Ay: Haziran 2013

  • Gücü Yalakalığında Olan Ahlaksız Habercilik

    Artık dayanamadım.

    Günlerdir birçok kez eleştirdiğimiz bir gerçek var. Bir ülke düşünün, ana akım medya olarak tabir edilen bütün televizyon kanalları ve gazeteleriyle tek bir merkezden yönetilircesine sürekli gerçeklere taraflı bir yorum katarak haber yapıyor.

    Sanmayın ki bu şimdi ortaya çıkan yeni bir durum. Hayır. Ancak Gezi Parkı olaylarıyla artık algılar zorlandı, gerçek kendini resmen hissettirdi. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada basının yanlı ve yalan haberleri büyük tepki aldı. Özellikle Habertürk TV ve Habertürk GazetesiSabah GazetesiNTV ve CNNTÜRK başta olmak üzere diğer iktidar yandaşı ve yalakası medya organları Gezi Parkı olayları sırasında o kadar yanlış ve çarpıtılmış habercilik yaptılar ki inanın ben bu medya organlarından tiksindim. Keşke olayları hiç görmemeye devam etselerdi…

    Peki nereden biliyorum taraflı ve yalan habercilik yapıldığına? Bütün Gezi Parkı olayları boyunca bütün olayları canlı birebir yayınlayan kanallar vardı. Halk TV,  Artı Bir TV ve Ulusal Kanal gibi yayın organları, sadece İstanbul’daki değil, bütün Türkiye’deki olayları olabildiğince canlı aktardılar. Bu görüntülerde gerçekleri bütün çıplaklığıyla gördük.

    Sosyal Medya iyi ki varsın

    Geleneksel yayın organları iktidarın kıskacında habercilik yapamayınca (yapınca da zaten olayları hep tek taraftan yanlı görüyorlar) sosyal medya üzerinden olayları daha hızlı ve birebir kaynaklardan takip edebildik. Evet aralarında kirli bilgi de olsa gerçekleri ayıkladığınızda haber kanalları ve gazetelerin yarışamayacağı kadar gerçek içerik görebildik. Bütün bunlar sonucunda akşam sanki biz başka görüntüleri görmüşçesine televizyon ve gazetelerde bambaşka bir ortam yaratılmaya çalışılıyordu. En çok da gündemden uzak anadoludaki insanlarımız için üzülüyorum. Sanırım gerçekleri uzun bir süre bilemeyecekler.

    Kanalı açtığınızda, gazeteyi okumaya başladığınızda iktidara eleştiri getirilemeyeceğini, gerçekleri olduğu gibi öğrenemeyeceğinizi bildiğiniz, konukların hep iktidar taraflı yorumlar getireceğini bildiğiniz bir Türk medyası varken kendinizi nasıl hissedersiniz? Yıllardır iktidara eleştiri getiriyor, muhalefet yapıyor diye gazetelerden, televizyonlardan kovulan yazarlara, habercilere tanık olduk. Düşünce özgürlüğü, ileri demokrasi bu muydu? Kendi çalışanına sahip çıkamayan medya patronlarının iktidar tarafından kıskaca alındığı bir ülkede gerçekleri nasıl bilebilirsiniz?

    Medya iktidara çalışıyordu, halka değil

    Düşünebiliyor musunuz, bir ülkenin kalbi sayılabilecek bir yerde bütün dünyanın dikkat kesildiği olaylar yaşanırken Türkiye’de bizim haber kanalı olarak düşündüğümüz tv kanalları (buna TRT de dahil) canlı canlı olayları vermedi, veremedi. Demek ki olanlar iktidarın yanlışlarını, kural dışı kararlarını belgeliyordu? Masum başlayan bir protesto eyleminin muhalefet olarak görülüp ülke insanın haber alma özgürlüğü kısıtlandı. Medya iktidara çalışıyordu, halka değil.

    Çünkü gerçeklerin bilinmesi istenmiyor. Halkın, bizlerin gerçekleri öğrenme özgürlüğümüz elimizden alındı. Ben sadece gerçekleri bilmek istiyorum. Muhaberlerin kullandıkları sözcükleri ince ince seçerek bilgisiz insanların beynine bir düşünceyi empoze etmesinde, buna tanık olmaktan utanç duyuyorum.

