Ay: Kasım 2013

  • Blog Açın Demenin Modası Çoktan Geçti

    Klişenin bile ötesinde, ortalama bir “Akıl Hocası”nın söylediği telkinlerin başında gelir: “Blog Aç!

    Bundan 5-6 yıl öncesine gidersek blog açın demenin etkili bir yanı vardı. Henüz bu kadar popüler olmayan “Blog Aç” yönlendirmesi o dönemler için “satan” bir fikirdi. :)  Blog kavramı da yeteri kadar bilinmediği için gerçekten blog açması gerekenleri, açabilecek niteliklerde olanları bundan haberdar etmek adına faydalıydı bu yönlendirmeler. Bir nevi geleceği yakalamak adına değerli bir öngörü paylaşımıydı. Bundan 5-6 yıl öncesinde danışmanlar, kişisel gelişimciler vb. konferanslardaki sunumlarında, yurt dışındaki eğilimleri de takip ettikleri için kişisel blog kavramı üzerine önemle eğilirlerdi.

    Altın öğüdü kopyalamak ama altını dolduramamak

    Şimdi artık bir şey demiş olmak için bir şeyler söyleniyor. Akıl vermek, bir trendi eskitene kadar söylemek “birilerini taklit etmek”ten öteye gidemiyor. Gidemiyor çünkü akıl verilirken, birine bir öneride bulunurken, insanlar ne duyduklarına yani başlığa, etikete odaklanır. Sistemli hareket edilemediğinde trendlerin peşinde koşarken helak olursunuz. Öğüdü veren kişi piyasada sahte yükseliş ve popülarite yaparken olan bu kişilerin yanlış yönlendirdiği insanlara olur.

    Öncelikle şunu bilmelisiniz. İyi bir okuyucu olmadan iyi bir yazar, blogger olmanız mümkün değil. Kişisel kariyerinizle paralel bir blog açıp özgün içerik üretebilmeniz için çok okumanız ve araştırmanız gerekiyor. Dikkat edin çünkü artık herkesin dilinde olan bir söyleme dönüştü bu. “Sen bir blog aç.” Sanmayın ki ben kimseye bu yönde tavsiyeler vermiyorum. Ancak hazır görmediğim insanların gereksiz içerik üretme uğraşına ve bunun için kalitesiz, benzer içerikler üretmelerine vesile olmaktan da kaçınıyorum. Peki bu söylediklerim ne kadar uygulanıyor?

    Neden blog açmalısınız sorusuna verilen cevap çok nettir. Online ortamda kişisel markanızı yaratmak ve kendinizi sunabilmek için dijital ortamda erişilebilir olmalısınız. Online ortama hakkınızdaki küçük fısıltıları yaymalısınız. Sizi insanlar görmese de değerinizin farkına varabilirler. İşte bunu sağlayabilirsiniz ve buna kendini pazarlamak denir.

    Herkes blog açmamalı gibi bir yargının peşinde asla olmam. Ancak içerik üretmenin peşinde giderken çok hızlı değişen dünyadan almanız gereken nimetleri ıskalama olasılığınız daha çok artabilir. İçerik üreteceğim diye okumanız gereken değerli yazıları ıskalıyanlar çoğunlukta. Sırf bir blog açtım, bir şeyler yazmalıyım diye özgün içerik üreten kaliteli bloggerların içeriklerinin benzerini ve kopyasını üretme eğilimine girenler de bir hayli fazla.

    Özgün olamayacaksan blogun, her geçen gün ne kadar sıradan olduğunu göstermeye yarar

    Günümüzde herkes blogların farkında. Farkında olması gerekenler zaten bilgiye çok kolay ulaşıyor. Özellikle kendi blogları üzerinden kaliteli içerik üreten profesyonellerin gençlere “Blog Aç” tavsiyesinden öteye geçebilmeleri gerekir. Blog açmadan önce alanınızla ilgili profesyonellerin bloglarını okuyun, öğrenin. Blog açmak iyidir, ancak hakkını verebilirseniz ve alanınızdaki diğer bloglardan farklılaşabilirseniz. Yoksa gerçekten her geçen gün daha da sıradanlaştığınızın resmini ortaya koymaktan başka bir işe yaramaz blogunuz. Herkesin yazdığını sen de yazarsın. O halde niye blog açtın ki? Kişisel markanı “Bakın ben de sıradanım.”  demek üzerine mi kurmak istiyorsun?

