Soma Maden Faciasında Sorumlu Kim Bulundu?

Türkiye içeride ve dışarıda kötü yönetilen bir ülke. Dış politikada yaşadığımız olaylar malum. Ancak bizi daha belirgin bir şekilde etkileyen iç meselelere kayıtsız kalmak mümkün değil. Gördüğümüz hataları, yanlışları eleştiriyor ve bu ülkenin insanlarının refahı için dile getirmeyi bir sorumluluk görüyorum. Eleştirmeden, yanlışı göstermeden gelişme olmaz. Doğruyu alkışlamadan motivasyon sağlanmaz.

Bu ülke hepimizin ve yapılan iyi işlerden olduğu kadar, yanlış ve kötü işlerden de o derece hepimiz etkileniyoruz. Aynı geminin farklı bölümlerinde yolculuk etsek de dalga bir o yandan bir buyandan vursa da bir gün bu gemi su aldığında hepimiz batacağız. Artık gerçekten bir şeylerin yapılması gereken ve inatla ülkeyi yönetenler tarafından  geçiştirildiğine şahit olduğum iş güvenliği konusuna değinmeden edemeyeceğim. Bu devlet, onu oluşturan vatandaşı koruyamıyorsa devlet, kimin için var?

Okumaya devam et “Soma Maden Faciasında Sorumlu Kim Bulundu?”

İşim Düşünce Arayamayacaksam…

İşi düşünce aramak deyimini bilirsiniz.

“Aramaz sormaz, beni başka zaman aklına getirmez… Ne zaman bana muhtaç olur, bana işi düşer, beni arar…” düşüncesi güdülerek söylenir: “İşin düşünce arıyorsun.”

Oysa ben hiçbir zaman birine “Beni işin düşünce arıyorsun.” demem. Gerçekte öyle olsa bile demem. Denmesinden de asla hoşlanmam. Neden mi?

Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan…

  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, çıkar ilişkisi meselesine duyarlılık gösteren birisindir. Yani sen sırf gelecekteki çıkarların için insanlarla belli aralıklarla iletişim kurarak, iletişimi sürdürme gayreti gösterebilirsin, demek bu.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, işi matematiğe dökmüş olursun. Samimi, içten duyguların önemini yitirmesini sağlıyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, sırf işi düşünce arıyorsun lafını işitmemek için yapmacık ilişkiler kurabilen biri olduğunu gösterir.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, gönül bağını yok ediyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, karşılıksız sevgi duygusunu kirletiyorsun, empati kurmuyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, yarın senin de işin düşeceği gerçeğini unutuyorsun, dostluğu yok ediyorsun.

Hayırsız, vefasız olmayı savunmuyorum. Ancak biz dostlar birbirimizi bazen karşılıklı olarak ihmal edebiliyoruz. Bazen kendinize çok yakın hissettiğiniz, onun için yıllar geçse bile elinizden gelen her şeyi yapabileceğiniz kişiler hayatınıza girebilir. Bu kişiler arkadaşınız, dostunuz, çok yakın bağlarınız olan akrabalarınız da olabilir. Her ne olursa olsun, bu insanlar bizim için varlar ve biz de onlar için varız. Eğer bizler birbirimizi “işimiz düşünce“, onlara “ihtiyacımız olunca” hatta aslında onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz anda arayamayacaksak neden varız ki birbirimizin hayatında? Ayrıca neden bunu dillendirerek aramızdaki ilişkiyi basitleştirip, hayatı daha da zorlaştırıyoruz.

İşi düşünce arıyor düşüncesine takılıp kalıyor ve dostunuza mesafe koyuyorsanız, onunla çıkar üzerine kurulu bir dostluk inşa ettiğinizi da kabul etmiş oluyorsunuz.

Sevgili dostum,
Seni severim. Görüşemesek de birbirimizin halini hatrını soramasak da beni ne zaman istersen, ne zaman işin düşerse arayabilirsin. Çünkü bana işin düşecek diye samimmiyetsizce yanımda olacağına en dar anlarımda arayabileceğim ve senin de beni arayabileceğin, görüşemediğim dostum olarak kalmanı tercih ederim.

İşi düşününce arayan insan yerine koyun kendinizi. Samimiyetine inandığınız biriyse ona hayatı zorlaştırmayın ve yardım edin. Bilin ki o da size aynısını yapardı.