    Sürekli, sanki olay sadece bunlardan ibaretmiş gibi;

    – Marjinal gruplar!

    – Polise saldırıldı!

    – Kamu mallarına zarar verildi!

    söylemleriyle haberler sunuldu. Oysa bu olaylar çok küçük bir yüzdeydi ve bu olayın temelindeki insanları yansıtmayan ve hatta dışlanan grupların işleriydi. (Bazıları için sivil polis olabilecekleri yönünde iddialar da dolaşmıştı.) İnsanlar olayları Halk TV, Ulusal Kanal ve Artı 1 Tv gibi kanallarla takip ederken, iktidarın kucağındaki medya sesini çıkaramadı. Nasıl korkunç bir durum bu farkında mısınız? Hak arayan bir tepkiyi dile getirmek isteyenleri görmezden geldiler. Çünkü iktidarı eleştirmek için özgür ve tarafsız olmanız gerekiyordu.

    Ben olayları yorumlamayı, doğruyu yanlışı söylemeyi, tartışmayı artık yarıda kestim. Tek istediğim adalet ve barış ortamı.

    Özgür, tarafsız ve insan haklarına saygılı yayıncılığı özlüyorum.

    Not: Yukarıda adı geçen kanalları asla izlemiyor ve gazeteleri satın almıyorum.

  • Y Kuşağı Vizyon İstiyor!

    Y Kuşağı Vizyon İstiyor!

    Vizyonu olan bir şirket, bu vizyonu gerçekten şirket içinde somut projelerle desteklemeli. Zaten bir şirketin içinde bir süre vakit geçirdiğinizde (örneğin, staj yaparken bile) bunu kolaylıkla alabilirsiniz. İşlere ve olaylara yaklaşım ne boyutta bunu iç müşterilerin iş yapış alışkanlıklarında okuyabilirsiniz.

    Şirketin vizyonunu destekleyen bir strateji, bu stratejiyi destekleyen üst yönetime sahip olmak ve organizasyonun en altına kadar ortak bir hedef için uyumlu hareket edebilen çalışanlar… Tüm bunlar bir şirketin vizyon sahibi olduğunu ve bunda samimi olduğunu gösterir. Ayrıca, hem iç hem de dış müşterilere, rakip şirketlere ve şirketin işveren markası kimliğine doğrudan pozitif katkı yapar.

    Vizyon sahibi bir şirketin kendisine koyduğu hedefler ciro ve sayılardan ibaret olmadığını, bir işi başarmak ve bu doğrultuda hem insan hem de teknoloji yatırımları yapması şirket içindeki çalışanlara da motivasyon sağlar. Çalışanların moralini yükseltir. Çünkü bütün bunlar, şirketin ileriye gitmek için gayretli ve istekli olduğu anlamına gelir ve işte tam da bu biz gençlerin için olmazsa olmazdır.

    Çalışan bağlılığı ve işveren markası konuları birbirleriyle ilişkilidir. Günümüzde parlak beyinleri ve çalışacağı şirketi seçebilme özgürlüğü elinde olan yetenekli gençleri çekmek için şirketlerin içeride yürüttükleri inovatif ve yenilikçi projelerin çok büyük önemi var. Sanılanın aksine, bizler için çalıştığımız bir şirkette durağan ve kemikleşmiş iş süreçlerini sürdürmek tatmin edici olmayacaktır.

    Çalışırken risk alabildiğimiz, heyecanlanabildiğimiz ve başardığımızda bize değer katacağına inandığımız roller üstlenebildiğimiz şirketlerde çalışabilmek, biz y kuşağını çekmek ve elde tutmak isteyen şirketler için büyük bir koz. 🙂 Fark yaratacak projelerin bir parçası olmak ve bu deneyimi yaşayabileceğimiz bir şirkette çalışmak, ileriye dönük planlarımız için büyük ölçüde birçok etkenden daha çok belirleyici olacaktır. Bu yüzdendir ki, teknolojiye yatırım yapıp öncü olan ve çağı yakalayan şirket olmak işveren markasına sanıldığından çok daha fazla olumlu etki yapar. İşte bu, bizim için bir şirketin vizyon sahibi olduğunu gösterir.