    Tavsiye alırken şuna dikkat edin.

    Biri sizin önce eksik yanınızı gösteriyorsa ondan uzaklaşın. Size bir şey satmak istiyordur.

    Blog açmadan önce okumayı düşünün. Eğer gerçekten blog açarak özgün içerikler ve konular üretebileceğinize inanıyorsanız ben size her konuda destek olmaya hazır ve gönüllüyüm.

  • Üniversite Öğrencileri İçin İş Fikri ve Girişimcilik Yarışmaları

    Üniversite öğrenciliği yılları yaratıcılığınızın nimetlerini hayata geçirebilme olanağına sahip olduğunuz en rahat dönem. Şu bir gerçek ki bir daha hasla üniversite zamanında elde ettiğiniz boş zamanı yakalayamayacaksınız. 😉

    İnsanların ihtiyacını göreceğine inandığınız, sektördeki bir açığı kapatacak, fayda sağlayan ve her şeyden önemlisi yapılabilir ve sonrasında satılabilir bir ürün veya hizmeti ortaya çıkarabileceğinize inanıyorsanız hiç durmayın ve hemen harekete geçin. Üzerinde çalışın, iş planınızı oluşturun, hayal edin ve yaratıcı  iş fikrinizi “Neden olmasın?” aşamasından bir adım daha öteye taşıyın.

    Bir yerlerden yavaş yavaş ürününüzü oluşturmaya koyulurken de ihtiyacınız olan sermaye için gözünüz kulağınız, genç girişimcilere ve öğrencilere yönelik para ve danışmanlık ödüllü iş fikri ve girişimcilik yarışmaları, hibe ve destek programları ile melek yatırımcılarca desteklenen organizasyonlarda olmalı. Neyse ki ben sizin için bunları bir araya getirdim. 🙂

    Not: Zaman içinde aşağıdaki listeye eklemeler yaparak, sayfayı güncelleyeceğim.Her ne kadar başlıkta yarışma olarak belirtsem de kuluçka merkezi, girişim hızlandırma programlarına da yer verdiğimi, bunlardan bazılarına ise üniversite öğrencilerine ek olarak genele açık yarışmalar olduğunu göreceksiniz.

    Hürriyet Garage

    hurriyet-garage_afis

     

    TEB Akıl Fikir Yarışması 

     

    teb-icatcikar-inovasyon-yarisma

    General Electric Türkiye İnovasyon Yarismasi 

    ge_turkiye_inovasyon_yarismasi

  • Facebook’ta Like Almakla İş Bitmez

    Tüketici davranışları için genel geçer kurallar yoktur. Pazara göre, ürüne göre ve zamana göre farklılıklar gösterebilir. Facebook’taki kullanıcı davranışlarına da bu gözle bakmalıyız.

    Sizin takipçiniz, sizin işiniz!

    Önemli olan hedef kitlenizi, müşterinizi ve takipçilerinizi iyi tanıyabilmek. Neyi, nasıl ne zaman sevdiklerini aşağı yukarı saptayabilmek. yani facebook kullanıcı profilinizi tanımanız gerek. Sonra da bu profilin Facebook veya diğer sosyal ağlarda “suyuna giderek” çalışmak! 😉

    Facebook’ta daha çok like almak odaklı yaklaşımları desteklemem. Doğal olmayan yollar ile sağlanabildiği sürece bu çabalar hep sevimsiz gelir. Ayrıca amaç değil bir araçtır ve amaç gibi satılmaya çalışılmasını ucuz bulurum. Ancak işin nicelik kısmından çok nitelik kısmına odaklanarak bu işe yaklaşırsanız bazı parametrelerin işe yaradığını göreceksiniz. Etkili “like” almak size viral fayda sağlar. Gerçek kullanıcılardan gelen “beğen” etkisi online bir itibar verir hafif ve diğer kullanıcılarda etkileşime girme, tıklama merakı uyandırır.

