Soma Maden Faciasında Sorumlu Kim Bulundu?

Türkiye içeride ve dışarıda kötü yönetilen bir ülke. Dış politikada yaşadığımız olaylar malum. Ancak bizi daha belirgin bir şekilde etkileyen iç meselelere kayıtsız kalmak mümkün değil. Gördüğümüz hataları, yanlışları eleştiriyor ve bu ülkenin insanlarının refahı için dile getirmeyi bir sorumluluk görüyorum. Eleştirmeden, yanlışı göstermeden gelişme olmaz. Doğruyu alkışlamadan motivasyon sağlanmaz.

Bu ülke hepimizin ve yapılan iyi işlerden olduğu kadar, yanlış ve kötü işlerden de o derece hepimiz etkileniyoruz. Aynı geminin farklı bölümlerinde yolculuk etsek de dalga bir o yandan bir buyandan vursa da bir gün bu gemi su aldığında hepimiz batacağız. Artık gerçekten bir şeylerin yapılması gereken ve inatla ülkeyi yönetenler tarafından  geçiştirildiğine şahit olduğum iş güvenliği konusuna değinmeden edemeyeceğim. Bu devlet, onu oluşturan vatandaşı koruyamıyorsa devlet, kimin için var?

Soma maden faciasında sorumlu kim bulundu? Haberiniz var mı?

En son facia olduğunda yayın yasağı getirilmişti. Neden? Devlet ne amaçla böyle bir karar almıştı, neyin üstü örtülmek isteniyordu?

Yayın yasağı getirmek için hangi saçma sapan bir neden uydurulmuştu? Saçma sapan çünkü bu gibi sansür uygulamalarının dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yeri olmaz.

Öyleyse biz demokrasinin hüküm sürdüğü bir ülke değil miyiz sizce?

Soma’da gördük ki o madende bile bile işçiler için “Ölürlerse ölsünler.” denilmiş. Patlamaya her an hazır bir maden için kağıt üzerinde verilen “Çalışmaya uygundur.” belgelerini, maden işçilerinin anlattığı ibretlik gerçekleri izledik, öğrendik. İzlediniz mi?

Türk medyası hiç olmadığı kadar baskı altında. Havuz medyasından utanıyorum.

Belli ki AKP hükümeti gerçeklerin öğrenilmesini istemiyordu. Buna şaşırmıyoruz artık. Havuz medyasında göremediğimiz, haber alma ve gerçekleri öğrenme özgürlüğümüzü “satan” bu kuruluşlar, sadece haber alma özgürlüğümüzü ve gerçekleri öğrenme hakkımızı kendi çıkarları için görmezden geldikleri yetmezmiş gibi bir de haberleri “yanlı” ve “taraflı” vererek, “yalan” haber vermekten de kaçınmadılar. Bu gibi durumda bağımsız ve özgür habercilik yapan, bir holding çatısı altında olmayan birkaç yayın kuruluşları ve orada görev yapan değerli gazetecilerle hiç bahsedilmeyen, bahsedilemeyen gerçekleri öğrenebiliyoruz.

Eğer izlemediyseniz o günlerde Halk TV’de yayınlanan Uğur Dündar’ın Soma’da çalışan maden işçileriyle birlikte yaptığı, onları konuşturduğu Halk Arenası programını 2 parça halinde izlemenizi dilerim.

Sürekli yanıcı tehlikeli gaz çıkışı olan bir madende bir noktaya kadar kömür çıkartılabilir. Eğer maden şirketi, çıkartabildiği kadar her kömürü devlete satma garantisi alırsa, gözü dönmüş bir şekilde olabildiğince fazla kömür çıkartır. Çünkü devlet bu şirketlere çıkardıkları her kömürü satın alma garantisi vermişti. Bu iş modeli kimin işine geliyor düşündünüz mü? Elbette maden şirketini işleten şirketler ve bu şirketlerle alışverişi olan devlet. Olan gariban işçiye oluyor. Çok ağır şartlarda neredeyse karın tokluğuna çalıştırılıyor.

