Sürekli Kendimi Geliştirmeliyim İhtiyacı Hissediyor musun?

Kendimize sürekli yatırım yapmalıyız dediğimde bazen acaba kendimi kandırıyor muyum hissine kapılıyorum. Aslında bazılarımızın bu hisse kapıldığını bildiğim için sizleri anlamak ve empati kurma amacıyla ben de bu hissi hissetmek istiyorum. “Neden kendimi geliştirmeliyim ki? Ben böyle de mutluyum.” diyebilir ve bu düşüncenin zihninizde yarattığı uyuşturmayla yaşadığınız hayatı idare etmeye devam edebilirsiniz.

İdare etmek hiçbir şey yapmamaktır

Kendine yatırım yapman için öncelikle gelecekte bu yatırımdan kazançlı çıkacağına inanman gerekir. “Kendime yatırım yaparsam, bir şeyler daha öğrenmeye devam edersem, aslında bu işi öğrensem çok başarılı olurum.” diyebiliyorsan bu, kendine olan inancı ve öz güveni koruduğun anlamına gelir. Bu yatırım sonucunda sağlayacağın kazanç ise manevi ve/veya maddi olabilir. Bu kazanca inanmadığında artık kendinden umudu kestiğin ve inzivaya çekildiğin sonucu çıkar. Bunun için çok erken değil mi sence?

Üniversiteyi Ot Gibi Okumayın

Üniversite eğitimi denilince aklına diploma sahibi olmak mı geliyor?

Üniversitede okumak senin için vizeler, ders notları ve final dönemlerinde kampa girip son dakika ders çalışmaktan ibaretse eğer, sen o “Ot” dediğim sınıfa girmeye aday öğrencisin.

Neden mi?

    1. Bütün bunların dışında geriye kalan vaktini Twitter‘ın başında nasıl daha iyi iletiler yazabilirim, nasıl daha çok retweet edilen tweetler gönderebilirim arayışıyla saatlerce bilgisayar başında anlamsızca boş boş geçiriyor musun hiç?
    2. Facebook‘ta, Instagram‘da nasıl daha çok beğenilen fotoğraflar paylaşabilirim yarışına girdiğin oluyor mu hiç? Kim kimi beğendi, kim kimden hoşlandı senin çok mu ilgilendiriyor yoksa? Vine videolarından bahsetmiyorum bile!

 

  1. Kimselerin keşfedemediği şarkıları arayıp bulup Youtube‘dan çıkarmak ve o havalı paylaşımlara sahip olabilmek için saatlerini harcadığın oluyor mu? Hoşlandığın insana bir iki gönderme yapmak senin de aklına gelmiştir belki?

Üpürün ile Güvenli Online Alışveriş Deneyimi

E-ticaret üzerine bu zamana kadar İnfopik’te ve burada, kendi blogumda yazmış olduğum yazılarda, e-ticaretin hem müşteri tarafını hem de şirket tarafını ele alarak, online alışveriş deneyiminin iki taraf için de memnuniyetle oluşması için gerekenleri anlatan birçok yazı yazdım.

Türkiye’nin En İyi İş Analistleri Burada

İş analistlerinin birbirini tanıması, networking yapabilmeleri ve aynı zamanda yapacakları paylaşımlarla kendilerini geliştirebilecekleri bir platformun faydalı olacağını düşündüm. Bütün iş analistlerini ve iş analistliği hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkesi BT İşAnalisti‘ne dahil olmaya davet ediyorum!

İşte karşınızda iş analisti olmak isteyen, iş analisti olarak çalışmakta ve kendisini bu yönde geliştirmek isteyen herkese açık platformumuz: btisanalisti.com.

Üye olup “analist” uzantılı kişisel profilinizi hemen oluşturmak için burayı tıklayabilirsiniz.

 

İşim Düşünce Arayamayacaksam…

İşi düşünce aramak deyimini bilirsiniz.

“Aramaz sormaz, beni başka zaman aklına getirmez… Ne zaman bana muhtaç olur, bana işi düşer, beni arar…” düşüncesi güdülerek söylenir: “İşin düşünce arıyorsun.”

Oysa ben hiçbir zaman birine “Beni işin düşünce arıyorsun.” demem. Gerçekte öyle olsa bile demem. Denmesinden de asla hoşlanmam. Neden mi?

Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan…

  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, çıkar ilişkisi meselesine duyarlılık gösteren birisindir. Yani sen sırf gelecekteki çıkarların için insanlarla belli aralıklarla iletişim kurarak, iletişimi sürdürme gayreti gösterebilirsin, demek bu.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, işi matematiğe dökmüş olursun. Samimi, içten duyguların önemini yitirmesini sağlıyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, sırf işi düşünce arıyorsun lafını işitmemek için yapmacık ilişkiler kurabilen biri olduğunu gösterir.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, gönül bağını yok ediyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, karşılıksız sevgi duygusunu kirletiyorsun, empati kurmuyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, yarın senin de işin düşeceği gerçeğini unutuyorsun, dostluğu yok ediyorsun.

Hayırsız, vefasız olmayı savunmuyorum. Ancak biz dostlar birbirimizi bazen karşılıklı olarak ihmal edebiliyoruz. Bazen kendinize çok yakın hissettiğiniz, onun için yıllar geçse bile elinizden gelen her şeyi yapabileceğiniz kişiler hayatınıza girebilir. Bu kişiler arkadaşınız, dostunuz, çok yakın bağlarınız olan akrabalarınız da olabilir. Her ne olursa olsun, bu insanlar bizim için varlar ve biz de onlar için varız. Eğer bizler birbirimizi “işimiz düşünce“, onlara “ihtiyacımız olunca” hatta aslında onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz anda arayamayacaksak neden varız ki birbirimizin hayatında? Ayrıca neden bunu dillendirerek aramızdaki ilişkiyi basitleştirip, hayatı daha da zorlaştırıyoruz.

İşi düşünce arıyor düşüncesine takılıp kalıyor ve dostunuza mesafe koyuyorsanız, onunla çıkar üzerine kurulu bir dostluk inşa ettiğinizi da kabul etmiş oluyorsunuz.

Sevgili dostum,
Seni severim. Görüşemesek de birbirimizin halini hatrını soramasak da beni ne zaman istersen, ne zaman işin düşerse arayabilirsin. Çünkü bana işin düşecek diye samimmiyetsizce yanımda olacağına en dar anlarımda arayabileceğim ve senin de beni arayabileceğin, görüşemediğim dostum olarak kalmanı tercih ederim.

İşi düşününce arayan insan yerine koyun kendinizi. Samimiyetine inandığınız biriyse ona hayatı zorlaştırmayın ve yardım edin. Bilin ki o da size aynısını yapardı.

Sosyal ilişkiler önemlidir ancak dostluk farklı bir şeydir. Biri sizin gerçek dostunuzsa, (Ben dostluğu akrabalıktan önde tutarım.) tereddüt etmeden arayabilir olmalısınız.

İşim düşünce arayamayacaksam seni, neden dostumsun ki?

 

Bir Yerde Yazılım Geliştirme Varsa Orada Ortam Güzel Olacak

Dünyanın en güzel ofislerinden konu açılırsa hemen aklınıza ilk olarak Google ve Facebook ofisleri gelir; değil mi?

Google ve Facebook gibi şirketler neden çalışma ortamlarını bu kadar güzelleştirmek için çaba sarf edip masraf altına girişirler, hiç düşündünüz mü? Yani bildiğimiz klasik bir ofis ortamı ve ortak kullanıma açık birkaç kafeterya iş görmez miydi? Belki bir tane spor salonu ile hoşluk yaratıldığı da düşünülebilirdi. Daha fazlasına ne gerek var? Yoksa bir ofisin tasarımına ince eğilmek ve çalışma ortamının sosyal olanaklarına yatırım yapmak bir işveren marka çalışması mıdır? 😉

Blog Açın Demenin Modası Çoktan Geçti

Klişenin bile ötesinde, ortalama bir “Akıl Hocası”nın söylediği telkinlerin başında gelir: “Blog Aç!

Bundan 5-6 yıl öncesine gidersek blog açın demenin etkili bir yanı vardı. Henüz bu kadar popüler olmayan “Blog Aç” yönlendirmesi o dönemler için “satan” bir fikirdi. 🙂  Blog kavramı da yeteri kadar bilinmediği için gerçekten blog açması gerekenleri, açabilecek niteliklerde olanları bundan haberdar etmek adına faydalıydı bu yönlendirmeler. Bir nevi geleceği yakalamak adına değerli bir öngörü paylaşımıydı. Bundan 5-6 yıl öncesinde danışmanlar, kişisel gelişimciler vb. konferanslardaki sunumlarında, yurt dışındaki eğilimleri de takip ettikleri için kişisel blog kavramı üzerine önemle eğilirlerdi.