    Şunu biliyoruz ki paylaşımlarınız beğenilmesi için en iyi içeriği paylaşmanız yetmiyor. Doğru zaman, doğru görsel, doğru sunuş (metin) önemli. Burada zaman dışındaki her şeyi harfiyen uygulayabilirsiniz ancak doğru zamanı tutturamazsanız Facebook sizi üzer! Ayrıca daha nce de belirttiğimiz gibi kullandığınız görseller her şeyin boyutunu bir anda değiştirebilir. Blog içeriklerinde olduğu gibi Facebook’ta da görsellerin etkisi büyük.

    Facebook’ta daha fazla like almak için neler yapılabilir sorusuna cevap verirken KISSmetrics‘in ortaya koyduğu araştırmada benim en çok ilgimi çeken detay, günde 1-2 kez ve haftada 1-4 kez paylaşımda bulunmanın daha fazla etkileşim sağladığı bilgisi oldu. Diğer detaylar ise infografik üzerinde oldukça açık. 😉

    facebookta-daha-fazla-like-almak

     

  • HTML Boşluk Kodu

    O kadar ihtiyacım oluyor ki bu minik koda!

    Her seferinde internette araştırıp, bulduğum yerden kopyala yapıştır ile kullanmaktan çok yoruldum. Aslında daha önce kullandığım yerlerden de alabilirim ancak bu da hiç pratik olmuyor.

    Belki ezberlemeyi deneyebilirdim ama beynime gereksiz yük de yüklemek istemiyorum ya da bu zamana kadar bunu reddetmiştim. Ancak şimdi bunu yazarken sanırım ezberledim. :) Yazmanın gücü!

    Ama hayır böyle şeylerle gereksiz yük taşımayacağım. İşte buraya yazıyorum!

    Boşluk kodu

     

    Bundan sonra boşluk kodu ihtiyacım olduğunda buraya bakıp kullanacağım. O halde yeri gelmişken boşluk kodunun ne işe yarayabileceğini de anlatayım.

    Boşluk kodunun özellikle bloggerların ne amaçla kullanabileceğini ve en çok hangi konuda ihtiyaç duyabileceklerine değineyim. Ben de açıkçası genellikle içeriksel amaçlarla kullanıyorum ancak bazen yazılımsal ihtiyaçlar için de son derece pratik bir çözüm oluyor.

    • Çoğu zaman yazılarınızda paragraf oluşturmak isterseniz, yazı paletinden paragraf seçmiş olduğunuz halde bir türlü paragraf oluşturamazsanız. Boşluk kodu imdadınıza yetişir.
    • Bazen de yazılarınızın sonunda bir boşluk veya mesafe bırakmak istersiniz. Çünkü yazınızın sonunda yer alan eklentiler olabilir. Örneğin ilgili yazılar veya sosyal paylaşım butonları olabilir. Yazınızın sonuna bu alanların yapışmaması için yazınızın bittiği yerde enter ile satırlar oluşturursunuz ancak boşluk oluşmaz. Boşluk oluşacağı yerde div satırları meydana gelir.

