Ay: Aralık 2013

  • 2014’ün Teknolojik Trendleri Neler Olur?

    Bugünlerde her alanda, 2013 nasıl geçti ve 2014 nasıl geçecek konulu birçok haberle karşılaşıyoruz. 2014’te neler trend olacak, bizi neler bekliyor konuları Aralık 2013’ün klasik kapak konularıdır. Ben de açıkçası 2013’te teknoloji anlamında nelerin konuşulduğunu ve gelecekte neler konuşulabileceği üzerine düşünüp, webde birkaç araştırma yaparken aşağıdaki infografik ile karşılaştım. İtiraf edeyim bu yazının ilhamını bana bilgisayarların tarihini anlatan aşağıdaki şık tasarımlı infografik verdi. 🙂

    Bence genel anlamda teknolojinin gelişimini izlerken bilgisayarların gelişimini referans kabul edebiliriz. Teknolojinin merkezinde bilgisayarlar var ve bilgisayarların gelişimi teknolojinin gelişimi demek. Bilgisayarlar geliştikçe, bilişimden tarıma kadar her sektör ve alanda teknoloji de gelişmiş oluyor.

    Bring your own device  kendi cihazını (teknolojini) kendin getir

    2013’te gündeme daha fazla gelse de henüz Türkiye’de çok fazla dillendirilemiyor. Çalışanların iş yerlerinde kendi cihazlarıyla yani bilgisayarlarıyla, kendi teknolojik aygıtlarıyla çalışabilmesi anlamına gelen bring your own device konsepti 2014’te daha fazla konuşulacak ve özellikle yeni kurulacak işletmeler, startuplar tarafından daha kolay benimsenecek. İşletmeler için ekonomik yanı olsa da en dikkat edilmesi gereken ve tedirginlik yaratılan konular güvenlik kaygıları üzerinde toplanıyor. Ancak bütün bunları bulut bilişim sistemlerinin gelişmesi ile aşılabileceği açık. Çalışanlar tarafında ise, kendi cihazlarıyla sadece ofisten değil, evden veya bulundukları her yerden çalışabilme özgürlüğüne kendi sahip oldukları bilgisayarlarıyla, tabletleriyle gerçekleştirmek çok daha zevkli olacağı şüphesiz.

    E-ticaret, bankacılık ve ödeme sistemlerinde mobilin artan önemi

    Ödeme sistemleri önümüzdeki günlerde büyük gelişim gösterecek. Bu da hem bankaları hem de e-ticaret sektörünü ciddi anlamda etkileyecek. Mobilin gelişen ödeme sistemleriyle entegre olarak daha sık kullanılacağı ve bu yöndeki teknolojik gelişmelerin hızlanacağını çok net söyleyebiliriz. Son günlerin popüler konusu olan Bitcoin‘i de gözümüzün önüne getirirsek, para harcamak ve alışveriş yapmak artık çok daha kolay olacak. 🙂

    Akıllı saatler geliyor

    Henüz bir tablet kullanıcısı değilim ve açıkçası henüz ihtiyaç da duymadım. Akıllı saate de ihtiyaç duymayabilirim düşüncesindeyim. Şunu da düşünmeden edemiyorum; akıllı bir cep telefonumuz varken neden akıllı bir saate ihtiyaç duyalım? Kaldı ki kol saati aynı zamanda bir giysi ve aksesuar olarak kullanılır. Yani çoğu kişi için saatin saatlik görevi 2. plandadır. Bu açıdan düşünüldüğünde ben biraz akıllı saat kullanımına mesafeliyim. her ne olursa olsun akıllı saaatler (smart watch) önümüzdeki yıl kendilerini daha çok hissettirecek.

    bilgisayar-tarihi

     

  • Bizimle İnfografik Tasarlayacak Grafik Tasarımcılar Arıyoruz

    Bundan 2 yıl önce, Aralık 2011’de İnfopik’i açtığımızda, infografik şimdi olduğu kadar popüler değildi. Ancak biliyorduk ki infografik sevilecek, beğenilecek ve popüler hale gelecekti.

