Özgüveniniz Yoksa Yeteneğinizi Öldürürsünüz

Bir önceki yazıda bizlerin kendimizi sürekli geliştirme ihtiyacı hissetmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yazıdan sonra düşündüm ki belki yazdıklarımdan farklı anlamlar çıkaranlar olabilir. Örneğin kendine yetmeme, kendini yetersiz görme ve sonucunda meydana gelen özgüvensizlik hali. Belki daha da ileri gidilirse bir depresyon haline sürükleyebilecek bir durum. Kariyer veya özel hayatınızda istediğiniz birkaç şeyin olmaması durumunda bir yılgınlık veya pes etmişlik haline de bürünebilir insan. Ancak bunun böyle olmasını istemiyoruz. Başarısızlık ardından oluşan üzgünlük halini, bütün bunların  bilincinde yaşamak sizi güçlü kılar.

“Sürekli kendimi geliştirme ihtiyacı hissediyorum.” demek “Kendimi bir türlü istediğim yerde, başarıda göremiyorum.” düşüncesine sizi sokabilir. Oysa demiştim ki sürekli gelişme düşüncesi bir eksiklik belirtisi değil, bir yaşam biçimidir. Öğrenmeye aç olmak, bilmediğiniz anlamına gelmez. Bütün bu düşünceler ise kendinize olan güveninizin ortadan kaybolmasına yol açabilir. Kendimizi sürekli geliştirme ihtiyacı hissetmek sanılanın aksine öz güven sahibi olduğumuzu gösterir. Evet, öz güvenimiz varsa gelişime ancak o zaman kapı açabiliriz. Ancak “Kendimi geliştirmeliyim.” dediğinde çoğu kişi kendisinin bir eksikliği olduğu algısını zihninde oluşturarak kendisini psikolojik olarak bir baskıya sokmuş oluyor. Benim savunduğum hipotez, kişinin kendisini geliştirme ihtiyacı hissetmesi onun hala yapacak işi olduğunu ve kararlılığını gösterir.

Sürekli Kendimi Geliştirmeliyim İhtiyacı Hissediyor musun?

Kendimize sürekli yatırım yapmalıyız dediğimde bazen acaba kendimi kandırıyor muyum hissine kapılıyorum. Aslında bazılarımızın bu hisse kapıldığını bildiğim için sizleri anlamak ve empati kurma amacıyla ben de bu hissi hissetmek istiyorum. “Neden kendimi geliştirmeliyim ki? Ben böyle de mutluyum.” diyebilir ve bu düşüncenin zihninizde yarattığı uyuşturmayla yaşadığınız hayatı idare etmeye devam edebilirsiniz.

İdare etmek hiçbir şey yapmamaktır

Kendine yatırım yapman için öncelikle gelecekte bu yatırımdan kazançlı çıkacağına inanman gerekir. “Kendime yatırım yaparsam, bir şeyler daha öğrenmeye devam edersem, aslında bu işi öğrensem çok başarılı olurum.” diyebiliyorsan bu, kendine olan inancı ve öz güveni koruduğun anlamına gelir. Bu yatırım sonucunda sağlayacağın kazanç ise manevi ve/veya maddi olabilir. Bu kazanca inanmadığında artık kendinden umudu kestiğin ve inzivaya çekildiğin sonucu çıkar. Bunun için çok erken değil mi sence?

Üniversiteyi Ot Gibi Okumayın

Üniversite eğitimi denilince aklına diploma sahibi olmak mı geliyor?

Üniversitede okumak senin için vizeler, ders notları ve final dönemlerinde kampa girip son dakika ders çalışmaktan ibaretse eğer, sen o “Ot” dediğim sınıfa girmeye aday öğrencisin.

Neden mi?

    1. Bütün bunların dışında geriye kalan vaktini Twitter‘ın başında nasıl daha iyi iletiler yazabilirim, nasıl daha çok retweet edilen tweetler gönderebilirim arayışıyla saatlerce bilgisayar başında anlamsızca boş boş geçiriyor musun hiç?
    2. Facebook‘ta, Instagram‘da nasıl daha çok beğenilen fotoğraflar paylaşabilirim yarışına girdiğin oluyor mu hiç? Kim kimi beğendi, kim kimden hoşlandı senin çok mu ilgilendiriyor yoksa? Vine videolarından bahsetmiyorum bile!

