Ay: Ekim 2013

  • Ekonomi “Gerçekten” İyi Değil

    Son günlerde ekonomik göstergeler adına önemli veriler açıklandı. Bu verilerle birlikte çoktandır yazmak istediğim ekonomik gerçekleri anlatmanın tam zamanı.

    İşsizlik bildiğimiz gibi; %10′dan aşağı inemiyor.  Özellikle gençlerde işsizlik artmaya devam ediyor.  Her 5 gençten 1′i işsiz. Zaten işsizliğin azalmasını beklersek kendimizi kandırmış oluruz. İş gücüne dahil olan, olacak, milyonlarca genç varken bu gençlere istihdam sağlayacak şirketler de aynı hızla kuruluyor mu? Bu kadar genç varken bu gençleri istihdam edecek şirket açılıyor mu yoksa var olanlar da iflas edip kapanıyor mu? Maalesef işsizliğe çözüm olacak her hangi bir politikaya sahip olamadığımız gibi tam tersine işsizliği körüklercesine nüfusu artıracak politikalar izleniyor!

    3 çocuk yapmak, genç ve işsiz nüfusu arttırmak kimin işine gelir?

    Bir düşünün. Bir ülkede işsiz genç nüfus artarsa ne olur? İş gücünün, emeğin değeri azalır. Patronlar daha ucuza çalışacak köle bulmakta hiç zorlanmaz. Çin’i hatırlayın. İş gücü ucuzlar, artık insanlar iş olsun da karın tokluğuna da çalışayım demeye başlarlar. Çalışanların, işçilerin hayat kalitesi azalırken, patronların zenginlikleri artar. patronlar zenginleştikçe çalışan kesim fakirleşir, köleleşir. İnsan değeri azalacağından artık işsizlik oranının da bir anlamı kalmamış olur. Örneğin, normalde 3000 TL’ye çalışan bir kişinini yaptığı işi artık 1000 TL’ye çalışan 2 kişi yaparsa ne olur? İşsizlik azalır değil mi? :) Yani 3 çocuk zenginin, işverenin, patronun işine gelir. Genç nüfus söylemleri palavradır.

    İşsizlik azalmadıkça aslında hiçbir ekonomik verinin önemi yok. Ülke gelirinin bireylere dengeli ve daha homojen, adil dağılmaması sonucunda o ülkede ekonomik refah sağlanamaz. Zenginin daha çok zengin olmasıyla sırf belli başlı kişilerin gelir artışıyla gerçekleşen kişi başı ortalama gelir artışının hiç bir önemi yoktur. İstihdam artmıyor, yaşam kaliteniz artmıyor, cebinize giren para artmıyor. Alım gücünüzde de bir iyileşme olmadıktan sonra hangi ekonomik değer artmış bana ne!

    Ülkeye daha sonra faiziyle birlikte çıkacağı bilinen sıcak paranın girmesiyle “ekonomi süper” söylemleri maalesef kısa vadeli anlık bir iyimserlikten başka bir şey değil. Kısa vadeli anlık, geçici iyimserlik tablosu kimin işine gelir? Elbette mevcut hükümetin işine gelir. Kısa bir ılık rüzgar her şeyi o anda yolunda gösterebilir. Oysa Türkiye ekonomisi hep diken üstünde giden, dışarıya bağımlı bir ekonomi.

    En ufak siyasi ve dış kaynaklı bir gelişmede dünya borsalarına göre en fazla etkilenen borsaya sahibiz. Nasıl olmayalım? Kendi kaynaklarımızla değil, geçici veya dış kaynaklarla ayakta duran bir borsamız var. Varlıkları satarak sıcak paraya dönüştürüp (özelleştirmeler) piyasaya sürmekle ekonomiyi hep kısa vadeli çözümlerle ayakta tutmak borcu kapatmayacağı gibi sadece batmayı erteler.

    Bir ülkenin ortalama ekonomik gidişatını izah etmesi adına bankaların paylaştığı veriler çok önemlidir. Son günlerde sıcak gelişmeler vardı. fark ettiniz mi?

    – Kredi kartlarından nakit para çekimi geçtiğimiz yıla göre yüzde 18.5 oranında arttı.