    Sonuç olarak boşluk veya satır oluşturmak istediğinizde yazınızın metin alanına, yani html kod alanında bu boşluk kodunu ekleyerek kullanabilirsiniz. :)

  • RoboLeague’13 Robotların Yeteneklerini Gözler Önüne Serdi

    Online Medya Sponsoru olarak desteklemekten büyük mutluluk duyduğumuz IZTECH RoboLeague’13 başarılı bir şekilde gerçekleşti. İnfopik’te daha önce haberine yer verdiğimiz, RoboLeague’13’ün büyük bir ilgi ile karşılandığını görmek ise beni ayrıca mutlu etti. Özellikle bütün bu süreçte birlikte iletişim halinde olduğum sevgili Maide Altuntaş’ın ve elbette ekipteki diğer öğrenci arkadaşlarımın çabalarının karşılık bulması beni de onların mutluluğuna ortak etmiş oldu…

    RoboLeague’13’ün nasıl gerçekleştiğini merak ediyorsanız aşağıda sizler için hazırlanmış bilgilendirme yazısını ve etkinlik fotoğraflarını bulabilirsiniz. 😉

    RoboLeague13

     

    İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Institute of Electric Electronic Engineers (IEEE) Öğrenci Kolu tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası IZTECH RoboLeague’13 robot yarışması sonuçlandı.

    Çeşitli üniversite, yüksekokul ve meslek lisesinden yaklaşık 750 yarışmacı 250 projeyle yer aldığı yarışmada 1000 aşkın katılımcının yüzde 30’u lise, yüzde 60’ı üniversite, yüzde 10’u da firmalar düzeyinde olduğu belirtildi. İlköğretim öğrencilerinden oluşan ekiplerin de izleyici olarak ilgi gösterdiği organizasyonda 10 kategoride yapılan yarışmaların sonunda toplam 30 ödül verildi.

    26-27 Ekim 2013 tarihinde iki gün süren yarışmada, Tasarla – Yap – Yarıştır kategorisinde hiç durmadan ve uyumadan 24 saatte robot yapmanın yanı sıra yangın söndüren, çizgi izleyen, mini sumo, çoklu mini sumo, sumo, arazi, roboworker, çöp toplayan ve serbest kategorilerinde robot yarışmaları düzenlendi.

    Etkinliğin en heyecanlı yarışmaları arasında Roboworker kategorisinde Neotech’in ana sponsorluğunda düzenlenen “İnsansı Robotlarla Futbol Karşılaşması ve Robotsan’ın düzenlediği “40 Dakikada Kendi Robotunu Yap” workshopları yer aldı. Tasarla – Yap – Yarıştır kategorisinde ise 2 – 6 kişilik gruplardan oluşan yaklaşık 80 yarışmacı 24 saat aralıksız süren çalışmalarla sıfırdan robot tasarladı. ASELSAN Proje Geliştirme Müdürü Alper Erdener’in “İnsansız Araçlar” konulu bir sunum yaptığı etkinliğe pek çok kurum ve kuruluş da destek verdi.

    RoboLeague13_robot

     

  • Üzerine Para Garantisi de Versek, En Çok Ne Yapmak İstersin?

    cv de hobiler kısmına ne yazılmalı

    Hobilerinizi yazmalısınız.

    Bloguma gelen arama sonuçlarını incelediğimde bu sözcük grubunu da gördüm: “cv de hobiler kısmına ne yazılmalı”

    Gerçekten böyle düşünenler de olduğunu görünce bu konuyu yapmış olduğum derin analizlerle açıklık getirmek istedim. Evet, hobiler kısmına gerçekten sahip olduğunuz hobilerinizi yazmalısınız. :)

    CV’de neden hobiler veya ilgi alanları diye bir alan var düşündünüz mü hiç? Aslına bakarsanız bu alan size bazı sorulara cevap vermeniz içindir: “Biz senin hobileri olan biri olmanı istiyoruz. Yapmaktan zevk aldığın bir uğraşın olmasını bekliyoruz. Hayatla ilişkiye girebildiğini, kendini mecbur hissetmediğinde ne yapmayı seçtiğini görmek istiyoruz.”  Ancak biliyoruz ki çoğu insan kaynakları uzmanı hobilere göz ucuyla bakar çünkü sizin hobiler kısmını gelişi güzel doldurduğunuzu bilirler. Onlarca iş görüşmesine gittim ve sadece bir kere hobilerimden biriyle ilgili bir konu açıldı. ( İyi satranç oynarım. :) ) Hobiler, hobiler, hobiler… Senin kültürün, hayata bakış açın, sosyal zekan, karakterin… iş ortamına ve şirketle paralellik gösterebiliyor mu? Bunlar hep ince detaylar dostum.