İşte bu şekilde Soma’da olduğu gibi kapasitenin üzerinde kömür çıkartılarak işçilerin hayatı çok büyük tehlikeye bilerek atılmıştır. Sonucunda da maalesef bu insanlarımız hayatını kaybetmiştir.

Bu gibi faciaların olmaması için verilen yasa teklifi görüşmesini AKP, Soma’dan önce reddetmişti. Neden biliyor musunuz?

Soma madenlerinde insan ve  işçi hayatını tehlikeye sokacak bir durum olmadığı öne sürülerek!

Soma’dan sonra yine CHP’nin, hatta bu sefer diğer muhalefet partilerin de desteğiyle, madenlerdeki çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi sağlığı, iş güvenliği konularındaki ihmallerin giderilmesine yönelik ve madenlere yaşam odası konulması zorunluluğunu da içeren yasa teklifini yine reddetti! Yani televizyonlara gülücük dağıtan AKP, iş yasaya gelince, işçiyi, çalışanı korumaya gelince kimsenin haberi olmadığı meclis oturumlarında yandaş iş adamlarını korumayı ihmal etmiyor. Yaşam odası olmayan Soma’nın ardından yaşam odası koyma teklifi reddediliyor. İşçi değil, yaşam odası koyma masrafına girecek holdingler, yandaş iş adamları korunuyor.

Ambulanstan önce TOMA geliyor!

Düşünebiliyor musunuz, en son yaşanan asansör faciasında, yaralanan işçiler için önce ambulans geleceğine, bir protesto, tepki olur diye o bölgeye önce TOMA gönderiliyor! Ambulanstan önce TOMA geliyor!

“Siz fakirler ölün; borçla yaşayın; ancak krediyle ev sahibi olabilin. Biz zaten özelleştirmelerle, ihalelerle malı götürdük.” sizce bu sözler kime yakışır, kim söyleyebilir?

Ha bir de kimse asansör faciasında ölen insanlarımıza şehit demesin. Maalesef onlar, işçi yaşamına önem vermeyen inşaat şirketinin sorumluluğunda yaşamını yitirdiler. Şehit kavramı bizim toplumumuz için çok değerlidir. Sorumluların hata ve ihmallerini örtmek için “Gelin bu ölenlere şehit diyelim.” kurnazlıklarına da prim verilmemeli.

Türkiye’de olan iş kazalarının %95’i önlenebilir kazalardır.

Bir yerde bir iş kazası oluyorsa orada öncelikle sorumlu, şirketin kendisidir. Diğer detayların hiçbir önemi yok. 10 kişi hayatını kaybetti…

Türkiye’de insanın değeri her geçen gün azalıyor. “Şansa yaşıyoruz.” deyimini o kadar çok duyar, söyler olduk ki bizi koruması gereken devletin içene düşürüldüğü duruma mı üzülelim, yoksa bu devleti yönetenlerin her geçen gün vatandaşının refahından, sağlığından önce kendi hükümdarlığını koruma gayretinde olduğuna mı?

Bu ülkede neden sorumlular ortaya çıkarılıp caydırıcı cezalar verilmiyor? Artık hükümet yetkililerinden “Gereken neyse yapılacak.”, “Soruşturma başlatacağız.” açıklamaları duymak istemiyoruz. Ya ne olacaktı ki zaten? Olması gereken şeyleri lütfeder gibi söyleyip, sonra zamana bırakarak, suçluların yaptıklarının yanına kar kaldığı bir ülke olduk ne yazık ki.

Soma’dan sonra madenlerde bir daha bu yönde bir facianın yaşanmaması için hükümet hangi adımları attı; biliyor musunuz?

Ve keşke, dünyanın gelişmiş ülkelerinde artık maden kazaları neredeyse hiç olmazken, maden kazaları normalmiş gibi gösterilmese ve hala bir şeyler yapılması için illa birilerinin ölmesi beklenmese.

Yorumunuz: