Sıradan Yöneticilere Kendinizi Kaptırmayın!

Lost’u hatırlarsınız. Elbette o muhteşem diziden bahsediyorum. Benim o dizide çok sevdiğim bir söz vardı: “Don’t tell me what I can’t do!” Cesaret kıran her andan sonra bağıra bağıra söyleme isteği uyandıran bir söz değil mi sizce de? Hele dizideki John Locke gibi söylediğinizi düşünün. Biraz daha geliştirin ve bunu yöneticinize söylerken kendinizi hayal edin. 🙂 Öyle ki bu sözü anne ve babanıza, en yakın arkadaşınızdan henüz 5 dakikadır tanıdığınız birine kadar herkese söylemek için çıldırdığınız anlar olabilir. Tıpkı John Locke gibi.

Bana ne yapamayacağımı söyleme!

Diziden sonra bu söz hafızamda kalıplaştı. Artık kendimi John Locke gibi hissettiğim anlarda farklı sözler aramıyorum. Cesaretimin kırıldığı durumlarda beni motive etmesi için zihnim refleks olarak tekrar tekrar aklıma getiriyor bu sözü: “Bana ne yapamayacağımı söyleme!”

Geçtiğimiz günlerde Bakan Erdoğan Bayraktar’ın sözünü duyunca yine bu sözü hatırlamış oldum. Bakan şöyle diyordu:

“Bu ülke Müslüman bir ülke. Yüzde 99’u Müslüman. Tarihten gelen bir yapısı var. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok zor bir bölge ve Türkiye onun merkezinde bulunuyor. Şimdi Türkiye’nin konumu itibariyle biz icat yapamıyoruz, buluş yapamıyoruz. Tarım ülkesiyiz biz. Ne yapacağız biz? Ara teknik eleman ülkesiyiz biz. O zaman biz çok daha iyi eğitim almak zorundayız. İnsanlarımızı çok daha iyi yetiştirmek zorundayız. Öyle kalem efendisi değil. Çocuklarımıza, evlatlarımıza sahip çıkacağız. Eğer biz çocuklarımızı iyi yetiştirirsek kalem efendisi değil, ara teknik eleman, üniversiteyi bitiren, teknolojiyi iyi kullanan, bilgisayar bilen ve lisan bilen, dünyadaki bütün bilgileri alıp onları çok iyi kullanan, çok kaliteli gençler olarak yetiştireceğiz.”

Bakanın sözlerinin teknik yorumunu yapmaya kalkarsam mantıksız ilişkileri uzun uzun irdelemek gerekecek. Örneğin Müslümanlığa bu konuşmada değinmesinin bir anlamı yok. Gereksiz bir vurgu. Tarım ülkesiyiz demiş ama biliyoruz ki Türkiye eskisi gibi tarımda üretici güç değil. Maalesef uygulanan tarım politikaları yüzünden birçok tarım ürününü dışarıdan ithal eder durumdayız. Türkiye’de üretilebilen akılınıza gelebilecek her türlü tarım ürününü Türkiye artık dışarıdan ithal ediyor. Anlayacağınız biz, tarım ülkesiyiz diyebilecek kadar da bir tarım ülkesi değiliz. Bu ülke çim bile ithal ediyor. Bildiğiniz çim, ot!

Biz ara eleman ülkesiyiz, mucit çıkaramayız!

Bakana bu konuşmayı yaptıran asıl bakış açısı şuydu: “Biz ara eleman ülkesiyiz, mucit çıkaramayız.”

Bu düşünceyi desteklerken, Müslüman bir ülke oluşumuzdan başlayarak, Müslüman olmak sanki fikir üretmeye, girişimci, mucit olmaya engelmiş gibi söylüyor. “Ara teknik eleman ülkesiyiz biz” demek, bu ülkenin mühendisleri boşuna çalışmasın, boşuna teknolojiyle uğraşmasın çünkü onlardan bir şey olmaz demektir. Ayrıca bu söz, bugüne kadar devletin Ar-Ge yatırımlarına da ters düşen bir ifade. Teknopark yatırımları, girişimci destek hibe programları, inovasyon ve fikir yarışmalarında devletin göstermiş olduğu destekler… Demek hepsi boşunaymış; bizden teknoloji çıkmaz, boşuna uğraşmayalım. 🙂

Apple gelsin Türkiye’de fabrika açsın, orada ara elaman olup köle gibi çalışalım!

Aslında bakanın demek istediği şu: Biz kafamızı çok yorup dünya markası olacağız, icat yapıp, teknoloji üreteceğiz diye boşuna uğraşmayalım. Apple gelsin Türkiye’de fabrika açsın, orada ara elaman olup köle gibi çalışalım. Zaten bu ülkenin mühendislerinden bir şey olmaz. Sonra Apple gelsin Türkiye’de ürettiği Iphone’nu bize satsın, paramız yurt dışına aksın. Biz de teknoloji üretmeyen, sürekli tüketen ve asla gelişemeyen köle bir ülke olmaya devam edelim! Kölelere hükmetmek gerekir!

Bu dayanaklarla “Biz icat yapamıyoruz.” demek, bilinçsizce söylenmiş bir söz. Ayrıca bunu tarihi kullanarak söylemek de son derece saçma. Türkler tarihi boyunca birçok işe yenilikçi yaklaşımlar getirmiş, icatlarda bulunmuştur. Trabzon gibi bir yerde insanlar pratik Karadeniz zekasıyla birçok icat da çıkarmıştır. 🙂 (Bakan bu konuşmayı memleketi Trabzon’da yapıyor.)

Kimsenin cesaretinizi kırmasına izin vermeyin. Yöneticinizin bile!

Yöneticilerimizin vizyon eksiliği veya kendi çalışanlarını tanımama ve onlardaki değeri, potansiyeli görememeleri bence en büyük eksiklikleri. Kendi ekibini tanımayan bir yönetici neyi, nasıl yönetebilir? Vizyon sahibi olmak bir lider özelliğidir. Hedef koymak, o hedef uğruna çabalamak motivasyon kaynaklarıdır. Her şeyden önemlisi de kendini bilmek ve potansiyelinin farkına varabilmektir, birey için. Bu yüzden yöneticilerinizin sizin hakkınızdaki geri bildirimleri değerlidir ve mutlaka bunları dikkate almalısınız. Ancak çoğu zaman iyi bir yönetici ile çalışamazsınız ve bu yöneticiler uzun zamandır potansiyeli sizden düşük insanlarla çalışmaya alışmış olabilirler. Size de aynı hikayenin bir parçası gibi yaklaşabilirler. Her ne olursa olsun şunu biliyorum ki yapabileceklerinizin limitini ancak siz belirleyebilirsiniz, bir başkası değil.

En zor görevler için bile “Ben bunu yapamam.” bakış açısıyla değil  “Bunu yapabilmenin yolu nedir?” bakış açısıyla yaklaşın ve asla size yapamayacağınız şeylerin söylenmesine izin vermeyin. 🙂

Kendiniz güvenin; çalışırsanız yaparsınız.

Çoğu zaman cesaretinizi kırmak isterler.

httpss://www.youtube.com/watch?v=JAsp4rn9QnM

You May Also Like

Yorumunuz: