •Coca-Cola, bir içecek ile yaşam tarzını birleştiren ilk marka oldu. Marka, kişilik skalasına kattığı nitelikleri iletişim kanallarının bütününe yaydı: Dinamizm, mutluluk, neşe, coşku, heyecan vb.

    •Coca-Cola tüketicilerinin beğeni ve beklentilerini daima dikkate aldı. Bunun için yüksek bedeller ödeyerek pazar araştırmaları yapmaktan çekinmedi. Bu araştırmalar sonunda; klasik, diyet, kafeinsiz, diyet-kafeinsiz, plus ve zero gibi yan markalar doğdu.

    •Bir Amerikan markası olmasına rağmen yerel duyarlılıkları her zaman göz etti. “Global düşün, yerel hareket et!” mottosunun yaratıcısı oldu.

    •Coca-Cola spor başta olmak üzere eğitim, kültür ve çevre konulu sosyal sorumluluk projeleri ile dünya genelinde önemli işlere imza attı. Duyarlı marka imajını tüm dünyaya yaydı.

    Göz gezdirdiğiniz yazıda, bu paragrafa kadar, şu anda okuduğunuz kelimeler de dahil olmak üzere 609 sözcük yer alıyor. Bir sözcüğü yarım saniyede okuduğunuzu varsayarsak, 5 dakikadır bu yazı üzerinde olduğunuzu söylemek olası. Bu sürede, dünya genelinde tam tamına 2 milyon 400 yüz bin şişe Coca-Cola tüketildi.

    Sizce de olağanüstü değil mi?

  • İngiltere Futbol Kulüplerinin Sosyal Medyadaki Görünümü

    İngiltere, futbolun ilk oynandığı, bu spora adını veren ve futbolun endüstrileşmesinde öncü rol oynayan ülke. Bundandır ki dünyanın en köklü spor kulüplerini İngiliz kulüpleri oluşturmuştur. “Futbolun beşiği”, sözünü duyar duymaz aklımıza İngiltere ve Premier League gelir. Gelmiyorsa gelmeli 🙂

    İngiltere ile birlikte yayılan futbol, bütün dünyayı etkisi altına alarak en çok takip edilen ve sevilen sporların başında yer almaktadır. Futbolu tek başına spor olarak göremeyeceğimizi ve futbolun asla sadece futbol olmadığını da bildiğimize göre, futbol kulüplerinin sosyal medyadaki takipçi ve taraftar sayısı yarışını da yadırgamazsınız.

    Sosyal Medyada Manchester United Açık Ara Önde

    İngiltere Premier Lig’de yer alan futbol kulüplerinin Aralık 2011 itibariyle Facebook ve Twitter hesaplarındaki etkinlikleri ve sahip oldukları takipçi sayılarına bakıldığında Manchester Utd’nin rakiplerine açık ara fark attığını söylemek mümkün. Klout skoru da bu açıdan bunu destekler nitelikte.

    Birileri Manchester United’a Twitter’dan bahsetmeli!

    Facebook’ta 21 milyona yakın taraftarı bulunan Manchester, en yakın rakibi olan Arsenal‘a 12,5 milyon fark atmış durumda. Ayrıca Manchester kentinin diğer takımı olan Manchester City‘nin ise 1,390 milyon taraftarı var. Bu sezon zirveye oynayan City’nin yakın zamanda bu sayıyı artırabilir.

    Facebook’ta açık ara en fazla taraftara sahip olan United’ın Twitter hesabı olmaması ise infografiğin en dikkat çeken verisi. Bunu fırsat bilen Arsenal ise Twitter’da krallığını ilan etmiş görünüyor. Arsenal’in Twitter’da 1.051.063 takipçisi bulunuyor. Ardından ise sırayla Liverpool, Chelsea ve daha arkadan Tottenham geliyor.

    İngiltere’deki temsilcimiz Tuncay Şanlı’nın takımı Bolton ise sosyal medyada en az takipçiye sahip takımlar arasında yer alıyor.

    İnfografikte ayrıca futbolcuların sosyal medyayı kullanırken daha bilinçli hareket etmeleri yönünde açıklamalar da bulunmakta.

    premier-league-social-media-infographic

     

  • Blogumu Ne Zaman Kendi Hostumda Oluşturmalıyım?

    Birçok blog önce bir hevesle başlar. Gidilir en kolay yoldan, ücretsiz blog hosting hizmeti veren mecra bulunur ve yavaş yavaş bloglamaya başlarsınız! Benim de hikayem buna çok benzer aslında. Anlatacağım 😉

    BlogspotWordPress ya da yerel servislerden en yaygın kullanılanı Blogcu‘dan kendinize blog kurabilirsiniz. Bu bloglar; “blogadı.blogspot / blogcu / wordpress.com” şeklinde olur ve blognuzda zaman zaman reklamlar, veya toolbarlar olabilmektedir. Başlangıçta küçük hedeflerle yola çıkıldığından, “önce bir ortamı görelim, sonra bakarız” düşüncesiyle başlayan blog macerası, zamanla gelişen, özgün içeriğe dönüşmüş blogunuz ciddi anlamda ziyaretçi sayısına ulaştıkça buna bağlı olarak ihtiyaçlarınız da artar.