    – Türkiye, kredi kartıyla alışverişi sevdi.

    Bu haber başlıkları öyle sıradan ve yüzeysel ki okununca pozitif rüzgarlar eseyormuş gibi olur insan.

    Alışverişi sevmişiz! :)

    Bu haberler halkın ekonomik durumunun giderek sıkıntıya girebileceğinin işaretini veriyor aslında. Örneğin kredi kartlarından nakit çekiminin artması demek, ülkede nakit sıkıntısının arttığını ve durmadan borçlandığımız anlamına geliyor. Cepte nakit yok, ancak ihtiyaç var. Bu durumda ne oluyor? Hemen faiziyle ödemek üzere ATMlerden borç alınıyor. E cepte nakit olmayınca da nasıl yapılacak o alışveriş? Mecbur kredi kartıyla. Yani yöntemi nasıl olursa olsun sonucunda size ait olmayan bir parayı kullanıyorsunuz. Borçlusunuz. Sanmayın ki sadece sizin için geçerli, hayır. Cari açığı artan bir ülke için ne denir? Borçlu ülke.

    Ciddi bir borçlanma söz konusu. Artık borcu olmayan kredi ödemeyen kimse yok neredeyse. Birikim, tasarruf yapmayı daha iyi öğrenmemiz gerektiği bir gerçek ancak bu sadece daha az acı çekmenize yardım eder, çözüm olmaz.

    Türkiye ekonomisi üretmeden,  sadece tek yönlü yabancı yatırımcılarla kısa vadeli ekonomik düzelmelere bel bağlamış durumda. Adı üstünde yatırımcı. Yatırımcı para kazanmak için parasını bir ülkeye yatırır. Yabancıdan gelen sıcak paraya dayalı bir ekonomik iyimserlik yaratılmak isteniyor. Artık satacak bir şeyimiz de kalmadı!

    Siz siz olun, nakdinizi koruyun.

    Ülkenin siyasi görünümünün de çalkantılı olduğu bugünlerde ilerisi için aşırı borçlanmak başınıza bela olabilir.

  • E-Ticarette Müşteriyi Memnun Etmemenin İnce Yolları

    Ticaretin her türlüsünde müşteriyi memnun etmenin altın kuralları bellidir. Yani bunlar e-ticaret, s-ticaret, f-ticaret vb. için değişmiyor. Müşteri memnuniyeti sağlamak için yapılması gereken ve asla yapılmaması gereken şeyler aynı. Ancak günümüzde alışkanlıklar değişmekte olup bildiğimiz iş modelleri günümüz teknolojisiyle yeniden kurgulanıyor ve yeni iş modellerine dönüştürülüyor. E-ticaret de her geçen gün işlem hacmini arttıran, müşterilerin sıklıkla tercih ettiği bir alışveriş kanalı olması nedeniyle burada yaşanan alışveriş deneyimi çok daha önemli bir hal almakta.

    Günümüzde rekabetin üst düzeyde olduğu e-ticaret sektöründe yaşadığım deneyimlerden de bahsederek e-ticaret sitelerindeki gördüğüm servis ve hizmet operasyonlarındaki eksikliklere değineceğim. Büyük rekabet ortamında, hele ki online ve sosyal dünyada yaşanan olumsuz deneyimlerin kitlelere ulaşabilir olması artık en ufak bir memnuniyetsizliğin şirketler için doğrudan maddi kayba dönüştüğünü söyleyebiliriz. İşte bu ortamda şirketler mutlaka müşterilerini memnun ederek alışverişi sonlandırmalı.

    Müşteri memnuniyeti sağlama yolları

    Müşterilerini memnun edebilmek istiyorsanız öncelikle satınalma işleminden önceki bütün vaatleriniz gerçekleştirmelisiniz. Müşteriye saygı gösterip, beklenmedik sıkıntılarda müşterinizi bilgilendirmeyi görev edinmelisiniz. Ne kadar samimi ve şeffaf olursanız, müşterinizi hatalarınızla kazanırsınız. ;)