     Sizin hobiniz nedir? Üzerine para garantisi de versek en çok ne yapmak istersin?

    cv de hobiler kısmına yazılabilecek hobiler

    diye aratanlar da olabileceğini düşünerek elim değmişken bunu da yazayım. Bugün iyi günümdeyim.

    Özgeçmişe yazılabilecek hobiler, sizin sahip olduğunuz hobilerinizdir.  🙂 Ancak anlıyoruz ki hobiniz yok. Gerçekten yok mu? Vardır; mutlaka vardır ancak keşfedememiş olabilirsiniz. Zevk alacağınız bir uğraşınız olsa ne güzel olur. Kendiniz için ve işe girmek için değil.

    Hakkınızda bir bakışta da olsa kabaca bir fikir sunan özgeçmişinizde belki de en masum, sizi siz gibi gösteren alan hobiler alanıyken neden bunu söylemek bu kadar zor?

    Hobin neyse, yaz bunu.

    Bir tane, iki tane, fark etmez.

    Belki de sana şöyle sormak gerekir: Her gün işe gitmek yerine ne yapmak isterdin? buna vereceğin cevap belki de hobindir.

    Ama unutma,

    “Eğer sevdiğin işi yaparsan, hayatta bir gün dahi çalışmamış olursun.” – Konficyus

  • Sosyal Reklam Büyümüş, İçerik Hani Bana Demiş!

    Nielsen’in yapmış olduğu araştırmaya göre sosyal reklamlar sosyal olmayan reklamlara göre %55 daha fazla akılda kalıcı oluyor. Yani sosyal olmak hedef kitle üzerinde 2 kat daha etkili. Bana kalırsa bu etki çok daha fazla olabilir. Özellikle mobil olarak, akıllı telefonlarımızla her an sosyal ağlara kendimizi kaptırmış haldeyiz. Trafikte araçla giderken, yolda yürürken, televizyon seyrederken bile algımızın büyük bölümü mobil aygıtımızda.

    Hal böyle olunca toplu taşıma aracında yolculuk eden genç, elindeki akıllı telefonu ile billboardlardaki reklam yerine, Twittter’ı incelerken sponsorlu iletileri, Facebook’ta haber akışını incelerken ise markaların reklamları ile karşılaşıyor. Bu yüzden sosyal reklamlarla daha fazla süre karşılaşmış oluyor ve sosyal reklam kullanıcının aklında daha fazla yer edinebiliyor. Her geçen gün internet kullanım yaş ortalamasının dar bir kitleden genele yaygınlaştığını düşündüğümüzde artık sosyal medyanın tek başına genç işi olmaktan çıktığını da söylemek gerekir.

    Aşağıdaki infografik, sosyal reklamcılığın dünü, bugünü ve yarını hakkında istatistik veriler ve tahminler içeriyor. Tahminlerdeki kritik nokta, önümüzdeki senelerde her geçen yıl sosyal reklamcılığa ayrılan bütçelerin artacak oluşu. Yani sosyal medya reklamcılığına daha çok para harcanacak. Elbette sosyal reklamcılığın tek başına yeterli olmadığını, işin bir de hem offline hem de diğer online reklam çeşitlerinin yer aldığını ve bunların birbirini besleyecek şekilde kullanılması gerektiğini belirtelim. Online reklam açısından ele aldığımızda, yine Nielsen ve MediaBistro’nun raporlarına göre medya ajanslarının %71’i sosyal reklamcılık ile diğer online reklam seçeneklerini bir arada kullandıklarını belirtmiş.