    Öyle değil mi? 🙂

  • Sesini Çıkarmadığında…

    Bu şiiri paylaşıyorum çünkü;

    Rüzgarın büyüsüne kapılıp giderken, geriye dönüp baktığımızda yanlış yapmadığımıza nasıl emin olabiliriz?

    Önce sosyalistleri topladılar

    Sesimi çıkarmadım,

    Çünkü ben sosyalist değildim.

    Sonra sendikacıları topladılar

    Sesimi çıkarmadım,

    Çünkü ben sendikacı değildim.

    Sonra Yahudileri topladılar

    Sesimi çıkarmadım,

    Çünkü ben Yahudi değildim.

    Sonra beni almaya geldiler

    Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

    Önce insan olduğunuzu unutmadan yapılan yanlışlara insanlık adına sesinizi çıkarmazsanız, haksızlığa uğrayanlarla aynı toplumun bir parçası olduğunuzu unutursanız fanatik, gözü dönmüş, kıyaslama ve düşünme yeteneği elinden alınmış birinden ne farkınız kalır?

    Vicdan.

    Şiddete başvurmadan, yasal haklar çerçevesinde tepkinizi bugünden ortaya koyun.

    İstediğin kadar oku, eğitim al, meslek sahibi ol; insanlık adına tepkini koyamıyorsan, ses çıkaramıyorsan aslında sen yoksun, hiçsin.

    “Başında karşı koymal, sonunda karşı koymaktan çok daha kolaydır.”  – Leonardo Da Vinci

  • “Sence Bir Polis Nedir?” Cüneyt Arkın’dan Dinleyin

    “Sence bir polis nedir?” Sorusuyla başlayıp, polisin önemini anlatmaya başlıyor Cüneyt Arkın. Kimi zaman hükümetler tarafınca halka karşı kullanılan, kimi zaman halkın refahını huzurunu sağlamakla görevli, halkın güvendiği polis olmak…

    Her şeyden önemlisi, insan olmayı unutmamak, onurla yaşamak.

    Sence bir polis nedir?

    “Politikacıları, siyasetçilerin ya da iktidarın kendi emelleri için kullandığı bir sürü mü? Aylığı karşılığı özgürlük isteyeni kovalayan bir hükümet gücü mü? Yoksa, yoksa emekçinin karşısında bir iktidar memuru mu? O bir haksızlık karşında halkın suçladığı ilk bahtsız insandır. Aslında o halkın umududur, halkın adalet anlayışıdır. Halk, onun kişiliğinde tüm devleti görür. Bir ülkede polis çirkin, kötü oldu mu o ülkede hiçbir şey güzel olamaz. Bir ülkede halk polise güvenmedi mi Reis-i Cumhur’una bile güvenmez. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ben ona buna selam verip aldığım parayla oğluma nasıl bakarım?”

  • İşi Bilen Teknik İnsanlar Gerek

    Kanyon Starbucks’ta (Konu internet girişimleri olunca ayakların kontrolsüzce gittiği mekan.) bir arkadaşımla yeni iş fikirleri üzerine konuşurken fark ettim ki internet teknolojileri üzerine yoğun bir yatırım var. Özellikle bu alanlardaki teknolojinin hızlı ilerlemesi sektörde “bilen insan” eksikliğini de beraberinde getiriyor. Know-how ithal ediyoruz ve bu da fazlaca maliyetli oluyor. Bu yüzden yerli şirketler henüz daha yolun başında yabancı ortaklıklara yönelmek durumunda kalıyor. Durum böyle olunca konu döndü dolaştı sektördeki insan kaynağı kalitesi ve kapasitesine geldi. 🙂

    Şunu biliyoruz ki artık gidip bir restaurant zincirinden franchise alıp şube açmak kimseyi heyecanlandırmıyor. Bu bakış açısı yetenekli gençler için asla tatmin edici ve hedef olmamalı. Girişimcilik bu değildir. Yenilikçi yaklaşımlarla kendi markanızı oluşturabilirseniz işte o zaman girişimci olabilirsiniz ve bu örnekler bir ülkede ne kadar çok artarsa işte o zaman gerçek manada bir ülke kalkınabilme yoluna girer. Benim için bir girişimden bahsedildiğinde ilk düşündüğüm iş alanı  internet teknolojileri oluyor. İnternet teknolojileri işi yapmak ise dünya ile yarışmak, global düşünürken yerel değerleri benimsemek ve en önemlisi de çağın ötesine ürün oluşturmak demek.