    Samimi kampanya takibi

    Fiyat, e-ticaretin alışverişte tercih edilmesinde en önemli etkenlerden biri. Hatta birçoğumuz için tek etken bile olabilir. Bu durumda yürütülen kampanyaların tüketici üzerindeki etkisi çok büyük oluyor. Bu durumda eğer mantıklı ve kampanyalar yürütmek gerekiyor ve kampanya sonrasında ürünün fiyatını doğru yönetmek gerekiyor. Müşteriler ürünü almadan önce ve aldıktan sonra da bir süre takip ederler. Özellikle kampanyalardan sonra gerçekten ürünü kampanyalı olarak alıp almadığını, ürünün kampanyadan sonra daha pahalı olup olmadığının izini sürerler. Eğer “kandırıldığını” düşünen bir müşteriye sahip olursanız o sipariş iptalleri veya geri iadeler yaşarsınız.

    mutsuz_musteriE-ticarette güven bir kat daha önemli. Siz eğer “Kurları sabitledik, artan döviz kurlarını şu tarihe kadar fiyatlarımıza yansıtmayacağız.” İlanıyla müşterilerinizi alışveriş yapmaya teşvik ettiğinizde, verdiğiniz tarihten sonra ürün fiyatlarınıza yeni kurları yansıtarak, ürünlerinizin fiyatını arttırmalısınız. Ben bunun tam tersine, 2 gün önce satın aldığım bir ürün için böyle bir senaryoda satın aldığım ürünün fiyatını düşüren e-ticaret sitesi gördüm. Şaka gibi değil mi? :) Tahmin ettiğiniz gibi ürünün kargoya verilme süresi de biraz geciktiğinden siparişimi iptal ettim. Ancak kredi kartıma iade işlemlerinin yansıtılması, kart limitimin böyle bir deneyimle boş yere işlem görmesi gibi memnuniyetsizliklerim oldu. Her şeyden önce kandırılmış oldum.

    Kolay ürün iadesi ve sorunsuz geri ödeme

    Bütün süreçleriniz etik değerlere uygun ve müşteri menfaatleri göz önünde bulundurularak oluşturulmalıdır. Unutmayın, müşterinin size güvenmesi için öncelikle siz kendi sisteminize güvenebilmelisiniz. Kendinize güvenemediğiniz durumlarda, özellikle ödeme adımlarında kendi menfaatlerinizi koruyucu kısıtlamalarda bulunmak son derece olumsuz bir yaklaşım olacaktır.

    Eğer yukarıdaki olumsuzluklardan dolayı müşteriniz siparişi iptal etmek veya ürünü geri iade etmek istediğinde (elbette yasalar çerçevesinde) bu sürecin de alışveriş sürecinin ve dolayısıyla müşteri deneyimi ve memnuniyetinin bir halkası olduğu unutulmadan, müşterinizi memnun etme gayretiyle işlemleri olabildiğince kolay ve hızlı şekilde yapmanın yollarını aramalısınız. Unutmayın, e-ticaret üzerinden yapılan geri iadeler ve finansal işlemlerin yapılma süreci müşterileriniz tedirgin eden gergin anlardır. Bu anlarda müşterinize yol göstererek, gerekli bilgilendirmeyi yapmak sizi birçok e-ticaret sitesinden farklılaştıracaktır. ;)

  • Kamu Spotlarında Video İnfografik Esintileri

    İnfografiklerin videolu haline video infografik denir. Evet bu basit tanımı zaten tahmin ediyorsunuz ve hatta bizi takip edenler de çok yakından biliyor. (Video infografik kategorisi altında İnfopik’te bugüne kadar yayımladığımız video infografik içeren yazıları bulabilirsiniz.) İnfografiklerin anlamayı ve anlatımı kolaylaştıran özelliklerini bir de video ile zenginleştirdiğinizde ortaya harika işler çıkıyor. İzlemesi kolay ve zevkli olan video infografiklerde edindiğiniz bilgiler görselliğin yüksek gücü ile akılda kalıcı oluyor.