Sen Bana İyilik Yapamazsın, Ben Yaparım!

Sürekli her iyiliğe, her “Merhaba” ya anında karşı bir iyilikle cevap vermek, “altta kalamam” egosunun tipik örneğidir. Çünkü o kendi yaptığı iyilikle kendisini senden üstün görmek gibi bir gaflete düşer. Senin bu hareketin de ona bunu anımsatır. Ne üzücü değil mi?

Anında yapılan karşı iyilik, sizin merhabanızın bütün samimiyetini yok saymaktır. Kısasa kısas. Elbette bu bir genellemedir ancak inan bana buradaki anahtar sözcük “anında” dır. İşte bu yüzden ben, komşudan gelen ikram tabağının, komşuyu kapının önünde bekleterek hemen sendeki bir yiyecekle o tabağın geri verilmesini samimiyeti öldüren bir davranış olarak görüyorum.

İyilik, hediye vb. kabul etmek bir kültürdür. Ancak bazılarının aklı, iyiliğin veya o anki sevgi ortamının kıymetini düşünmekten ziyade, anında nasıl bir karşı iyilik ile cevap verebilirim sorusuna cevap aramaya başlar. İyilik için bu kadar abartı bir çaba karşı tarafı da artık rahatsız edici boyuta ulaşarak, “muhtaç” durumda olma duygusunu yaşatır.

Üzerine Para Garantisi de Versek, En Çok Ne Yapmak İstersin?

cv de hobiler kısmına ne yazılmalı

Hobilerinizi yazmalısınız.

Bloguma gelen arama sonuçlarını incelediğimde bu sözcük grubunu da gördüm: “cv de hobiler kısmına ne yazılmalı”

Gerçekten böyle düşünenler de olduğunu görünce bu konuyu yapmış olduğum derin analizlerle açıklık getirmek istedim. Evet, hobiler kısmına gerçekten sahip olduğunuz hobilerinizi yazmalısınız. 🙂

CV’de neden hobiler veya ilgi alanları diye bir alan var düşündünüz mü hiç? Aslına bakarsanız bu alan size bazı sorulara cevap vermeniz içindir: “Biz senin hobileri olan biri olmanı istiyoruz. Yapmaktan zevk aldığın bir uğraşın olmasını bekliyoruz. Hayatla ilişkiye girebildiğini, kendini mecbur hissetmediğinde ne yapmayı seçtiğini görmek istiyoruz.”  Ancak biliyoruz ki çoğu insan kaynakları uzmanı hobilere göz ucuyla bakar çünkü sizin hobiler kısmını gelişi güzel doldurduğunuzu bilirler. Onlarca iş görüşmesine gittim ve sadece bir kere hobilerimden biriyle ilgili bir konu açıldı. ( İyi satranç oynarım. 🙂 ) Hobiler, hobiler, hobiler… Senin kültürün, hayata bakış açın, sosyal zekan, karakterin… iş ortamına ve şirketle paralellik gösterebiliyor mu? Bunlar hep ince detaylar dostum.

Sizin hobiniz nedir?

Üzerine para garantisi de versek en çok ne yapmak istersin?

cv de hobiler kısmına yazılabilecek hobiler

diye aratanlar da olabileceğini düşünerek elim değmişken bunu da yazayım. Bugün iyi günümdeyim.

Özgeçmişe yazılabilecek hobiler, sizin sahip olduğunuz hobilerinizdir.  🙂 Ancak anlıyoruz ki hobiniz yok. Gerçekten yok mu? Vardır; mutlaka vardır ancak keşfedememiş olabilirsiniz. Zevk alacağınız bir uğraşınız olsa ne güzel olur. Kendiniz için ve işe girmek için değil.

Hakkınızda bir bakışta da olsa kabaca bir fikir sunan özgeçmişinizde belki de en masum, sizi siz gibi gösteren alan hobiler alanıyken neden bunu söylemek bu kadar zor?

Hobin neyse, yaz bunu.

Bir tane, iki tane, fark etmez.

Belki de sana şöyle sormak gerekir: Her gün işe gitmek yerine ne yapmak isterdin? buna vereceğin cevap belki de hobindir.

Ama unutma,

“Eğer sevdiğin işi yaparsan, hayatta bir gün dahi çalışmamış olursun.” – Konficyus