Türksat 4A Uydu Kurulumu ve Frekans Bilgileri

Bundan yaklaşık 2,5 yıl önce, tamamen kişisel ve haklı gerekçelerle yazmış olduğum Türksat 3A Frekansları ve Kanal Kurulumu başlıklı yazım, tahminlerimin üzerinde bile diyemeyeceğim kadar çok ilgi gördü.

Biraz “artık yeter” biraz da artık internette doğru kaynak ve bilgiye ulaşmanın ne kadar zor olduğunu gözler önünü serme yazısıydı. İnsanlara yardım etmenin verdiği mutluluğu belki de en somut şekilde bu yazı altına yazılan yorumlarla yaşıyorum ve gerçekten faydalı olduğumu görmek beni birçok açıdan motive ediyor.

Her ne iş yapıyorsanız yapın, önemli olan ihtiyaç olan, insanlara fayda sağlayacak bir ürün veya hizmet ortaya koyabilmeniz. İnternet yayıncılığında da özgün ve faydalı içerikler farkını ortaya koyarak ziyaretçiden hak ettiği geri bildirimi almaktan geri kalmıyor. Şimdiden tüm yorumlarınız ve iyi dilekleriniz için teşekkür ederim.

Okumaya devam et “Türksat 4A Uydu Kurulumu ve Frekans Bilgileri”

Soma Maden Faciasında Sorumlu Kim Bulundu?

Türkiye içeride ve dışarıda kötü yönetilen bir ülke. Dış politikada yaşadığımız olaylar malum. Ancak bizi daha belirgin bir şekilde etkileyen iç meselelere kayıtsız kalmak mümkün değil. Gördüğümüz hataları, yanlışları eleştiriyor ve bu ülkenin insanlarının refahı için dile getirmeyi bir sorumluluk görüyorum. Eleştirmeden, yanlışı göstermeden gelişme olmaz. Doğruyu alkışlamadan motivasyon sağlanmaz.

Bu ülke hepimizin ve yapılan iyi işlerden olduğu kadar, yanlış ve kötü işlerden de o derece hepimiz etkileniyoruz. Aynı geminin farklı bölümlerinde yolculuk etsek de dalga bir o yandan bir buyandan vursa da bir gün bu gemi su aldığında hepimiz batacağız. Artık gerçekten bir şeylerin yapılması gereken ve inatla ülkeyi yönetenler tarafından  geçiştirildiğine şahit olduğum iş güvenliği konusuna değinmeden edemeyeceğim. Bu devlet, onu oluşturan vatandaşı koruyamıyorsa devlet, kimin için var?

Okumaya devam et “Soma Maden Faciasında Sorumlu Kim Bulundu?”

Kaliteli Müşteri Deneyimi İçin Kullanılabilirlik Şart

Müşterilerinizi (daha geniş bir ifadeyle kullanıcılarınızı) ağırladığınız ortam, kullanıcılarınızın sizinle etkileşim kurduğu yerdir. Kullanıcılar, ürün satın alırken veya sizin sunmuş olduğunuz hizmeti deneyimlerken sizin sağladığınız ortamı kullanır. Bu ortam ürün/hizmet ile kullanıcı arasındaki köprüdür. Ortam, şirketi ve markayı temsil eder ve kullanıcı bu ortam vasıtasıyla markayla etkileşime geçmiş olur.

Bir evin planı kullanışsızsa bu hiç kullanılabilir bir ev değildir

Kullanıcının ortamlar ile etkileşimi farklılık gösterebilir. Örneğin bir e-ticaret sitesinde satınalma süreci, ürünler arasında geçiş rahatlığı, kategori sayfalarının basit ve anlaşılır oluşu gibi düşünebiliriz. Kullanıcının ortam ile deneyimi sadece online ortam ile de sınırlı olacak değil. Bir cafede yemek yediğiniz ortamı düşünün. Koltukların tipi ve tasarımı sizin masaya olan hakimiyetinizi zorlaştırır, yemek yemenizi bir eziyete dönüştürürse bu da sizin, yani kullanıcının olumsuz bir deneyim yaşaması için fazlasıyla yeterli olacaktır. İşte bu ergonomik olmayan sandalye son derece kaliteli ahşap malzemelerden ve el emeği işlemelerden oluşmuş da olsa kullanılabilirlik açısından maalesef sınıfta kalan bir ürün olmuştur.