 

  1. Kimselerin keşfedemediği şarkıları arayıp bulup Youtube‘dan çıkarmak ve o havalı paylaşımlara sahip olabilmek için saatlerini harcadığın oluyor mu? Hoşlandığın insana bir iki gönderme yapmak senin de aklına gelmiştir belki?

Bir Yerde Yazılım Geliştirme Varsa Orada Ortam Güzel Olacak

Dünyanın en güzel ofislerinden konu açılırsa hemen aklınıza ilk olarak Google ve Facebook ofisleri gelir; değil mi?

Google ve Facebook gibi şirketler neden çalışma ortamlarını bu kadar güzelleştirmek için çaba sarf edip masraf altına girişirler, hiç düşündünüz mü? Yani bildiğimiz klasik bir ofis ortamı ve ortak kullanıma açık birkaç kafeterya iş görmez miydi? Belki bir tane spor salonu ile hoşluk yaratıldığı da düşünülebilirdi. Daha fazlasına ne gerek var? Yoksa bir ofisin tasarımına ince eğilmek ve çalışma ortamının sosyal olanaklarına yatırım yapmak bir işveren marka çalışması mıdır? 😉

Blog Açın Demenin Modası Çoktan Geçti

Klişenin bile ötesinde, ortalama bir “Akıl Hocası”nın söylediği telkinlerin başında gelir: “Blog Aç!

Bundan 5-6 yıl öncesine gidersek blog açın demenin etkili bir yanı vardı. Henüz bu kadar popüler olmayan “Blog Aç” yönlendirmesi o dönemler için “satan” bir fikirdi. 🙂  Blog kavramı da yeteri kadar bilinmediği için gerçekten blog açması gerekenleri, açabilecek niteliklerde olanları bundan haberdar etmek adına faydalıydı bu yönlendirmeler. Bir nevi geleceği yakalamak adına değerli bir öngörü paylaşımıydı. Bundan 5-6 yıl öncesinde danışmanlar, kişisel gelişimciler vb. konferanslardaki sunumlarında, yurt dışındaki eğilimleri de takip ettikleri için kişisel blog kavramı üzerine önemle eğilirlerdi.

Üzerine Para Garantisi de Versek, En Çok Ne Yapmak İstersin?

cv de hobiler kısmına ne yazılmalı

Hobilerinizi yazmalısınız.

Bloguma gelen arama sonuçlarını incelediğimde bu sözcük grubunu da gördüm: “cv de hobiler kısmına ne yazılmalı”

Gerçekten böyle düşünenler de olduğunu görünce bu konuyu yapmış olduğum derin analizlerle açıklık getirmek istedim. Evet, hobiler kısmına gerçekten sahip olduğunuz hobilerinizi yazmalısınız. 🙂

CV’de neden hobiler veya ilgi alanları diye bir alan var düşündünüz mü hiç? Aslına bakarsanız bu alan size bazı sorulara cevap vermeniz içindir: “Biz senin hobileri olan biri olmanı istiyoruz. Yapmaktan zevk aldığın bir uğraşın olmasını bekliyoruz. Hayatla ilişkiye girebildiğini, kendini mecbur hissetmediğinde ne yapmayı seçtiğini görmek istiyoruz.”  Ancak biliyoruz ki çoğu insan kaynakları uzmanı hobilere göz ucuyla bakar çünkü sizin hobiler kısmını gelişi güzel doldurduğunuzu bilirler. Onlarca iş görüşmesine gittim ve sadece bir kere hobilerimden biriyle ilgili bir konu açıldı. ( İyi satranç oynarım. 🙂 ) Hobiler, hobiler, hobiler… Senin kültürün, hayata bakış açın, sosyal zekan, karakterin… iş ortamına ve şirketle paralellik gösterebiliyor mu? Bunlar hep ince detaylar dostum.