Sosyal ilişkiler önemlidir ancak dostluk farklı bir şeydir. Biri sizin gerçek dostunuzsa, (Ben dostluğu akrabalıktan önde tutarım.) tereddüt etmeden arayabilir olmalısınız.

İşim düşünce arayamayacaksam seni, neden dostumsun ki?

 

Sen Bana İyilik Yapamazsın, Ben Yaparım!

Sürekli her iyiliğe, her “Merhaba” ya anında karşı bir iyilikle cevap vermek, “altta kalamam” egosunun tipik örneğidir. Çünkü o kendi yaptığı iyilikle kendisini senden üstün görmek gibi bir gaflete düşer. Senin bu hareketin de ona bunu anımsatır. Ne üzücü değil mi?

Anında yapılan karşı iyilik, sizin merhabanızın bütün samimiyetini yok saymaktır. Kısasa kısas. Elbette bu bir genellemedir ancak inan bana buradaki anahtar sözcük “anında” dır. İşte bu yüzden ben, komşudan gelen ikram tabağının, komşuyu kapının önünde bekleterek hemen sendeki bir yiyecekle o tabağın geri verilmesini samimiyeti öldüren bir davranış olarak görüyorum.

İyilik, hediye vb. kabul etmek bir kültürdür. Ancak bazılarının aklı, iyiliğin veya o anki sevgi ortamının kıymetini düşünmekten ziyade, anında nasıl bir karşı iyilik ile cevap verebilirim sorusuna cevap aramaya başlar. İyilik için bu kadar abartı bir çaba karşı tarafı da artık rahatsız edici boyuta ulaşarak, “muhtaç” durumda olma duygusunu yaşatır.

Okumaya devam et “Sen Bana İyilik Yapamazsın, Ben Yaparım!”

Değer Katın

Gündelik yaşantımızın zorunluklarına kendimizi kaptırırken çoğu zaman kendimize bile zaman ayıramıyoruz. Zorunlulukların başında genelde iş veya okul hayatı gelir. Belki zorunluluk olmaktan kurtarabiliriz? 😉 Her neyse, ortalama bir gününüzü gözünüzün önüne getirdiğinizde neyi gerçekten planlayarak ve isteyerek yaptığınızı hiç düşündünüz mü? Gerçekten o gün, kısa bir süre önce veya o gün içinde planladığınız bir şeyle uğraştınız mı hiç? Genellikle, bazı davranışları o kadar sık yaparız ki bir süre sonra onları sorgulamaktan vazgeçer hale geliriz. Bilincimizin kaybolmaya başladığı veya reflesk haline dönüşen davranışlarımız değişime giden yolda bize en çok engel olan unsur. Hayatımızın zorunlulukları da çoğu zaman bizler için birer refleks haline dönüşmekte. Bu yüzden başka bir alternatifimiz yokmuşçasına kendimizi kaptırdığımız yola devam eder, bu hayatı yaşamayı sürdürürüz. Okumaya devam et “Değer Katın”

Beni Anla ya da Anlamasan da Olur

Herkes ile paylaşamadığınız şeyler vardır. Paylaştığınızda anlaşılmayacağınızı düşünürsünüz.

Bazı konular çarptırılmaya çok müsaittir. Hele ki konu biraz sıradan olmaktan çıktığında sohbetlere katılım oranı hızlıca azalır; espiri ve eleştiri malzemesi olmaya  müsait hale gelir.  Herkesin hakkında fikir üretemeyeceği şeyleri konuşmak önemlidir. Herkesin hakkında fikir yürütemeyeceği konu bilginizi arttırmak avantajdır; ancak sizi yalnızlaştırır aynı zamanda. Entelektüel birikim. Buna sahip olamayanlar için malzemedir, entelektüel bilgi!

Sohbet konuları bence temelde ikiye ayrılır. Konuştuğunuzda anlaşılmak istediğiniz ve anlaşılmayı beklemediğiniz, bunun umurunuzda olmadığı konular.