    WordPress’e Geçmeli miyiz?

    Ücretsiz servislerde sayfa üzerinde yeterince teknik veya tasarımsal düzenleme yapma şansına sahip olamadığınız için  blogunuzun trafiği arttıkça bloglama isteğiniz de artacağından, tasarımsal geliştirme ihtiyaçlarınız da olacaktır. Kendinizi blogger olarak başarılı gördükçe, artık alan adı (domain) kendinize ait, daha profesyonel bir bloga sahip olmak isteyeceksinizdir ancak bu kararı vermek o kadar da kolay değil.

    Kişisel blog akışım:

    • harmonikhareket.blogcu.com
    • hayataksi.blogspot.com
    • ermanakdeniz.com

    Aşağıdaki infografikte bu sürecin değerlendirilmesine yönelik akış gösterilmiş. Kişisel domain ve hostinge geçişte en kritik noktalar mevcut trafiğinizi yeni domaine transfer etmek (broken links) ve arama motorlarında yeni baştan yer edinme zorlukları. Bu aşamada aşağıdaki sorularla en doğru yolu bulacaksınız.

    Eğer yeni bir bloggersanız yol yakınken kendi alan adınız ve hostunuzla yola başlamak, ileride bu tip sorunlar yaşamamanız için ideal. Elbette eğer düzenli bir blogcu olabileceğinizi düşünüyorsanız. 🙂

    wordpress-kisisel-hosting-almak

     

  • Her 10 Bloggerdan 1’inin Öncelikli Gelir Kaynağı Blogları

    Web 2.0’ın en önemli oyuncularından biri de şüphesiz bloglardı. Hatta web 2.0’ın gövdesini bloglar oluştururken sosyal ağlar da bu bedene bağlı dalları temsil ediyordu. Kullanıcılar kendi içeriklerini oluşturabilirken, birer medya organı olarak içeriklerini sosyal medya ile birlikte kitlelere ulaştırabiliyordu.

    Türk internet ekosisteminde giderek yaygınlaşan blog kavramı birçoğumuz tarafından  “kişisellik” olarak algılansa da  gün geçtikçe blog kavramı sahip olduğu gücü bize göstermeye başladı. Kişisel olarak yönetilen bloglar kadar, aslında sadece web 2.0 ın gücünü kullanmak için “blog” etiketi altına giren, altyapısı WordPress, Blogger (Blogspot) ve hatta  Tumblr‘ı da ekleyebileceğimiz meceralar oluştu.

    Günümüzde sosyal medya ile kol kola giden, kaliteli ve güncel içerik üreten, kişisellikten arınmış ve bir konu üzerinde yoğunlaşan bloglarla rastlamak artık mümkün. Kaldı ki blogları gerek kişisel markanız ve networking  için değerlendirebileceğiniz gibi profesyonel blogger olarak webin büyülü dünyasına katılabilirsiniz.

    Aşağıdaki infografikte blogger ve webdeki blog sayısı için veriler bulabilirken, bloggerların blogları için harcadığı zaman detayına da erişebilirsiniz. Başlıca dikkat çeken noktalar ise;

    • Bloggerların 64%’ü hobi olarak blog yazarken kurumsal bloggerların oranı sadece 2%.
    • Bloggerların 57%’si 25-44 yaş aralığında.
    • Bloggerlar için ana trafik kaynağı arama motorları ve sosyal medya.
    • Blogların 48%’sinin aylık tekil trafiği 1000’in altında.

    blogger-blog-kullanim-istatistikleri

     

  • Sosyal Networking Kariyeriniz İçin Şart

    Sosyal Medyada İş Bulunabilir Mi? başlıklı yazımda sosyal medyanın sınırsız iletişim olanaklarının kuracağınız network ile iş bulma fırsatına dönüşeceğini ve 2011’de sosyal medya ile işe yerleşme oranının 16% olduğunu belirtmiştik. Bu iş arayanlar için sosyal medyanın doğru kanallarının kullanımı açısından önemliydi. Bir de olayın, işe alım tarafı var.

    Şirketlerin insan kaynakları stratejisine paralel, sosyal medya ile birlikte nitelikli adaya ulaşmak oldukça önemli hale gelmekte. Şirketler için nitelikli adaya ulaşmak demek artık, klasik yöntemlerle kariyer sitesine özgeçmişini yükleyerek, işini şansan bırakan aday değil, hali hazırda çalışan (belki de rakip şirkette), çalıştığı alanda çalışmalarını ve yeteneğini sunabileceği ortamı oluşturan aday demektir. Bu anlamda LinkedIn‘i yeniden vurgulamak gerekir.

    Aşağıdaki infografiğe göre her beş şirketten biri 1/5 işe alımda sosyal networking sitelerini kullanıyor. Bu sitelerden en popüleri 80% ile şüphesiz LinkedIn.

    İnfografikte daha detaylı bilgiler mevcut ancak en önemli konum, 2012’de hayalinizdeki işi bulmak için daha sosyal olmak zorundasınız. LinkedIn ile desteklenmiş bir kariyer yolculuğu muhakkak şart.

     

    sosyal-medya-is