Ay: Nisan 2014

  • Yazanı Belli Olmayan Kimliksiz Yazılar Devri Kapandı

    Eskilere gidelim.

    İnternet ortamında içerik dendiğinde herkesin ilk aklına gelen şey neydi?

    Haber siteleri.

    Gazete sitelerini ve muhabiri olan internet haberciliği yapan siteleri bir kenara bıraktığımızda, geriye kalan haber sitelerini gözümüzün önüne getirelim. Ne görüyoruz?

    Aynı haber ajanslarından çekilen haberlere üşenmezler ise kendi çizgisine göre yorum katılmış başlık belirleyip, photoshopla hazırlanmış görseller ile siteye konan içerikler.

    İşte bu haber siteleri, internetten en çok reklam geliri elde eden siteler oluyor. Aç bir haber sitesi, al 3-5 editör, yanlarına 1-2 photoshop bilen insan, bir de üye ol haber ajansına tamamdır.

    Şimdi yine bu siteler iş yapıyor mu, yapıyor. Ancak bir şeyler değişiyor…

    İçerik kavramı haber kavramından ayrışıyor.

    Dijital dünyada önce kullanıcıyı içerik sağlayıcı yapan sözlükler, kendi içeriğini kendi üreten bloglar ve oradan da kendi haberini kendi sunan  Twitter benzeri microbloglar, hayatımıza girdi.

    Özellikle bloglar, haber değil makale, basın bülteni değil özgün içerik dönüşümüne katkıda bulundu. Advertorial (reklam kokan) içerikler, içerik pazarlama gibi kavramlar blogların yükselmesine paralellik gösterdiler. Bu yükselme sosyal medya ile hız kazandı ve günümüze, bugüne gelmiş olduk. Bugün, haber ihtiyacımızı birkaç tweet ile çok ama çok iyi giderebiliyorken (Twitter’da bir zamanlar sansür yoktu.) haber sitelerine gerçekten ziyaret etme ihtiyacımız ve hatta zamanımız yok. Uzun uzadıya haberin detayından çok tek başına sonucu anlatan bir tweet çoğu zaman haberdar olma ihtiyacımızı görüyor. Ne zaman ki detaylara hakim olmak isteyecek kadar bir içeriği önemsiyoruz o zaman sayfayı ziyaret ediyoruz.

    Peki bizler neyi okumak istiyoruz?

    Haber okumak istemiyoruz. Bizi eğlendiren, bilgi veren, yeni bir şeyler öğrenebildiğimiz ve kendimize bir değer katabildiğimiz içerikleri okumak istiyoruz. Bu içerikler ise bloglardaki özgün makalelerdir. Gazetelerdeki köşe yazarlarının yazılarıdır. Birkaç değerli kalemin bir araya geldiği kaliteli blog siteleridir. Yani anlayacağınız yazarı belli olmayan, kimliksiz haberlerin devri kapandı.

    Kimin yazdığı belli olmayan, kimliksizce ortaya atılmış bir bilgiye nasıl inanabilir insan?

    Bültenlerin, gibi copy-paste edilen anonim içeriklerin devri, etkisi ve gücü bitti. Bunu hem sizler hem de Google diyor. Kaliteli, özgün içerik devri artık çoktan başlamıştır ve yazanı belli olmayan değil, editör değil, bizzat “Yazar” tarafından yazılmış içerik döneminin tam içindeyiz; çünkü artık  sosyal medya ve yeni medya düzeni artık bunu gerektirmektedir.

    Artık blog-haber devri eskisini daha hızlı hissettirecektir. Bu etki, ne zaman bloglar kendi haberlerini, kendi içeriklerini üretirse, yerel kaynaklardan daha çok yararlanırsa o zaman çok daha güçlü olacaktır. Şu da bir gerçek ki yabancı haber ve blog sitelerinden çevrilerek, hatta o sitelerden haberdar olunup öyle Türkçeleştirilip verilen haberlerin de bir kıymeti yok. Gece boyu sabahlayıp, Amerika’daki bloglardan haber kovalayarak sabaha çevirme gayreti göstermek de maalesef boşa bir gayrettir. O iş öyle olmuyor! Bütün bunları akıllı internet kullanıcısı Türkçe’ye çevrilmesini beklemeden o anda okuyor.