Okumaya devam et “Kaliteli Müşteri Deneyimi İçin Kullanılabilirlik Şart”

Özgüveniniz Yoksa Yeteneğinizi Öldürürsünüz

Bir önceki yazıda bizlerin kendimizi sürekli geliştirme ihtiyacı hissetmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yazıdan sonra düşündüm ki belki yazdıklarımdan farklı anlamlar çıkaranlar olabilir. Örneğin kendine yetmeme, kendini yetersiz görme ve sonucunda meydana gelen özgüvensizlik hali. Belki daha da ileri gidilirse bir depresyon haline sürükleyebilecek bir durum. Kariyer veya özel hayatınızda istediğiniz birkaç şeyin olmaması durumunda bir yılgınlık veya pes etmişlik haline de bürünebilir insan. Ancak bunun böyle olmasını istemiyoruz. Başarısızlık ardından oluşan üzgünlük halini, bütün bunların  bilincinde yaşamak sizi güçlü kılar.

“Sürekli kendimi geliştirme ihtiyacı hissediyorum.” demek “Kendimi bir türlü istediğim yerde, başarıda göremiyorum.” düşüncesine sizi sokabilir. Oysa demiştim ki sürekli gelişme düşüncesi bir eksiklik belirtisi değil, bir yaşam biçimidir. Öğrenmeye aç olmak, bilmediğiniz anlamına gelmez. Bütün bu düşünceler ise kendinize olan güveninizin ortadan kaybolmasına yol açabilir. Kendimizi sürekli geliştirme ihtiyacı hissetmek sanılanın aksine öz güven sahibi olduğumuzu gösterir. Evet, öz güvenimiz varsa gelişime ancak o zaman kapı açabiliriz. Ancak “Kendimi geliştirmeliyim.” dediğinde çoğu kişi kendisinin bir eksikliği olduğu algısını zihninde oluşturarak kendisini psikolojik olarak bir baskıya sokmuş oluyor. Benim savunduğum hipotez, kişinin kendisini geliştirme ihtiyacı hissetmesi onun hala yapacak işi olduğunu ve kararlılığını gösterir.

Okumaya devam et “Özgüveniniz Yoksa Yeteneğinizi Öldürürsünüz”

Sürekli Kendimi Geliştirmeliyim İhtiyacı Hissediyor musun?

Kendimize sürekli yatırım yapmalıyız dediğimde bazen acaba kendimi kandırıyor muyum hissine kapılıyorum. Aslında bazılarımızın bu hisse kapıldığını bildiğim için sizleri anlamak ve empati kurma amacıyla ben de bu hissi hissetmek istiyorum. “Neden kendimi geliştirmeliyim ki? Ben böyle de mutluyum.” diyebilir ve bu düşüncenin zihninizde yarattığı uyuşturmayla yaşadığınız hayatı idare etmeye devam edebilirsiniz.

İdare etmek hiçbir şey yapmamaktır

Kendine yatırım yapman için öncelikle gelecekte bu yatırımdan kazançlı çıkacağına inanman gerekir. “Kendime yatırım yaparsam, bir şeyler daha öğrenmeye devam edersem, aslında bu işi öğrensem çok başarılı olurum.” diyebiliyorsan bu, kendine olan inancı ve öz güveni koruduğun anlamına gelir. Bu yatırım sonucunda sağlayacağın kazanç ise manevi ve/veya maddi olabilir. Bu kazanca inanmadığında artık kendinden umudu kestiğin ve inzivaya çekildiğin sonucu çıkar. Bunun için çok erken değil mi sence?

Okumaya devam et “Sürekli Kendimi Geliştirmeliyim İhtiyacı Hissediyor musun?”

Üniversiteyi Ot Gibi Okumayın

Üniversite eğitimi denilince aklına diploma sahibi olmak mı geliyor?

Üniversitede okumak senin için vizeler, ders notları ve final dönemlerinde kampa girip son dakika ders çalışmaktan ibaretse eğer, sen o “Ot” dediğim sınıfa girmeye aday öğrencisin.

Neden mi?

  1. Bütün bunların dışında geriye kalan vaktini Twitter‘ın başında nasıl daha iyi iletiler yazabilirim, nasıl daha çok retweet edilen tweetler gönderebilirim arayışıyla saatlerce bilgisayar başında anlamsızca boş boş geçiriyor musun hiç?
  2. Facebook‘ta, Instagram‘da nasıl daha çok beğenilen fotoğraflar paylaşabilirim yarışına girdiğin oluyor mu hiç? Kim kimi beğendi, kim kimden hoşlandı senin çok mu ilgilendiriyor yoksa? Vine videolarından bahsetmiyorum bile!
  3. Kimselerin keşfedemediği şarkıları arayıp bulup Youtube‘dan çıkarmak ve o havalı paylaşımlara sahip olabilmek için saatlerini harcadığın oluyor mu? Hoşlandığın insana bir iki gönderme yapmak senin de aklına gelmiştir belki?