    Sadece biz okuyucular için değil, aynı zamanda markalar, yani kurumlar için de infografik, özellikle pazarlamanın dijital ayağında her geçen gün kullanımını yaygınlaştıracaktı. Biz de bu yolda öncelikle işin okuyucu tarafını ele alarak, tek düze bir infografik paylaşım sitesi değil, aslında tam da infografiklerin hak ettiği gibi içeriğin bir argümanı olarak infografikleri ele aldık. İnfografiklerin hem eğlenceli hemde bilgilendirici yanını içeriklerimizle harmanladık. Özgün içeriği, infografik ile zenginleştirdik.

    Türkçe infografikler daha iyi tasarlanabilir

    Bütün bu süreçte Türkiye’de infografiklerin bilinirliğine önemli katkımız olduğunu düşünüyorum. Şimdi baktığımızda infografiklerle daha çok karşılaşıyoruz. Her geçen gün infografiklerin kullanımıyla birlikte Türkçe  tasarlanan infografiklerin de sayısı artıyor.  Bunda ülkemizdeki markaların infografiği keşfetmesi ve bunu onlineda içerik pazarlaması olarak kullanmaya başlamaları temel nedenler. (Bknz. İnfografik Nedir?)

    Türkiye’de daha iyi tasarlanmış, nitelikli bilginin muhteşem bir görsel şölene dönüştüğü infografikler olmalı ve biz de bu infografikleri zevkle sizlerle buluşturmalıyız. 🙂 Şu bir gerçek ki henüz Türkçe infografikler yabancı infografikler kadar iyi kalitede tasarlanamıyor ancak bunun bir süreç olduğunu bilmek gerekir. Türk tasarımcılarının da bu işe zaman harcayarak, yakın zamanda şahane infografikler üreteceklerini biliyorum.

    İşte bize o şahane infografiği tasarlayacak yetenekli grafik tasarımcıları arıyoruz

    Aramakla kalmayıp, çabucak ekibimizin bir parçası yapmak istiyoruz. 🙂

    İnfografik tasarımı konusunda bize sıklıkla gelen talepleri artık karşılayamaz durumdayız ve bu konuda bizimle bağlantıya geçen hem okuyucularımıza hem de kurumlara yönelik infografik tasarım hizmeti vermek istiyoruz. Oluşturacağımız tasarım ekibi ile harika işlere imza atma niyetindeyiz. Bunun için portfolyosunda infografikler olan veya harika logolar tasarlayıp henüz infografik tasarımı konusunda çekingen davranabilen, kısacası her seviyede infografikle ilgilenen tasarımcılarla tanışmak istiyoruz. İşin teknik ve sıkıcı detaylarına burada girmeyeceğim. Siz işi biliyorsunuz!

    Başvuru formunu doldurarak,  İnfopik İnfografik Tasarım Ekibi’nin bir parçası olmanızı bekliyoruz. Başvuru için tıklayın.

    Bu arada yukarıdaki video, bir video infografiğin hazıranma aşamasını açıklamış. Aşağıdaki ise size tanıdık gelebilecek bir infografik. İlginizi çekecektir. 🙂

    infografik-tasarim

     

  • Üniversitede Öğrenciyken Mentorunuz Olsun İster misiniz?

    Üniversitelerin marka olmasında en büyük etken o üniversitenin mezunlarının kalitesidir.

    Kişilerin önemli mevkilere gelerek başarılı bir profil çizmesi, üniversitenin akademik başarıları ve öğrenci kulüpleri gibi iç etkenlerden daha güçlü etkiye sahiptir. Kariyer ve iş dünyasında elde ettikleri başarılar şüphesiz kişinin eğitim aldığı üniversite ile de ilişkilendirecek ve o üniversite için pozitif bir algı yaratacaktır. Bütün bunlar, uzun dönemli bir sürecin ve birikimin sonucu zor oluşturulan ancak kolaylıkla kaybedilecek bir imajın oluşumudur.

    Üniversitenin marka değeri

    Üniversite, öğrenciler, mezunlar ve iş dünyası etkileşimini oluşturabilen üniversiteler, hem öğrencilerine gerçek bir aidiyet duygusu yaşatabileceği gibi aynı zamanda iş hayatına süreceği öğrencilerini daha donanımlı hale getirebilecektir. Bu nedenle bir üniversite marka olmak istiyorsa, mevcut öğrencilerini üst düzey yetiştirebilmeli ve onlarla mezuniyet sonrasında bir kat daha fazla pozitif iletişim halinde kalabilmenin yolunu bulmalıdır.

    YTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin başlattığı Mentorluk Projesi bütün bu fikirlerimi bu yazıyla beraber yeniden açığa vurmama vesile oldu. Benim de bir mezunu olduğum bölümden, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin geneline yayılacağını öğrendiğim projenin çıkması beni ayrıca mutlu etti. Özellikle bugüne kadar YTÜ Mezunlar Derneği‘nin hayatıma aktif bir dokunuşunu hissedemesem de öğrendim ki her geçen gün daha aktif ve alt yapısı, veritabancı yenilenen bir Mezunlar Derneği oluşmakta.

    mentorluk_projesi-ytu

    YTÜ Endüstri Mühendisliği Mentorluk Projesi, endüstri mühendisliğinden mezun olan eski öğrencilerin mentor, mevcut öğrencilerin ise mentee olarak eşleştirildiği, öğrenciler ile mezunların deneyim alışverişinde bulundukları gönüllülük esasına dayalı bir proje. Projenin, bölüm başkanlığı ve üniversite yönetimi tarafından desteklenmesi ve diğer bölümler için örnek oluşturması da son derece önemli. Bu proje ile mevcut öğrencilerin aynı bölümden mezun olmuş mezunların kariyer yolculuklarındaki deneyimlerden faydalanabilmesi son derece değerli bir bilgi birikiminin aktarılması demek. Öte yandan mezunların okul ile yeniden iletişime sokulması, “Sizi unutmadık ve bizim için değerlisiniz.” mesajı verilmesi açısından da önemli.

    Gönüllülük esasına dayalı bu tür mentorluk projelerinin, iki tarafın (mentor ve mentee) göstereceği özveri ve süreklilik ile birlikte karşılıklı kazanımlara vesile olacağına inanıyorum. Bu tür projelerde okulun mezun havuzunun güncel ve sağlıklı verilerle beslenmesi ve mentorların bir seçimden geçirebilmesi faydalı olacaktır. Gönüllülük esasına dayalı işlerde süreklilik zaman içinde kaybolabileceğinden bu işe emek verebilecek, öğretici vasıfları gelişmiş kişilerin yer alması önemli. Ayrıca mentor profilinin farklı sektör ve iş kollarında profesyonel hayatını sürdüren mezunlardan oluşturulması, başarısızlıklardan da alınacak derslerin olunacağı unutulmadan, sadece başarıya odaklı profiller seçilmemesi gerektiğini de düşünüyorum.

    Şu bir gerçek ki üniversitedeki öğrencilik yıllarında gençlerin bir mentor desteği alabilmesi çok ama çok faydalı olacaktır. Gençlerin danışabileceği, fikir alabilecekleri birini hemen yakınında kolaylıkla bulabilmesi büyük bir fırsat. Ancak şu da unutulmamalı; her zaman tek bir doğru yoktur. Bu yüzden kendi yolunu herkes kendi çizebilmelidir. 😉

    Umarım bu vesileyle YTÜ Endüstri Mühendisliği mezunlarından daha fazla kişi projeden haberdar olur. Özellikle diğer üniversitelerden öğrenciler için burada yazılanlar, benzer projeler yürütmek için bir kıvılcım ve temel oluşturursa çok mutlu olurum. Proje için emek veren öğrenci ve mentorları da ayrıca tebrik etmek gerekir. Bu program sürdürülebilirse, gelecek adına olumlu sonuçlar doğuracağına eminim.