    Türkçe girilmiş bir içerik, bununla beraber yerelde yaratılan medya gücü ve reklam etkisi döngüsünde yapılan yayıncılık bizleri kandırmak ve oyalamaktır.

    İnfopik’te “haber” işte bu okuduğunuz yazıdır.

  • Özgüveniniz Yoksa Yeteneğinizi Öldürürsünüz

    Bir önceki yazıda bizlerin kendimizi sürekli geliştirme ihtiyacı hissetmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yazıdan sonra düşündüm ki belki yazdıklarımdan farklı anlamlar çıkaranlar olabilir. Örneğin kendine yetmeme, kendini yetersiz görme ve sonucunda meydana gelen özgüvensizlik hali. Belki daha da ileri gidilirse bir depresyon haline sürükleyebilecek bir durum. Kariyer veya özel hayatınızda istediğiniz birkaç şeyin olmaması durumunda bir yılgınlık veya pes etmişlik haline de bürünebilir insan. Ancak bunun böyle olmasını istemiyoruz. Başarısızlık ardından oluşan üzgünlük halini, bütün bunların  bilincinde yaşamak sizi güçlü kılar.

    “Sürekli kendimi geliştirme ihtiyacı hissediyorum.” demek “Kendimi bir türlü istediğim yerde, başarıda göremiyorum.” düşüncesine sizi sokabilir. Oysa demiştim ki sürekli gelişme düşüncesi bir eksiklik belirtisi değil, bir yaşam biçimidir. Öğrenmeye aç olmak, bilmediğiniz anlamına gelmez. Bütün bu düşünceler ise kendinize olan güveninizin ortadan kaybolmasına yol açabilir. Kendimizi sürekli geliştirme ihtiyacı hissetmek sanılanın aksine öz güven sahibi olduğumuzu gösterir. Evet, öz güvenimiz varsa gelişime ancak o zaman kapı açabiliriz. Ancak “Kendimi geliştirmeliyim.” dediğinde çoğu kişi kendisinin bir eksikliği olduğu algısını zihninde oluşturarak kendisini psikolojik olarak bir baskıya sokmuş oluyor. Benim savunduğum hipotez, kişinin kendisini geliştirme ihtiyacı hissetmesi onun hala yapacak işi olduğunu ve kararlılığını gösterir.

    Peki tam da özgüveninizi kaybettiğiniz anda önünüze gelecek fırsatları elinizin tersiyle itecek misiniz?

    Kendinizle kavgalı olduğunuz bir anda çoğu zaman yeni bir işe, yeni bir teklife hatta yeni olan her şeye kendinizi kapatabilirsiniz. Ancak hayat bu lüksü size tanımıyor. Şans kapıyı çaldığında “Benim moralim bozuktu.” deme lüksünüz yok. Bu anlarda aslında demek istediğim ifadeyi Richard Branson kapsamını geliştirerek çok güzel bir söz söylemiş: “If someone offers you an amazing opportunity and you are not sure you can do it, say yes. Then learn how to do it later.” İşte bu söz özgüven eksikliğinden ya da yeterince cesaretiniz olmadığından hatırlamanız gereken şeyi size fısıldasın.

    Çok iyi bir iş teklifi aldınız ancak sorumlulukları yüksek ve iş tanımında yazanları yapıp yapamayacağınız konusunda çekinceleriniz var. Ancak kariyeriniz için kaçırılamayacak bir fırsat olduğu kesin. Böyle durumlarda bazı insanlar teklifi kabul etmezler ve fırsatı kaçırırlar. Daha sonra bu teklifi kabul edip o işe giren adayı gördüklerinde ise şaşkınlıklarını saklayamazlar. Onların kabul etmedikleri pozisyon için kendilerinden çok daha düşük profilli, daha az yetenekli birinin o işi yaptığını görürler. İşte burada cesaretin ve özgüvenin gücünü görüyoruz!