    Bütün bu avantajlar, bilgi verirken aynı zamanda bir mesajın öğrenilmesini hedefleyen kamu spotları için de bulunmaz bir fırsattı. Geçtiğimiz günlerde Kurban Bayramı dolayısıyla, Bilinçli Kurban Kesimi adlı kamu spotu videosu televizyon kanallarındaki yayınlandı. Doğrusunu söylmek gerekirse ben videoyu oldukça beğendim ve sizlerin de eğer denk gelmediyseniz görebilmeniz için paylaşmak istedim. Ekonomi Bakanlığı tarafından hazırlatılan video infografikte kurban derilerinin geri dönüşümü için bilgilendirici detaylardan bahsediliyor ve bunun ülke ekonomisine olan katkısına vurgu yapılıyor.

    Gün geçtikçe televizyonda ve internette daha çok video infografik göreceğiz. 😉

  • Bir Gazete Neden Bedava Dağıtılır ki?

    gazete

    Ülkemizdeki medyanın bütün organlarına doğrudan yapılan baskı hiç olmadığı kadar artmış durumda. Bunu birebir gazetecilerde ve medyanın her kolundaki çalışanların söylemlerinde biliyoruz. Medyanın hemen hemen her kolunda hükümete yönelik bir eleştiri getirmek mümkün değil. Düşünce özgürlüğü dediğimiz demokratik haklar maalesef ne hikmetse medyada geçerli kılınmıyor. Hükümetin yanlışlarını söyleyerek uyarı, eleştiri getiren, fikrini paylaşan her yazar gazetelerden bir bir kovuluyor, televizyon programlarına çıkarılmıyor ve  medyadan uzaklaştırma operasyonuna maruz bırakılarak susturuluyorlar. Bunu çok açık görebiliyoruz artık. Her şey göz göre göre bile bile normalmiş gibi yapılıyor. Bunun son örneği Mustafa Mutlu. Vatan Gazetesi’nden Necati Doğru ve Can Ataklı‘dan sonra Mustafa Mutlu da kovuldu. (Mustafa Mutlu’nun kovulmadan önce, patronuyla yaşadığı görüşmeleri ve medyanın dönüşümünü kaleme aldığı Dön Kardeşim kitabını da okuyabilirsiniz. Kitaba göre, Erdoğan Demirören, Mustafa Mutlu’dan hükümetin hoşuna gidecek yazılar yazmasını ve dönmesini istemiştir.) Yine aynı grubun gazetesi olan Milliyet‘ten de en son Can Dündar‘ın gazeteden uzaklaştırıldığını biliyorsunuzdur. Bütün unların nedeni ise gazetenin yeni patronu olan, Demirören Holding‘in de sahibi Erdoğan Demirören’in mevcut hükümetin sözünden çıkamaması. Holdingin diğer işlerinin hükumet tarafınca bozulması korkusu. Görebiliyor musunuz, tarafsız ve objektif yayıncılık bir holding için mümkün olamıyor, olamaz da zaten.

    Çin’den sonra en fazla tutuklu gazeteci ülkemizde

    Bugün Türkiye’de gazete sahibi olan holdinglerin iktidarın alehine bir duruş sergilemesi mümkün değil. Burada objektif ve doğru habercilikten bahsediyorum. Hiç kimse hatasız değil ve elbette bu hükümetin de doğru ve yanlışları var. Ama medyada sanki her şey güllük gülüstanlıkmış gibi gösteriliyor. En ufak olumsuz bir habere görüşe tahammül edilemiyor. Haber bültenlerinde hükümeti sinirlendirilecek haberler yapılmıyor. En son Gezi olaylarında bu durumu tam olarak test etmiş olduk. Hükümetin kontrolündeki medya organları her şeyi hükümetin istediği gibi çarpıtmaktan kaçınmıyor. Kısaca ülkemizde özgür, tarafsız ve gerçek haber okumuyoruz ve izlemiyoruz. Size dünyada Çin’den sonra en fazla tutuklu gazetecinin ülkemizde olduğundan bahsetmedim bile!

    Koş vatandaş tam size layık haberlerimiz var! Vatan ve Milliyet Gazetesi yollara dağılmış…

    Uzun bir süredir bizim sitede Demirören Holding’in gazeteleri olan Vatan ve Milliyet bedava dağıtılmakta. Önceleri kapımıza kadar dağıtılıyordu, şimdi ise sitenin girişine destelerce bırakılıyor ve isteyen istediği kadarını ücret ödemeden alıp evine götürebiliyor. Bir gazete neden ücretsiz dağıtılır ki? Bu sorunun birbiriyle bağlantılı iki temel cevabı var aslında. Bir gazete ısrarla kapılara kadar dağıtılıyor ve insanlara ücretsiz dağıtılıyorsa, “ne olursa olsun lütfen şu gazeteyi eve sokun” yaklaşımı vardır. Bunun altında yatan temel nokta satılmayan gazetenin tirajını korumak. Tiraj düşerse gazetenin reklam geliri de düşer. Yani siz bedava olarak evinize soktuğunuz her gazete ile aslında gazete yine fayda sağlamış oluyorsunuz. Gazetenin reklam geliri elde etmesine vesile olmuş oluyorsunuz. Gazeteye sağladığınız fayda devam ediyor. O gün ücretiz bir şekilde evinize gazete getirebildiğiniz için de büyük olasılıkla başka bir gazeteye ücret ödeyip satın almıyorsunuz. Böylece ücretsiz dağıtılan gazete rakiplerine de böyle bir gol atmış oluyor! İkinci nokta da bedava dağıtılan gazeteler genellikle tarafsız habercilik yapmayan gazetelerdir. Belli bir görüşü savunurlar ve sürekli bu yönde haberlere yer verirler. Yazarları tarafsız değil bilakis taraftır. Özetle bir gazete bedava dağıtılıyorsa ikinci etkeni bir düşünceyi, bir görüşü insanlara, size empoze etmeye, ona inandırmak içindir. Bu gazetelerin eve girmesi demek, o evdeki küçük büyük, yaşlı genç herkesin aklının bir nevi yıkanmasının önünün açılması demektir.

    Piyasadaki gazetelerin %99’u size her şeyi toz pembe göstermek için var!

    Sitede bedava dağıtılan Vatan ve Milliyet‘i bir iki kişi dışında kimse almıyor. Çünkü biliyor ki bu gazetelerde hep yanlı haber var, hatta haber yok bile! Dünyada olup bitenlerden bir haber olan gazetelerde yanlı yorumlar, yanlı başlık ve manşetlere kimsenin tahammülü yok artık! Satılmayan gazeteler sitenin bahçesine ve yollarına rüzgarın da etkisiyle dağılıyor ve siteyi gereksiz yere kirletmiş oluyor. Gazete daha okunmadan çöpe dönüşmüş oluyor! Marketlerde ücretsiz dağıtılan bir Habertürk var ki hele her gün kasiyer yalvar yakar poşetimizin içine atıyor desem abartmamış olurum. Poşetten geri çıkarıp yerine koyuyorum. Piyasadaki gazetelerin %99’u size her şeyi toz pembe göstermek için var! Bu gazetelerin sahibi holding patronları ve bu holdinglerin hepsinin başka sektörlerde devletle işleri var. Yani hükümetin gücüne giden ama %100 doğru, gerçek haberlere bu gazetelerde yer yok. Neden bunu bile bile bu gazeteleri alayım ki? Ben gerçekleri ülkede olan biteni olduğu gibi öğrenmek istiyorum. İyiye iyi derken başka şeylerin üstünün örtülmemesini, kötüyü kötülerken de abartılmamasını istiyorum.

    Bayiden ücretini verip okumayacağınız gazeteleri, bedava dağıtılırken de almayın. Onlara yine fayda sağlamış oluyorsunuz. Kendinizi kullandırtmayın ve her ne olursa olsun her şeyi sorgulamaktan, fikirlerinizi açıklamaktan korkmayın.

    Bu gazeteler sadece holding patronlarına satılıyor!

    Bize değil.