Sizin hobiniz nedir?

Üzerine para garantisi de versek en çok ne yapmak istersin?

cv de hobiler kısmına yazılabilecek hobiler

diye aratanlar da olabileceğini düşünerek elim değmişken bunu da yazayım. Bugün iyi günümdeyim.

Özgeçmişe yazılabilecek hobiler, sizin sahip olduğunuz hobilerinizdir.  🙂 Ancak anlıyoruz ki hobiniz yok. Gerçekten yok mu? Vardır; mutlaka vardır ancak keşfedememiş olabilirsiniz. Zevk alacağınız bir uğraşınız olsa ne güzel olur. Kendiniz için ve işe girmek için değil.

Hakkınızda bir bakışta da olsa kabaca bir fikir sunan özgeçmişinizde belki de en masum, sizi siz gibi gösteren alan hobiler alanıyken neden bunu söylemek bu kadar zor?

Hobin neyse, yaz bunu.

Bir tane, iki tane, fark etmez.

Belki de sana şöyle sormak gerekir: Her gün işe gitmek yerine ne yapmak isterdin? buna vereceğin cevap belki de hobindir.

Ama unutma,

“Eğer sevdiğin işi yaparsan, hayatta bir gün dahi çalışmamış olursun.” – Konficyus

Stres Altında Çalışabilen mi, Yoksa Kaliteden Ödün Veren misin?

Her ne yapıyorsanız yapın, yaptığınız şey için bir zaman harcıyorsunuz. Her işin, ortalama bir zamanı vardır. Örneğin evde annenizin, size yapmanız için verdiği bir işi zamanında yapmazsanız veya beklenen zamandan çok daha uzun bir süre içinde yaparsanız anneniz bundan memnun olmayacağını siz iyi bilirsiniz. 🙂 Her şey zamanında ve makul bir süre içinde yapılırsa anlamlı olur. Bu da çok doğaldır çünkü biz insanlar belirli ancak bizim kontrolümüzde olmayan bir zaman kavramı üzerine bu dünyada yer alıyoruz. Zaman, bu açıdan her şeye anlam veren bir güçtür. Zaman, iyiyi kötü veya kötüyü iyi yapabilecek güçtedir. Yaptığınız iş, onu ne zaman yaptığınız, zamanında yapıp yapamadığınız ile anlam kazanacaktır.

Değer Katın

Gündelik yaşantımızın zorunluklarına kendimizi kaptırırken çoğu zaman kendimize bile zaman ayıramıyoruz. Zorunlulukların başında genelde iş veya okul hayatı gelir. Belki zorunluluk olmaktan kurtarabiliriz? 😉 Her neyse, ortalama bir gününüzü gözünüzün önüne getirdiğinizde neyi gerçekten planlayarak ve isteyerek yaptığınızı hiç düşündünüz mü? Gerçekten o gün, kısa bir süre önce veya o gün içinde planladığınız bir şeyle uğraştınız mı hiç? Genellikle, bazı davranışları o kadar sık yaparız ki bir süre sonra onları sorgulamaktan vazgeçer hale geliriz. Bilincimizin kaybolmaya başladığı veya reflesk haline dönüşen davranışlarımız değişime giden yolda bize en çok engel olan unsur. Hayatımızın zorunlulukları da çoğu zaman bizler için birer refleks haline dönüşmekte. Bu yüzden başka bir alternatifimiz yokmuşçasına kendimizi kaptırdığımız yola devam eder, bu hayatı yaşamayı sürdürürüz.

İşte Canınızı En Çok Ne Sıkar? [infografik]

Normal sıradan bir iş gününde sizi en çok strese sokacak ve canınızı sıkacak şey ne olabilir? Eğer sabah işe giderken cep telefonunuzu yanınıza almayı unutursanız daha işe bile varmadan büyük bir sıkıntınız var diyebiliriz. 🙂

Dell yapmış olduğu ve referans gösterdiği araştırma ile çalışanların %31 ile en fazla internetin ve e-mailin çalışmamasını en can sıkıcı şey olarak belirlemiş. Şüphesiz hiç şaşırtıcı değil. Dell de bu araştırmadan yola çıkarak tasarladığı bu infografik ile “Bizim teknolojik alt yapımız ve ürünlerimiz ile asla internet ve e-mail akışınızda sıkıntı yaşamazsınız.” mesajını online ortamda duyurmak istemekte. Tek bir soruya verilen cevaplar ile mesajın net bir şekilde ortaya konmasına verilebilecek son derece başarılı bir infografik çalışması olmuş.