    Eğer biri size harika bir teklifle gelirse ve siz tam olalrak o işi  yapıp yapamayacağınıza emin değilseniz, evet diyin ve sonra nasıl yapıldığını öğrenin; diyor Richard Branson. Yani bilmiyorsanız bile ben bu işi yapabilirim deme cesaretini gösterebilmek gerekiyor. hayatınızın fırsatı ile karşı karşıya olduğunuzda ona sonuna kadar aslın. Hiçbir zaman bir iş için %100 hazır olamayacaksınız. Bu belki o anda özgüven eksiklliği olacak belki de bilgi eksikliği. Ne olursa olsun size biri, bir işi teklif ediyorsa, sizin o işi yapabileceğinizi dğşündüğü içindir. Siz de kendinize güvenin ve işi bilmiyorsanız bile öğrenebileceğinize inanıyorsanız, korkutucu gibi gözükse de o işi alın!

    Özgüveniniz yoksa yetenekli olmuşsunuz ne önemi kalır ki? Yeteneğinizi kullanma cesaretini kendinizde hissedin ve çok geç olmadan risk almaktan korkmayın.

  • Sürekli Kendimi Geliştirmeliyim İhtiyacı Hissediyor musun?

    Kendimize sürekli yatırım yapmalıyız dediğimde bazen acaba kendimi kandırıyor muyum hissine kapılıyorum. Aslında bazılarımızın bu hisse kapıldığını bildiğim için sizleri anlamak ve empati kurma amacıyla ben de bu hissi hissetmek istiyorum. “Neden kendimi geliştirmeliyim ki? Ben böyle de mutluyum.” diyebilir ve bu düşüncenin zihninizde yarattığı uyuşturmayla yaşadığınız hayatı idare etmeye devam edebilirsiniz.

    İdare etmek hiçbir şey yapmamaktır

    Kendine yatırım yapman için öncelikle gelecekte bu yatırımdan kazançlı çıkacağına inanman gerekir. “Kendime yatırım yaparsam, bir şeyler daha öğrenmeye devam edersem, aslında bu işi öğrensem çok başarılı olurum.” diyebiliyorsan bu, kendine olan inancı ve öz güveni koruduğun anlamına gelir. Bu yatırım sonucunda sağlayacağın kazanç ise manevi ve/veya maddi olabilir. Bu kazanca inanmadığında artık kendinden umudu kestiğin ve inzivaya çekildiğin sonucu çıkar. Bunun için çok erken değil mi sence?

    Kendine yatırımı ilgi alanımıza, işimize veya hedeflerimize paralel olarak düşünebiliriz. Her şeyden önce insan olarak sahip olduğumuz bilgi ve birikimi artırma ihtiyacını bütün benliğimizde hissedebilmeliyiz. Bir amaç etrafında kendinizi düşünebilmek size en büyük motivasyonu sağlayacaktır. Bir işe, bir amaca odaklanmak ve kurmuş olduğunuz hayalin peşinden gitmek size bambaşka bir mutluluk verecek, sıkılmaya asla fırsatınız olmayacaktır. Bütün bunların sonunda gelen başarının yaşatmış olduğu haz ise her şeye bedel olacaktır. Hepsi sizin daha iyi bir insan olmanız ve daha iyi bir yaşam sürmeniz için; kendiniz içindir.

    Sürekli öğrenme ihtiyacı cahilliğin önündeki en büyük güçtür

    Bir insanın kendisini sürekli geliştirmesi bilinci ve sürekli öğrenmeye devam etmeliyim diyebilmesi kendisi için yapabileceği iyiliklerin en değerlisidir. Sürekli öğrenme ve araştırma ihtiyacı belki de cahilliğin önündeki en büyük güçtür. Sürekli öğrenme hayattaki her şey, her konu için ihtiyaç olmalıdır. Öğrenmenin ve bilgi sahibi olmanın tadını çıkarmak gibisi var mıdır?