    Moody’s Türkiye’nin kredi notunu “yatırım yapılabilir” seviyesine çekti. Bu kimilerine göre geç kalmış (ya da ekonomiden ziyade siyasi bir karar) bir not arttırımı olsa da sonuç olarak, yabancı yatırımcıların Türkiye pazarına girmesini tetikleyici bir gelişme olduğu açık. Bu da demek oluyor ki Türkiye’de internet teknolojileri alanında da yeni yatırımlar olabilir. Zaten bir çevrenize bakın, geleneksel markaları bir kenera bıraktığınızda duyduğunuz yeni markaların büyük çoğunluğu birer e-girişim. Webrazzi’de bu konuyla ilgili yayımlanan yazıda internet ve teknoloji sektörünün küresel yatırım eğilimlerinin %20-%30′unu oluşturduğundan bahsediliyor.

    Günümüzün ve geleceğin iş alanları arasında ciddi bir yer alacak olan internet ve teknoloji için yazılım olmazsa olmaz ihtiyaç. İşte bu noktada hem bu teknolojik gereksinimleri anlayacak, işi bilecek aynı zamanda teknik anlamda yapılabilirlik ve verimlilik kararları alabilecek insanların değeri her geçen gür artacak. Bu insanlara İş Analisti diyoruz. 🙂

    Bugün işi bilen teknik insanlara daha çok ihtiyaç duyuluyor ve bu önümüzdeki yıllarda da bu durum artarak devam edecek. İş analistleri için klasik görev tanımları vardır. Sorunu anlama, problemi çözme, gereksinimleri çıkarma bunlardan bir kaçı. Ancak kağıt üzerindeki bu görev tanımlarına daha tepeden bakarsak bir iş analistinin alabileceği sorumlulukların çok daha büyük olduğunu görebiliriz. Daha önce bu konuyla ilgili yazmış olduğum Başarılı Bir İş Analisti Olmak İçin başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.

    Kendinizi asla tek başına bir IT çalışanı olarak görmemelisiniz.

    Günümüzde işi bilen iyi insanlar ve teknik anlamda iyi iş çıkaran insanlar var. Ancak bu ikisinin ortasında yer alan işi iyi bilen teknik insanlar başlı başına bir şirket gibi çalışabilirler. İşi iyi bilen teknik insan tek başına bir danışman olabilir. Tek başına bir şirket olabilir. Bu açıdan bilişim teknolojileri alanında iş analisti olarak çalışmak fikrini ilgi alanlarınız dahilinde değerlendirmenizi öneririm. Eğer analitik ve teknik yetkinliklerinize güveniyorsanız, IT sektörü sizin için biçilmiş kaftansa iş analisti olmak için önemli aşamaları geçmişsiniz demektir. Ancak bununla da kalmayıp işi öğrenip, teknolojik gelişmeleri de yakından takip etmemeniz kariyerinizde fark yaratmanız için mutlaka şart. Kendinizi asla tek başına bir IT çalışanı olarak görmemelisiniz. Her an iş biriminde de görev alabilecek yetkinliğe sahip olacak şekilde kendinizi geliştirmelisiniz.

    Size küçük bir sır vereyim. 🙂 İş analistliği için nokta bölüm endüstri mühendisliğidir. Bir endüstri mühendisi gönül rahatlığıyla kendisini iş analisti olarak yetiştirebilir. Ancak günümüzde matematik ve bilgisayar mühendislerinin de iş analisti olabildiği görülür. hatta çok daha gerilere gidersek, “alakasız” bölümlerden mezun olup, kendisini yetiştirmiş başarılı iş analistleriyle de tanışabilirsiniz. Ancak her geçen gün bu konuda da şirketler standartlaştırmaya gidiyor. Özellikle sosyal bilimlerden mezunsanız ya da özetle mühendis değilseniz şansınız çok zor.

    İşi bilen teknik insan: İş analisti.

  • İyilik Yanımda Kal Demektir

    İyilik Yanımda Kal Demektir

    Dünya değişti, insanlar bozuldu mu dersiniz? Aslında rekabetin getirmiş olduğu bir tür hayatta kalma mücadelesi.