Bu farkındalıkla birlikte araştırma sonuçlarına odaklanmak bizim için daha faydalı olacaktır. 🙂 %18 ile gerçekçi olmayan iş yükü yani o gün bitirilmesi beklenen ağır işler 2. en can sıkıcı şey olarak belirtilmiş. Araştırmada dikkat çekici nokta ise %8 ile çalışanların bu soruya verdiği cevabın patron/yönetici olmuş olması. 🙂

Sizin için durum ne olurdu?

Sıradan Yöneticilere Kendinizi Kaptırmayın!

Lost’u hatırlarsınız. Elbette o muhteşem diziden bahsediyorum. Benim o dizide çok sevdiğim bir söz vardı: “Don’t tell me what I can’t do!” Cesaret kıran her andan sonra bağıra bağıra söyleme isteği uyandıran bir söz değil mi sizce de? Hele dizideki John Locke gibi söylediğinizi düşünün. Biraz daha geliştirin ve bunu yöneticinize söylerken kendinizi hayal edin. 🙂 Öyle ki bu sözü anne ve babanıza, en yakın arkadaşınızdan henüz 5 dakikadır tanıdığınız birine kadar herkese söylemek için çıldırdığınız anlar olabilir. Tıpkı John Locke gibi.

Bana ne yapamayacağımı söyleme!

Diziden sonra bu söz hafızamda kalıplaştı. Artık kendimi John Locke gibi hissettiğim anlarda farklı sözler aramıyorum. Cesaretimin kırıldığı durumlarda beni motive etmesi için zihnim refleks olarak tekrar tekrar aklıma getiriyor bu sözü: “Bana ne yapamayacağımı söyleme!”

Geçtiğimiz günlerde Bakan Erdoğan Bayraktar’ın sözünü duyunca yine bu sözü hatırlamış oldum. Bakan şöyle diyordu:

“Bu ülke Müslüman bir ülke. Yüzde 99’u Müslüman. Tarihten gelen bir yapısı var. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok zor bir bölge ve Türkiye onun merkezinde bulunuyor. Şimdi Türkiye’nin konumu itibariyle biz icat yapamıyoruz, buluş yapamıyoruz. Tarım ülkesiyiz biz. Ne yapacağız biz? Ara teknik eleman ülkesiyiz biz. O zaman biz çok daha iyi eğitim almak zorundayız. İnsanlarımızı çok daha iyi yetiştirmek zorundayız. Öyle kalem efendisi değil. Çocuklarımıza, evlatlarımıza sahip çıkacağız. Eğer biz çocuklarımızı iyi yetiştirirsek kalem efendisi değil, ara teknik eleman, üniversiteyi bitiren, teknolojiyi iyi kullanan, bilgisayar bilen ve lisan bilen, dünyadaki bütün bilgileri alıp onları çok iyi kullanan, çok kaliteli gençler olarak yetiştireceğiz.”

Bakanın sözlerinin teknik yorumunu yapmaya kalkarsam mantıksız ilişkileri uzun uzun irdelemek gerekecek. Örneğin Müslümanlığa bu konuşmada değinmesinin bir anlamı yok. Gereksiz bir vurgu. Tarım ülkesiyiz demiş ama biliyoruz ki Türkiye eskisi gibi tarımda üretici güç değil. Maalesef uygulanan tarım politikaları yüzünden birçok tarım ürününü dışarıdan ithal eder durumdayız. Türkiye’de üretilebilen akılınıza gelebilecek her türlü tarım ürününü Türkiye artık dışarıdan ithal ediyor. Anlayacağınız biz, tarım ülkesiyiz diyebilecek kadar da bir tarım ülkesi değiliz. Bu ülke çim bile ithal ediyor. Bildiğiniz çim, ot!