    Siz her ne işle uğraşıyor olursanız olun gündemi takip etmeden, kültür birikiminize katkıda bulunmadan, başkaların deneyimlerini dinlemeden ve kitap okumadan kendinize tam anlamıyla yatırım yapmış olamazsınız. Kendinize yatırım yapmak bir kursa kayıt olmak ile sınırlı değildir. Araştırmacı yaklaşımınızı sürekli açık tutmalı, her olay için “Bu işten ne öğrenebilirim?” sorusunu kendinize yöneltmeyi ihmal etmemelisiniz. En önemlisi de öğrenmeyi ve kendinize yatırım yapma ihtiyacınızı kaybetmemelisiniz. Yaşam boyu, yaşınız ne olursa olsun öğreneceğiniz her zaman bir şey olacaktır. Bu sürekliliği korumak kendinize yaptığınız yatırımın az veya çok olmasından daha önemli olacağını unutmayın.

    Sahip olduğunuz yeteneğin hakkını verin.

  • Facebook Görsel Ölçüleri

    Facebook’u anlamak, ona göre davranmak gerekiyor. Eğer bir ortamdaysanız oyunu onun belirlediği kurallara göre oynamak zorundasınız. Elbette Facebook paylaşımlarınızdan yüksek geri dönüş hedefliyorsanız. Facebook’ta görsellerinizin uyumlu ve en iyi şekilde görünmesi için içeriğinizde kullandığınız görsel ölçüleri büyük önem arz ediyor.

    Facebook dönem dönem news feed‘i yani haber akışını tasarımsal güncellemelere sokuyor. Bu değişimler sonucunda Facebook’ta paylaşılan içerik görüntülenme kuralları yeniden belirleniyor. Şimdi diyeceksiniz ki değişiyor ama Facebook’tan biz arzuladığımız geri dönüşü alamıyoruz. Özellikle sayfa yöneticileri, sosyal medya uzmanları ve markaların bu konuda işleri kolay değil. Paylaşılan bir içeriğin zaman, tip ve sunuş tarzına göre görüntülenme sayısı farklılaşsa da paylaşılan içerikler organik olarak sayfadaki takipçilerin ancak  %10-%20‘sine ulaşabiliyor.

    Hal böyleyken, sizin Facebook paylaşımlarınızdan daha iyi geri dönüşler sağlamanız için önünüze bir handikap daha çıkarma lüksünüz yok. O handikap ise en önemli faktör olan görsel!  İçeriğinizdeki görsel kalitesi ve görselin boyutu.

    Facebook’ta en iyi görünüm için kullanmanız gereken görsel ölçüleri

    Paylaşılan içeriklerin Facebook üzerindeki alanlarda hangi formatta görüneceğini ve bu alanların en iyi hangi ölçü boyutunda görseller desteklediğini bilmeniz önemli. İşin özeti görsellik dijital ve sosyal ortamda her geçen gün daha önemli hale geliyor. Kullandığınız fotoğraf ve image kaliteniz kadar, onları sunuş biçiminiz artık daha da önemli. Resimlerin boyutu ve çözünürlüğü Facebook üzerindeki farklı alanlarda en iyi görünüme sahip olmasında çok etkili.

    Aşağıdaki infografikte paylaşılan içerik tipine ve paylaşım yerlerine göre görsel içeriğinizin sahip olması gereken minimum boyutlar mevcut. Hatta sadece link, blog içeriği paylaşımları için de değil. Örneğin video paylaşımlarınızın da Facebook üzerinde en iyi şekilde görünmesi için sahip olması gereken boyutları görebilirsiniz. En sık kullanılan blog içeriklerinin paylaşımlarında, içeriğinizde yer alan görselin boyutu minimum 470×246 px olması gerekirken önerilen görsel boyutu 1200×627 px. Eğer 470×246’dan dan daha küçük boyutta bir görsel kullanırsanız, bu sefer içeriğiniz öne çıkarılan görsel boyutunda (thumbanail) versiyonda görüntülenecek ve geri dönüşüm alma etkisi azalmış olacaktır.

    Facebook’un algoritmasına ve kurallarına sadık kalmanız, ziyaretçilerinizle daha fazla etkileşime girmenize, takipçi sayınızı arttırmanıza yol açacak ve bu sayede daha yüksek satış potansiyeline ulaşmış olacaksınız.

    facebook-gorsel-olculeri-size