Konu ve insan uyumu sohbetlerdeki davranışınızı etkiler. Bilirsiniz, yalnızlık paylaşılmaz herkesle kaynaşılmaz. 🙂 Konu derin ancak karşınızdaki insan zayıfsa söyleyeceklerinizi tutarsınız. Konu sıradan ve karşınızda değer verdiğiniz biri varsa bu sefer saçmalama hakkınızı olabildiğince kullanmak isteyebilirsiniz. En sıradan bir konuda anlaşılmayı isteyebilmeniz için karşınızda değer verdiğiniz biri olmalı.

Futbolu, kadınları ve aşkı herkesle bir seviyede konuşabilirsiniz. Sohbetin kalitesi sizin de anlaşılmak istediğiniz noktada başlar çünkü artık konu hakkındaki en samimi fikirlerinizi vermeye başlamıştırsınız.

Çoğu zaman arkadaş ortamlarında konu ve insan uyumunu yakalayamadığım anlarda çok durgun ve suskun halde yakalıyorum. Bazen de hararetli tartışmalar içinde, eğlenceli sohbetlerde. Anlıyorum ki temelde önemli olan anlaşılmak istediğimizin seviyesi. Anlaşılmayı önemsemiyorsanız her zaman, her yerde, herkesle konuşabilirsiniz. Eğer anlaşılmak istiyorsanız, o halde konu ve insan uyumunu yakalamanız gerekiyor. 🙂

Unutmadan,

“Ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır.” (Mevlana)

“Sence Bir Polis Nedir?” Cüneyt Arkın’dan Dinleyin

Polis kimdir?

“Sence bir polis nedir?” Sorusuyla başlayıp, polisin önemini anlatmaya başlıyor Cüneyt Arkın. Kimi zaman hükümetler tarafınca halka karşı kullanılan, kimi zaman halkın refahını huzurunu sağlamakla görevli, halkın güvendiği polis olmak…

Her şeyden önemlisi, insan olmayı unutmamak, onurla yaşamak.

Sence bir polis nedir?

“Politikacıları, siyasetçilerin ya da iktidarın kendi emelleri için kullandığı bir sürü mü? Aylığı karşılığı özgürlük isteyeni kovalayan bir hükümet gücü mü? Yoksa, yoksa emekçinin karşısında bir iktidar memuru mu? O bir haksızlık karşında halkın suçladığı ilk bahtsız insandır. Aslında o halkın umududur, halkın adalet anlayışıdır. Halk, onun kişiliğinde tüm devleti görür. Bir ülkede polis çirkin, kötü oldu mu o ülkede hiçbir şey güzel olamaz. Bir ülkede halk polise güvenmedi mi Reis-i Cumhur’una bile güvenmez. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ben ona buna selam verip aldığım parayla oğluma nasıl bakarım?”

Sesini Çıkarmadığında…

Washington’daki Holocaust Müzesi’nde, II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin gaz odalarında katlettikleri Yahudilerle ilgili olarak Papaz Martin Niemöller’in şu şiiri asılı.

Bu şiiri paylaşıyorum çünkü;

Rüzgarın büyüsüne kapılıp giderken, geriye dönüp baktığımızda yanlış yapmadığımıza nasıl emin olabiliriz?

Önce sosyalistleri topladılar

Sesimi çıkarmadım,

Çünkü ben sosyalist değildim.

Sonra sendikacıları topladılar

Sesimi çıkarmadım,

Çünkü ben sendikacı değildim.

Sonra Yahudileri topladılar

Sesimi çıkarmadım,

Çünkü ben Yahudi değildim.

Sonra beni almaya geldiler

Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

Önce insan olduğunuzu unutmadan yapılan yanlışlara insanlık adına sesinizi çıkarmazsanız, haksızlığa uğrayanlarla aynı toplumun bir parçası olduğunuzu unutursanız fanatik, gözü dönmüş, kıyaslama ve düşünme yeteneği elinden alınmış birinden ne farkınız kalır?

Vicdan.

Şiddete başvurmadan, yasal haklar çerçevesinde tepkinizi bugünden ortaya koyun.

İstediğin kadar oku, eğitim al, meslek sahibi ol; insanlık adına tepkini koyamıyorsan, ses çıkaramıyorsan aslında sen yoksun, hiçsin.

“Başında karşı koymal, sonunda karşı koymaktan çok daha kolaydır.”  – Leonardo Da Vinci

İyilik Yanımda Kal Demektir

Dünya değişti, insanlar bozuldu mu dersiniz? Aslında rekabetin getirmiş olduğu bir tür hayatta kalma mücadelesi.