  • Hava Yolu Trafiği Verileri ve Uçak Bileti Fiyatları

    Son yıllarda yeni hava yolu şirketlerinin ülkemiz pazarına girmesiyle hava yolu kullanımı da artmış oldu. Rekabet ortamının oluşması THY‘nin zaman içinde hava yolu taşımacılığındaki tek elinin kırılmaya başlamasına neden oldu. Özellikle rekabet ortamının oluştuğu hatlar ve hava alanlarında bilet fiyatları makul ölçülere indi. Hatta bu konuyla ilgili birkaç gün önce Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı‘nın bir açıklaması olmuştu. Atatürk Havalimanı’ndan Ankara’ya sadece Türk Hava Yolları’nın uçtuğunu belirterek, kendilerine hat verilmesi halinde mevcut bilet fiyatının yarısına uçacaklarını belirtti:

    “Şimdi konuşuluyor ya 200 lira 300 lira tavan, bugün bilet al, 490 liradan uçuyorsun, İstanbul-Ankara-İstanbul, Atatürk hava meydanından. Çünkü tek bir havayolu uçabiliyor. Aynı istikamet İstanbul-Ankara-İstanbul Sabiha Gökçen’den uç, bunun yüzde 30’u fiyata… 160 liraya. Niye? Çünkü Sabiha Gökçen’de rekabet var. Aynen olması gerektiği gibi.”  Her ne kadar bu konudaki tepkisini daha etkili yapabilmek verilmiş bir oran  (%50) olsa da  THY’nin o hatta rakipsiz olması elbette uçuş bileti fiyatlarını istediği gibi yüksek tutabilmesine olanak sağlamış oluyor.  Pegasus veya diğer hava yolu şirketlerinin de uçuş yaptıkları hat sayısını artırmaları hem uçuş yapan yolcu sayısını arttıracağı gibi ülkemizdeki insan taşımacılığı kalite standartları da yükselmiş olacak.

    Gecikme yaşayacak uçuşların %66’sının nedeni kötü hava şartları

    Yukarıdaki video infografik 2003 yılından 2012 yılına kadar uzanan zaman aralığındaki hava trafiğine ait veriler içeriyor. Global hava trafiğine ait istatistikleri bilirsek, güncel hava alanı tartışmalarında daha bilinçli ve gerçekçi olabiliriz. Örneğin yukarıdaki video infografikte bulabileceğiniz gibi 2012 yılında dünya genelinde 2,95 milyar insan ulaşım için hava yolunu tercih etmiş. İnfografikte en yoğun hava alanları, en büyük hava yolu güzargahları ve diğer detay bilgilere ulaşabilirsiniz. Bana göre asıl dikkat çekici bilgiler videonun son kısmında yer alıyor. Ortalama bir günde 8 milyondan fazla kişi uçak yolculuğu yapıyor ve yolcular check-in için ortalama 20 dakika bekliyor. En şaşırtıcı bilgi ise sıradan bir günde tam 1.616.438 uçuşun gecikme yaşayacak olması. Bu öngörüye göre bu gecikmelerin ana sorumlusu ise kötü hava şartları. 🙂 Gecikme yaşayacak uçuşların %66’sı kötü hava şartları yüzünden gecikecek. En iyi uçuş deneyimi için güneşli havaları tercih etmekte fayda var. Eğer tercih yapma şansınız varsa…

  • Halka Arz Olacak Twitter’dan Son Veriler

    Halka arz olmaya hazırlanan Twitter için hareketli günler kapımızda. 1-2 ay içerisinde (15 Kasım iddiaları var.) Twitter’ın yatırımcılarla buluşacak olması Twitter’ın değerinin de yeniden sorgulanmasını akıllara getirdi.

    Açıkçası sosyal ağların borsaya açılmaları beni heyecanlandırıyor çünkü bu sosyal medya veya yeni medyanın aynı zamanda finansal anlamda da kendisini ispatlaması anlamına gelecek. Gerçekten bir medya etkisi yaratıyorsanız bunun gerçek ekonomiye etkisini göstermelisiniz. Google ve LinkedIn’i bir kenarda tutarsak, Facebook’tan sonra Twitter ile bu süreci izleyeceğiz.  En son Facebook’un halka arz sonrasındaki performansının yatırımcısını hayal kırıklığına uğrattığını biliyoruz. Oysa bu hayal kırıklığının tek sorumlusunun Facebook olmadığını da biliyoruz. Neyse ki son zamanlarda Facebook’un işi biraz düzelttiğini söyleyebiliriz.  Uzun vadeli düşünün; sabredin. 😉