    Sosyal reklam sağlam bir içerik sayfasına yönlendirilmeli

    Sosyal ağ kullanan kitlenin giderek artması ve ilgi yüksek kullanıcıların olduğu sosyal ağlar, reklamveren için de cazip bir reklam mecrasına dönüşmüş oluyor. Sosyal reklamcılığa ayrılan bütçenin artacak oluşu, şüphesiz ki sosyal ağlara verilen reklamlardan sağlanan pozitif geri dönüşle doğru orantılı. Ancak sırf akılda kalıcılık sağlamak veya hakkınızda konuşturmak için mi sosyal ağlara reklam verilir? Elbette hayır. Sosyal ağlarda reklam verme fikrini ele aldığınızda öncelikle online ortamda olduğunuzu yeniden hatırlayın. 🙂 Dijital ortamın nimetlerini sonuna kadar kullanarak, yeni müşteriler kazanabilir, potansiyel müşterilerinize formlar doldurtarak onlarla bağlantı kurabilmenin yolunu da açabilirsiniz. Ama asıl önemlisi, hedef kitlenizin kalbine son oku göndererek, onu kendinize aşık edebilirsiniz!

    Kullanıcının aklında yer etmek veya reklama tıklamasını sağlamak öncelikli hedef olarak düşünülebilir ancak online ortamda reklama tıklayan kullanıcıyı yönlendirdiğiniz sayfa içerik anlamında etkili olmadığı sürece kullanıcının reklamınıza tıklaması size zarar olarak dönecektir. Etkisi olmayacak bir reklama para ödemiş olacaksınız. Reklama tıklatmak kadar reklamdan sonra kullanıcıyı yönlendirdiğiniz içeriğe de büyük önem vermelisiniz. Sıra dışı, etkileyici ve farklı içerik ile etkilenmeye hazır halde gelen kullanıcıyı ağınıza düşürebilirsiniz!

    Çoğu zaman yaşadığımız bir deneyimdir. Ön yüzde renkli, cıvıl cıvıl, ilgi çekici bir reklam. Merakla ve yüksek dozaj ilgi ile tıklanır… Sayfa açılırken hayal gücümüz ile gerçekliğin örtüşmesini bekleriz. İşte bu anda hedef kitlenize hayal ettirdiklerinizi reklamdan sonra yönlendirdiğiniz içerikte karşılayamazsanız, o tıklama size fayda yerine boşuna ödenmiş bir reklam maliyeti olarak geri döner. Onun içindir ki önce reklamını yapacağınız bir içerik edinin ve sonra reklam mecrasını belirleyin. İçeriği asla ihmal etmeyin. 😉

  • Stres Altında Çalışabilen mi, Yoksa Kaliteden Ödün Veren misin?

    Her ne yapıyorsanız yapın, yaptığınız şey için bir zaman harcıyorsunuz. Her işin, ortalama bir zamanı vardır. Örneğin evde annenizin, size yapmanız için verdiği bir işi zamanında yapmazsanız veya beklenen zamandan çok daha uzun bir süre içinde yaparsanız anneniz bundan memnun olmayacağını siz iyi bilirsiniz. :) Her şey zamanında ve makul bir süre içinde yapılırsa anlamlı olur. Bu da çok doğaldır çünkü biz insanlar belirli ancak bizim kontrolümüzde olmayan bir zaman kavramı üzerine bu dünyada yer alıyoruz. Zaman, bu açıdan her şeye anlam veren bir güçtür. Zaman, iyiyi kötü veya kötüyü iyi yapabilecek güçtedir. Yaptığınız iş, onu ne zaman yaptığınız, zamanında yapıp yapamadığınız ile anlam kazanacaktır.