Biz ara eleman ülkesiyiz, mucit çıkaramayız!

Bakana bu konuşmayı yaptıran asıl bakış açısı şuydu: “Biz ara eleman ülkesiyiz, mucit çıkaramayız.”

Bu düşünceyi desteklerken, Müslüman bir ülke oluşumuzdan başlayarak, Müslüman olmak sanki fikir üretmeye, girişimci, mucit olmaya engelmiş gibi söylüyor. “Ara teknik eleman ülkesiyiz biz” demek, bu ülkenin mühendisleri boşuna çalışmasın, boşuna teknolojiyle uğraşmasın çünkü onlardan bir şey olmaz demektir. Ayrıca bu söz, bugüne kadar devletin Ar-Ge yatırımlarına da ters düşen bir ifade. Teknopark yatırımları, girişimci destek hibe programları, inovasyon ve fikir yarışmalarında devletin göstermiş olduğu destekler… Demek hepsi boşunaymış; bizden teknoloji çıkmaz, boşuna uğraşmayalım. 🙂

Apple gelsin Türkiye’de fabrika açsın, orada ara elaman olup köle gibi çalışalım!

Aslında bakanın demek istediği şu: Biz kafamızı çok yorup dünya markası olacağız, icat yapıp, teknoloji üreteceğiz diye boşuna uğraşmayalım. Apple gelsin Türkiye’de fabrika açsın, orada ara elaman olup köle gibi çalışalım. Zaten bu ülkenin mühendislerinden bir şey olmaz. Sonra Apple gelsin Türkiye’de ürettiği Iphone’nu bize satsın, paramız yurt dışına aksın. Biz de teknoloji üretmeyen, sürekli tüketen ve asla gelişemeyen köle bir ülke olmaya devam edelim! Kölelere hükmetmek gerekir!

Bu dayanaklarla “Biz icat yapamıyoruz.” demek, bilinçsizce söylenmiş bir söz. Ayrıca bunu tarihi kullanarak söylemek de son derece saçma. Türkler tarihi boyunca birçok işe yenilikçi yaklaşımlar getirmiş, icatlarda bulunmuştur. Trabzon gibi bir yerde insanlar pratik Karadeniz zekasıyla birçok icat da çıkarmıştır. 🙂 (Bakan bu konuşmayı memleketi Trabzon’da yapıyor.)

Kimsenin cesaretinizi kırmasına izin vermeyin. Yöneticinizin bile!

Yöneticilerimizin vizyon eksiliği veya kendi çalışanlarını tanımama ve onlardaki değeri, potansiyeli görememeleri bence en büyük eksiklikleri. Kendi ekibini tanımayan bir yönetici neyi, nasıl yönetebilir? Vizyon sahibi olmak bir lider özelliğidir. Hedef koymak, o hedef uğruna çabalamak motivasyon kaynaklarıdır. Her şeyden önemlisi de kendini bilmek ve potansiyelinin farkına varabilmektir, birey için. Bu yüzden yöneticilerinizin sizin hakkınızdaki geri bildirimleri değerlidir ve mutlaka bunları dikkate almalısınız. Ancak çoğu zaman iyi bir yönetici ile çalışamazsınız ve bu yöneticiler uzun zamandır potansiyeli sizden düşük insanlarla çalışmaya alışmış olabilirler. Size de aynı hikayenin bir parçası gibi yaklaşabilirler. Her ne olursa olsun şunu biliyorum ki yapabileceklerinizin limitini ancak siz belirleyebilirsiniz, bir başkası değil.

En zor görevler için bile “Ben bunu yapamam.” bakış açısıyla değil  “Bunu yapabilmenin yolu nedir?” bakış açısıyla yaklaşın ve asla size yapamayacağınız şeylerin söylenmesine izin vermeyin. 🙂

Kendiniz güvenin; çalışırsanız yaparsınız.

Çoğu zaman cesaretinizi kırmak isterler.

httpss://www.youtube.com/watch?v=JAsp4rn9QnM