    YTÜ Endüstri Mühendisliği Mentorluk Projesi

    YTÜ Endüstrü Mühendisliği Mentorluk Projesi’nin detaylarını Proje Lideri Gamze Yayla sizin için soru-cevap şeklinde açıkladı…

    Projenin amacı nedir?

    ytu_enm_mentorlukYıldız Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek olan mentorluk projesinin temel amacı Yıldız Teknik Üniversitesi mezunları ile öğrencilerini bir araya getirip, mezunların sektörel bilgi ve tecrübelerini öğrenciler ile paylaşmalarını sağlamaktır. Böylece öğrencilerimizi en iyi şekilde iş hayatına hazırlamayı hedefliyoruz. Oluşan bu mezun ağını, mezunlarımızın iş hayatlarında kullanarak faydalanmalarını sağlamaktır. Mezunlarımızla sürekli iletişimde kalarak aynı üniversitenin aynı bölümünden mezun olmuşların “Yıldızlı Aile” olma kültürünün benimsemesidir.

    Mentorluk Nedir

    Günümüzde mentorluk sistemi, şirketlerde, okullarda ve çeşitli kurumlarda uygulanmaktadır. Mentorluk kelimesinin anlamına dair bazı yerlerde usta- çırak ilişkisi şeklinde tanımlamalar vardır fakat bu tanımlamalar tam olarak mentorluk kelimesini ifade edememektedirler. Çünkü usta – çırak ilişkisinde bir yaptırım gücü bulunmaktadır. Mentor – mentee ilişkisi ise tamamen gönüllülük üzerine kurulu bir mantıkta bulunmaktadır. Mentorluk sisteminin kullanılmasındaki amaç insanların sahip olduğu potansiyeli aktifleştirmesini sağlamak, kurum kültürünü aktarmak, kendisini geliştirmesine ve verimli çalışma standartlarını oluşturmasına destek verebilmektir.

    Mentor Profilimiz

    Mentor, liderlik özelliğiyle Yıldız değerlerini özümsemiş, stratejik bakış açısıyla sektörde ilerleyen kişidir. Öğrencilerden (menteeler) gelen talep doğrultusunda, her menteeye kendisini geliştirmeyi ve gelecekte kariyer yapmayı planladığı bir alanda, farklı ve başarılı deneyimlere sahip bir mentor atanacaktır. Mentorluk sisteminin hem mentor hem de mentee için avantajları bulunmaktadır. Mentee hem kişisel hem de profesyonel anlamda bu ilişkiden fayda sağlamaktayken, mentor de yol gösterirken, aynı zamanda kendi bilgilerini tazeleyecektir.

    Mentor neler kazanacaktır?

    Mentorluk, yapan kişiye çok yönlü kişisel gelişim sağlayan bir uygulamadır. Bu uygulama öncelikle sorumluluk ve liderlik duygusunu pekiştirecektir. Bugün birçok iş yerinde önemli bir işe alma kriteri olan liderlik ve sorumluluk duygusuna belki de en somut örnek başarılı bir mentor olabilmektir. Öğrenciler arasında bilinirliğini arttıracak ve ileride oluşabilecek potansiyel bir iletişim ağı kendiliğinden oluşacaktır. Bir Yıldız öğrencisine örnek ve destek olma sürecini yaşatacak ve bu süreç sırasında yaşanacak olumlu duygulara sebep olacaktır.

    Kimler Mentor Olabilir?

    Yıldız Teknik Üniversitesi’nin lisans veya lisansüstü programından mezun olan, en az 3 yıl profesyonel şekilde iş hayatının içinde olan herkes mentor olabilir. Ancak özellikle son sınıf ve üçüncü sınıfta okuyan öğrencilerimize, iş tecrübesi fazla olan mentorler atanacaktır. Yeni mezunlara ise genellikle ikinci sınıfta okuyan öğrencilerimize atanacaklardır.