    Zaman en değerli maliyettir şüphesiz ve bu yüzden zamanı doğru yönetme becerisi gösterebilmek işletmelere doğrudan ekonomik fayda sağlar. Bireysel anlamda biz insanlar da zamanı doğru yönetirsek yaşamımız daha düzenli ve keyifli geçecektir. Aslında bunu şöyle düşünebiliriz. Bütün insanlar bir günü 24 saat olarak yaşar. Zamanı iyi yönetenler ise bu 24 saat içine sadece yapmak zorunda oldukları şeyleri değil keyifle yaptıkları şeylere de yer ayırabilir.

    Zaman yönetimi konusu klasik ancak bir o kadar da uygulamada sıkıntı çekilen bir konu. Herkes bilir ki bir işi en kısa sürede bitirmek, sonuca ulaştırmak ve karşılıklı pas alışverişlerinde yaratılan zaman boşluklarında paralel işler yürütebilmek kişinin hem sahip olduğu yeteneği hem de iş kültürüyle ilgilidir. Hızlı ve pratik olmak, hem zeka işi hem de bir nevi karakterdir. Karakteriniz, baskı altında çalışabilmenize yardım ederken aynı zamanda kaybedeceğiniz zamandan da tasarruf etmenize yardım eder. Profesyonel hayatta bir işi yapıp yapamadığınız ilk planda dikkat çekmez. Ancak işi zamanında yapabiliyor musunuz buna bakılacaktır. Zamanında bir çıktı alabiliyor musunuz bu değerlendirilecektir. Öncelikle önemli olan zamanında “Bitirdim.” diyebilmenizdir maalesef. Bununla birlikte nasıl bitirdiğiniz işte bundan sonra sorgulamaya alınacaktır yani 2. planda.

    Zamanında ama düşük kaliteli iş mi, yoksa geç ama kaliteli  iş mi?

    Çoğu zaman sizden işi ortalama zamanın altında bitirmeniz istenecektir. Bunun için de olması gerektiğinden daha hızlı ve daha fazla efor ile çalışmanız gerekecek. Zamanın tükenmeye başladığı dönemlerde ise aklınızdan şunun gibi düşünceler geçecek: “Bunu zamanında bitirebilirim ancak bu kadar kısa sürede yapabileceğimin en iyisini yapamayacağım.” Böyle durumlarda sırf söylenen tarihte bir çıktı vermek adına daha düşük kalitede bir iş mi teslim edeceksiniz? Yoksa “Biraz daha zamanım olsa aslında bambaşka bir iş teslim edebilirim.” diyerek ek zaman mı talep edeceksiniz?

    Bugüne kadar gerek iş hayatımda gerekse de sosyal hayatımın her noktasında gördüm ki altına imzanızı atabileceğiniz işler yapmak çok ama çok önemli. “Bu işi ben yaptım.” diye gururla söyleyemeyeceğiniz işler teslim etmemeye çalışmalısınız. O yüzden kaliteli işleri zamanında teslim etmek elbette çok önemli. Ancak bazen gerek belirlenen zamanın darlığı veya o süreçteki aksaklıklar işlerin zamanında bitirmesine engel olabiliyor. Bu durumlarda benim tercihim her zaman çıkan işin kalitesinin tam olmasından yanadır. Belirlenen zamana yetiştirilmek uğruna kaliteden ödün vermem. Bir iş nasıl çıkarsa, o hep öyle anılacaktır ve kalitesiz, eksik bir iş ileride daha çok sizi uğraştırarak, daha çok zamanınızı alacaktır. Bu yüzden, eğer gerçekten daha fazla zaman ile daha iyi çıktılar alabileceğinizi düşünüyorsanız, yöneticilerinizi ve ekibinizi bu yönde ikna etmeyi görev bilin. Siz kendi potansiyelinizin farkındaysanız, daha fazla süre istemekten çekinmeyin.

    İş hayatında kaliteli işleri zamanında yapabilmenin bir yolu da stres altında çalışabilmeyi öğrenebilmektir. Bunu başarıp, zamanında aksiyon alabilmeyi alışkanlık haline getirebilirseniz, iş performansınızın nasıl yükseldiğini göreceksiniz. ;)