    Onursuzlaşmak, mecburiyet haline geldi kimileri için.  Etik, karın doyurmaz bir ayak bağı oldu; çiğnendi. Bencilleştikçe insan, insanlıktan kaybeder oldu.

    Küçük hesapların peşinde koşarken, aslında ne için yaşadığını unuttu insan. Kıskanan, yarışan, rekabet eden insan mutlu olmayı unuttu.

    Gerçek dostlukları arar olduk.

    İş arkadaşlarımız, sosyal çevremiz ve akrabalarımız. Artık kim dost, kim düşman belli değil. Hesapsız yaşamak için aptal olmak gerekti!

    Çevresini izlemeden yaşayamayan, kıskanan, kendi menfaati için planlar kuran, kurgulayan biri ne kadar zavallıdır oysa. Kendi zavallı hayatlarından çalmakla kalmaz, karşısındakini de rahatsız eden parazit bir hayattır bu insanların yaşadıkları. Düşünsenize, başkaları olmadığında hayatında anlamlı bir yer kalmayacak insanlar yok mu etrafınızda? Rakipsiz yaşayamayanlardır bunlar. Ukala insanları bu yüzden severim. Kendi hallerinde ve sadece kendilerini üstün/iyi/bilgin gördükleri için ukaladırlar. Onların meseleleri kendileridir, başkaları değil.

    Artık iyi şeyleri de ayırt edemez olduk. Saf düşünmeye hakkımız yok değil mi? Hayata karşı hep gardımızı almak zorundayız. Oysa birimiz diğerinin hakkına göz koymasaydı, yetinebilseydik, şükür edebilseydik olur muydu bunlar? Dünya böyle değil ve bunun farkındayız işte. Bütün zorluklarıyla kabulleniyoruz ve iyiliğe inancımı kaybetmiyoruz. İyi ki  aklımıza sahibiz diyoruz. Sahip olduğumuz tek şey belki de.

    İyilik de bozuldu. Günümüzde artık iyilik, insanlar için bir koz haline geldi.

    Kimileri karşısındakine güç göstergesi için iyilik yapar, hatta bunun için can atar. “Lütfen sana iyilik yapmama izin ver.” boyutundadır bunlar. Yaptığı iyiliğin hayırlı olmasından değil, karşısındakini kendisine muhtaç hissettirebildiği düşüncesiyle egosunu tatmin eder. Bu insanların teklif ettikleri iyiliği herhangi bir sebeple geri çevirdiğinizde ise size küsme derecesinde bozulurlar. Siz onları nasıl reddedebilirsiniz ki?

    İyilik yapmak, borç vermek değildir asla. İyilik için karşılık beklenmez. Sizin gönlünüzden koparak yaptığınız iyilik başkaları için dünyanın en büyük ezikliğidir. Yaptığınız iyilik onlar için büyük bir yenilgidir. Çünkü onlar iyiliği yukarıdaki gibi görenlerdir. Bu sebeple her ne şekilde olursa olsun mutlaka size karşı bir iyilik yapmak zorunda hissederler kendilerini. Ne insanlar var. 🙂

    İyilik bir koz, geleceğe bir yatırım, bir ego tatmini, karşındakinin özgürlüğünü satın alacak bir borç değildir.

    İyilik…

    Biz iyilik yaparken,  aynı duruma kendimizi koyup yardımımızı, olanaklarımızı paylaşırız. İyilik sevgi gösterisidir ve paylaşmaktır iyilik. Dedim ya o anda kendimizi iyiliğe ihtiyacı olan insan yerine koyarız ve o anda iyilik yaptığımız insan ne kadar mutlu olacaksa biz de o kadar mutlu oluruz. Çünkü iyilik, bu dünyayı paylaşabilmek, birlikte yaşamaya tahammül edebilmek, karşındakini kabullenmek, varlığına değer vermektir. “Senin hak ettiğin bu hayatı yaşamanı istiyorum, buna küçük bir katkım olacaksa ne mutlu bana” demektir.

    İyilik, iyi olmanı istiyorum demektir.

    İyiliğin dünü, yarını olmaz. Bugündür iyilik.

    İyiliği denize atmadığın sürece iyilik değildir.

    İyilik, yanımda kal demektir; insanlığı yaşatmaktır.