    Twitter’ın 2012 geliri 316,9 milyon dolar

    Sosyal ağları temelde değerli kılan, aktif kullanıcı sayıları ve beraberindeki reklam gelirleridir. Twitter’ın, gelirinin %85 gibi büyük kısmını reklamdan elde ederken, reklam geliri yaratma potansiyeli de elbette bu süreçte etkilidir. Twitter’ın gelirlerini artıracak ve karlı bir şirket olarak varlığını sürdüreceğine inanmak için aktif kullanıcı sayısını arttırma potansiyeliyle birlikte, aktif reklam modellerini ve sonucunda reklam gelirini arttırabilecek mi buna bakarız. Aklımıza şunu da getiririz: Reklamdan başka gelir modelleri yaratılabilir mi? Twitter’ın bu potansiyeli var mı? Şimdilik bu konuda pozitif olamıyoruz.

    Twitter hala beni yatırım yapılabilecek bir şirket olarak tam anlamıyla tatmin etmiyor. Evet kullanıcı sayısı henüz yeterli olmasa da artış potansiyeli var diyebiliriz ama bu tek başına anlamsız.  Beni asıl kuşkulandıran Twitter’ın henüz gelir elde etmede sıkıntıları olması. Twitter’ın reklam geliri tatmin etmiyor ve yeni reklam modelleri yaratmakta yavaş ilerliyor.

    Twitter’ın potansiyelini görmek adına aşağıdaki araştırma sonuçları faydalı olacaktır. İnfografikte tanıdık bir bilgi de var. Bir günde sosyal etki yaratan en etkili hashtag listesinde, 2,67 milyon kişiye ulaşma potansiyeli #OccupyGezi de araştırmada yerini almış. Dikkat çeken asıl önemli Twitter istatistikleri ise her saniyede ortalama 1,5 yeni hesap, 9100 tweet ve 24000 arama oluşuyor olması. Twitter’ın aylık aktif kullanıcı sayısı ise henüz yaklaşık 218 milyon civarında.

    Yaklaşık 1 milyar dolarlık halka arz gerçekleştirmeyi bekleyen  Twitter konusunda temkinliyim. Potansiyeli olan bir sosyal ağdan bahsederken Twitter’ın önündeki en büyük engelin, reklemverenlere cazip ve etkili reklam olanaklarını henüz sunamamış olması. Facebook boşuna bu konulara kafa patlatmıyor! 😉

    twitter-verileri

     

  • İnfopik Iztech RoboLeague 2013’ü Destekliyor

    Yenilikçi robot yarışmaları üniversitelerde inovasyon anlamında yapılan en ciddi yarışmalardır. Öte yandan güneş enerjisiyle çalışan arabalar üretmek de bir diğer heyecan verici çalışmalardır. Hem inovatif yaklaşımlara vesile olması açısından, hem de alanında kaliteyi yakalayan RoboLeague 2013’ü online medya sponsoru olarak desteklemekten mutluluk duyuyoruz.

    Yarışmanın başvuru tarihinden önce özellikle yarışmaya katılabilecekler için RoboLeague’e izleyici olarak katılabilmek hala mümkün. Robotların yeteneklerini tahmin etmek ve performanslarını izleme fırsatı yakalamak heyecan verici olacaktır. Iztech RoboLeague 2013 26-27 Ekim tarihinde İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü‘nde.

    Bu arada İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYEE) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği öğrencileri tarafından kurulan İYTE IEEE topluluğu öğrencilerinin etkinlikleri için hazırladıkları mini infografiği aşağıda görebilirsiniz. Yaratıcılığın ve yenilikçiliğin ortaya çıktığı bu yarışma için infografik hazırlamak çok yakışmış. Bize de sizlerle paylaşmak düşer… 🙂

     

    iztech-roboleague-2013

  • Kaliteli Müşteri Deneyimi İçin Kullanılabilirlik

    Müşterilerinizi (daha geniş bir ifadeyle kullanıcılarınızı) ağırladığınız ortam, kullanıcılarınızın sizinle etkileşim kurduğu yerdir. Kullanıcılar, ürün satın alırken veya sizin sunmuş olduğunuz hizmeti deneyimlerken sizin sağladığınız ortamı kullanır. Bu ortam ürün/hizmet ile kullanıcı arasındaki köprüdür. Ortam, şirketi ve markayı temsil eder ve kullanıcı bu ortam vasıtasıyla markayla etkileşime geçmiş olur.