Onursuzlaşmak, mecburiyet haline geldi kimileri için.  Etik, karın doyurmaz bir ayak bağı oldu; çiğnendi. Bencilleştikçe insan, insanlıktan kaybeder oldu.

Küçük hesapların peşinde koşarken, aslında ne için yaşadığını unuttu insan. Kıskanan, yarışan, rekabet eden insan mutlu olmayı unuttu.

Gerçek dostlukları arar olduk.

İş arkadaşlarımız, sosyal çevremiz ve akrabalarımız. Artık kim dost, kim düşman belli değil. Hesapsız yaşamak için aptal olmak gerekti!

Çevresini izlemeden yaşayamayan, kıskanan, kendi menfaati için planlar kuran, kurgulayan biri ne kadar zavallıdır oysa. Kendi zavallı hayatlarından çalmakla kalmaz, karşısındakini de rahatsız eden parazit bir hayattır bu insanların yaşadıkları. Düşünsenize, başkaları olmadığında hayatında anlamlı bir yer kalmayacak insanlar yok mu etrafınızda? Rakipsiz yaşayamayanlardır bunlar. Ukala insanları bu yüzden severim. Kendi hallerinde ve sadece kendilerini üstün/iyi/bilgin gördükleri için ukaladırlar. Onların meseleleri kendileridir, başkaları değil.

Artık iyi şeyleri de ayırt edemez olduk. Saf düşünmeye hakkımız yok değil mi? Hayata karşı hep gardımızı almak zorundayız. Oysa birimiz diğerinin hakkına göz koymasaydı, yetinebilseydik, şükür edebilseydik olur muydu bunlar? Dünya böyle değil ve bunun farkındayız işte. Bütün zorluklarıyla kabulleniyoruz ve iyiliğe inancımı kaybetmiyoruz. İyi ki  aklımıza sahibiz diyoruz. Sahip olduğumuz tek şey belki de.

İyilik de bozuldu. Günümüzde artık iyilik, insanlar için bir koz haline geldi.

Kimileri karşısındakine güç göstergesi için iyilik yapar, hatta bunun için can atar. “Lütfen sana iyilik yapmama izin ver.” boyutundadır bunlar. Yaptığı iyiliğin hayırlı olmasından değil, karşısındakini kendisine muhtaç hissettirebildiği düşüncesiyle egosunu tatmin eder. Bu insanların teklif ettikleri iyiliği herhangi bir sebeple geri çevirdiğinizde ise size küsme derecesinde bozulurlar. Siz onları nasıl reddedebilirsiniz ki?

İyilik yapmak, borç vermek değildir asla. İyilik için karşılık beklenmez. Sizin gönlünüzden koparak yaptığınız iyilik başkaları için dünyanın en büyük ezikliğidir. Yaptığınız iyilik onlar için büyük bir yenilgidir. Çünkü onlar iyiliği yukarıdaki gibi görenlerdir. Bu sebeple her ne şekilde olursa olsun mutlaka size karşı bir iyilik yapmak zorunda hissederler kendilerini. Ne insanlar var. 🙂

İyilik bir koz, geleceğe bir yatırım, bir ego tatmini, karşındakinin özgürlüğünü satın alacak bir borç değildir.

İyilik…

Biz iyilik yaparken,  aynı duruma kendimizi koyup yardımımızı, olanaklarımızı paylaşırız. İyilik sevgi gösterisidir ve paylaşmaktır iyilik. Dedim ya o anda kendimizi iyiliğe ihtiyacı olan insan yerine koyarız ve o anda iyilik yaptığımız insan ne kadar mutlu olacaksa biz de o kadar mutlu oluruz. Çünkü iyilik, bu dünyayı paylaşabilmek, birlikte yaşamaya tahammül edebilmek, karşındakini kabullenmek, varlığına değer vermektir. “Senin hak ettiğin bu hayatı yaşamanı istiyorum, buna küçük bir katkım olacaksa ne mutlu bana” demektir.

İyilik, iyi olmanı istiyorum demektir.

İyiliğin dünü, yarını olmaz. Bugündür iyilik.

İyiliği denize atmadığın sürece iyilik değildir.

İyilik, yanımda kal demektir; insanlığı yaşatmaktır.