Okumaya devam et “Üniversiteyi Ot Gibi Okumayın”

Üpürün ile Güvenli Online Alışveriş Deneyimi

E-ticaret üzerine bu zamana kadar İnfopik’te ve burada, kendi blogumda yazmış olduğum yazılarda, e-ticaretin hem müşteri tarafını hem de şirket tarafını ele alarak, online alışveriş deneyiminin iki taraf için de memnuniyetle oluşması için gerekenleri anlatan birçok yazı yazdım.

Okumaya devam et “Üpürün ile Güvenli Online Alışveriş Deneyimi”

Türkiye’nin En İyi İş Analistleri Burada

İş analistlerinin birbirini tanıması, networking yapabilmeleri ve aynı zamanda yapacakları paylaşımlarla kendilerini geliştirebilecekleri bir platformun faydalı olacağını düşündüm. Bütün iş analistlerini ve iş analistliği hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkesi BT İşAnalisti‘ne dahil olmaya davet ediyorum!

İşte karşınızda iş analisti olmak isteyen, iş analisti olarak çalışmakta ve kendisini bu yönde geliştirmek isteyen herkese açık platformumuz: btisanalisti.com.

Üye olup “analist” uzantılı kişisel profilinizi hemen oluşturmak için burayı tıklayabilirsiniz.

 

İşim Düşünce Arayamayacaksam…

İşi düşünce aramak deyimini bilirsiniz.

“Aramaz sormaz, beni başka zaman aklına getirmez… Ne zaman bana muhtaç olur, bana işi düşer, beni arar…” düşüncesi güdülerek söylenir: “İşin düşünce arıyorsun.”

Oysa ben hiçbir zaman birine “Beni işin düşünce arıyorsun.” demem. Gerçekte öyle olsa bile demem. Denmesinden de asla hoşlanmam. Neden mi?

Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan…

  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, çıkar ilişkisi meselesine duyarlılık gösteren birisindir. Yani sen sırf gelecekteki çıkarların için insanlarla belli aralıklarla iletişim kurarak, iletişimi sürdürme gayreti gösterebilirsin, demek bu.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, işi matematiğe dökmüş olursun. Samimi, içten duyguların önemini yitirmesini sağlıyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, sırf işi düşünce arıyorsun lafını işitmemek için yapmacık ilişkiler kurabilen biri olduğunu gösterir.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, gönül bağını yok ediyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, karşılıksız sevgi duygusunu kirletiyorsun, empati kurmuyorsun.
  • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, yarın senin de işin düşeceği gerçeğini unutuyorsun, dostluğu yok ediyorsun.

Hayırsız, vefasız olmayı savunmuyorum. Ancak biz dostlar birbirimizi bazen karşılıklı olarak ihmal edebiliyoruz. Bazen kendinize çok yakın hissettiğiniz, onun için yıllar geçse bile elinizden gelen her şeyi yapabileceğiniz kişiler hayatınıza girebilir. Bu kişiler arkadaşınız, dostunuz, çok yakın bağlarınız olan akrabalarınız da olabilir. Her ne olursa olsun, bu insanlar bizim için varlar ve biz de onlar için varız. Eğer bizler birbirimizi “işimiz düşünce“, onlara “ihtiyacımız olunca” hatta aslında onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz anda arayamayacaksak neden varız ki birbirimizin hayatında? Ayrıca neden bunu dillendirerek aramızdaki ilişkiyi basitleştirip, hayatı daha da zorlaştırıyoruz.

İşi düşünce arıyor düşüncesine takılıp kalıyor ve dostunuza mesafe koyuyorsanız, onunla çıkar üzerine kurulu bir dostluk inşa ettiğinizi da kabul etmiş oluyorsunuz.

Sevgili dostum,
Seni severim. Görüşemesek de birbirimizin halini hatrını soramasak da beni ne zaman istersen, ne zaman işin düşerse arayabilirsin. Çünkü bana işin düşecek diye samimmiyetsizce yanımda olacağına en dar anlarımda arayabileceğim ve senin de beni arayabileceğin, görüşemediğim dostum olarak kalmanı tercih ederim.

İşi düşününce arayan insan yerine koyun kendinizi. Samimiyetine inandığınız biriyse ona hayatı zorlaştırmayın ve yardım edin. Bilin ki o da size aynısını yapardı.

Sosyal ilişkiler önemlidir ancak dostluk farklı bir şeydir. Biri sizin gerçek dostunuzsa, (Ben dostluğu akrabalıktan önde tutarım.) tereddüt etmeden arayabilir olmalısınız.

İşim düşünce arayamayacaksam seni, neden dostumsun ki?