    Bir evin planı kullanışsızsa bu hiç kullanılabilir bir ev değildir

    Kullanıcının ortamlar ile etkileşimi farklılık gösterebilir. Örneğin bir e-ticaret sitesinde satınalma süreci, ürünler arasında geçiş rahatlığı, kategori sayfalarının basit ve anlaşılır oluşu gibi düşünebiliriz. Kullanıcının ortam ile deneyimi sadece online ortam ile de sınırlı olacak değil. Bir cafede yemek yediğiniz ortamı düşünün. Koltukların tipi ve tasarımı sizin masaya olan hakimiyetinizi zorlaştırır, yemek yemenizi bir eziyete dönüştürürse bu da sizin, yani kullanıcının olumsuz bir deneyim yaşaması için fazlasıyla yeterli olacaktır. İşte bu ergonomik olmayan sandalye son derece kaliteli ahşap malzemelerden ve el emeği işlemelerden oluşmuş da olsa kullanılabilirlik açısından maalesef sınıfta kalan bir ürün olmuştur. Bir başka örneği de şöyle verebiliriz. Bir ev planı bence kullanılabilirliğe en iyi örneklerden biridir. Evin planı, mutfağın büyüklüğü, tezgahın yeri vb. bütün bunlar kullanılabilirlik ölçütleridir ve biz bunu kullanışsız/kullanışlı olarak duymaya alışkınız. Kullanışsız 3+1’e eve kıyasla kullanışlı bir 2+1 daha çok iş görebilir. Aynı zamanda daha ucuzdur. 😉

    Buraya kadar şirketlere, markalara veya bu yolda hızla ilerleyecek olan genç girişimcilere yönelik bir hitap dili kullandığımı anlamışsınızdır çünkü kullanılabilirlikle sorumlu taraf, ortamı oluşturan taraftır; yani işletmeler. Kullanılabilirlik (Usability) özellikle yazılım geliştirme ve IT dünyasında kullanılan bir terim. Ancak yukarıda da ifade ettiğim gibi kullanılabilirlik yaklaşımı hayatın her noktasında karşımıza çıkıyor. Ergonomik endüstriyel ürünler üretmek nasılsa webde de bu ergonomiyi kullanılabilirlik olarak yorumlayabiliriz düşüncesindeyim. Kullanılabilirlik, bir web sitesinin, bir web ortamının, arayüzün kullanım kolaylığını ifade eder. Müşteri deneyimi ise kullanılabilirlik sonucunu ortaya koyan yaklaşımdır. Bir ortam ne kadar kullanılabilir olursa müşteri deneyimi de o kadar fazla olacaktır.

    Bir sistem ne kadar güçlü ve teknolojik olursa olsun, kullanıcıların kullanamadığı hiçbir sistemin değeri yoktur

    Kullanılabilirlik bilgi teknolojileri dünyasında, analiz ve tasarım aşamalarında dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir web ortamında menülerin fonksiyonu, butonların konumu ve işlem süreçlerinin tasarımı gibi konular hep kullanıcı odaklı dizayn edilmelidir. Bu konuda da iş analistlerine ve geliştiricilere büyük iş düşmektedir. Kullanılabilirlik IT’nin olduğu kadar aynı zamanda işi talep eden kesimin yani iş birimlerinin de farkında olması gereken bir konudur. Siz kullanıcılarınızı ne kadar çok rahat ettirir, onları sistemlerinizde iyi ağırlarsanız onlar da sizin sık sık ziyaretinize gelir; müşteriniz olur. 😉

    Aşağıdaki infografik, kullanılabilirlik konusunda Türkiye’de markalara hizmet veren Userspot‘un kendi müşterileri arasında yaptığı değerlendirmeleri kapsamakta. Kullanılabilirlik değerlendirme ölçütüne göre yapılan testler neticesinde markaların web sitelerinde kullanıcılarına sunduğu kullanılabilirlik kalitesi ölçülüyor ve neticesinde markalara bu yönde tavsiyeler ve iyileştirme önerileri sunularak danışmanlık hizmeti verilmiş oluyor.

    kullanilabilirlik