    Menteeler neler kazanacaktır?

    Bu program mentee ve mentorun karşılıklı olarak kişisel gelişimini desteklemekte ve bu gelişime yön vermektedir. Program sayesinde mentee akademik hayatına daha iyi yön verebilecek, projelerine ve kaynak arayışlarına profesyonel bir destek bulabilecektir. Kariyer konusunda geliştirdiği stratejileri ve hedefleri gözden geçirme fırsatı bulacak ve eksik olduğu noktaları önceden belirleme sansını yakalayacaktır. Bu program sayesinde strateji ve hedeflerini değişik perspektiften analiz edebilecektir. Hayatta en önemli nokta deneyimlerin yaşanarak öğrenilmesidir. Ancak bazı deneyimler kişi için oldukça pahalı sonuçlar doğurabilmektedir. Program sayesinde öğrenci, mentorun profesyonel deneyimlerini değerlendirme ve özümseme olanağını bulacaktır. Bunların hepsi kişinin potansiyelinin zenginleşmesi, öz güveninin ve kalitesinin artması ile sonuçlanacaktır.

  • Değer Katın

    Gündelik yaşantımızın zorunluklarına kendimizi kaptırırken çoğu zaman kendimize bile zaman ayıramıyoruz. Zorunlulukların başında genelde iş veya okul hayatı gelir. Belki zorunluluk olmaktan kurtarabiliriz? ;) Her neyse, ortalama bir gününüzü gözünüzün önüne getirdiğinizde neyi gerçekten planlayarak ve isteyerek yaptığınızı hiç düşündünüz mü? Gerçekten o gün, kısa bir süre önce veya o gün içinde planladığınız bir şeyle uğraştınız mı hiç? Genellikle, bazı davranışları o kadar sık yaparız ki bir süre sonra onları sorgulamaktan vazgeçer hale geliriz. Bilincimizin kaybolmaya başladığı veya reflesk haline dönüşen davranışlarımız değişime giden yolda bize en çok engel olan unsur. Hayatımızın zorunlulukları da çoğu zaman bizler için birer refleks haline dönüşmekte. Bu yüzden başka bir alternatifimiz yokmuşçasına kendimizi kaptırdığımız yola devam eder, bu hayatı yaşamayı sürdürürüz.

    Zaman zaman yaşantınızı gözden geçirip, kendinizi “Ben şu aralar ne yapıyorum?” sorusunu sorup belki de aklımızı başımıza toplamamız gerekiyor! :) kendimizi zaman zaman kontrol etmeli, gerektiğinde uyarmalı ve bir iç otokontrol mekanizması yaratmalıyız. Bizim gitmemizi istedikleri yola mı gidiyoruz yoksa kendi istediğimiz yolda mıyız? Yoksa, başkalarının istememizi istediği bir yolun başlangıcında mıyız?

    Kıymetli zamanı başka bir kıymete dönüştürmek

    Gündelik alışkanlıklarımızı ve zorunluluklarımızı azaltabilirsek kendi istediğimiz hayata daha çok zaman ayırabiliriz. Bence mutluluğun da yegane şartı budur. Kendimize ayırdığımız bu zamanda da bence bencil olmaya hakkımız yok. Kendimize ayırdığımız bir zamanda bencil olamayacaksak ne zaman olacağız diyebilirsiniz haklı olarak. :) İşte mutluluğun ikinci şartı da burada gizli bana göre. Kendimize ayırdığımız en değerli zamanı sadece kendimiz için değil, çevremizdeki diğer insanlar için de yaşayabilmek. Bunu ise ancak kıymetli zamanı başka bir kıymete dönüştürerek yapabilirsiniz. Buna değer katmak diyoruz. Eğer bu değeri çevrenizi etkileyecek bir şekilde oluşturabilirseniz o zaman siz sosyal değer üretmiş olacaksınız.

    Ben aşağıda kendim için bir liste oluşturdum. Zamanla bu listeyi güncellemeyi planlıyorum. Hayatımın geri kalanını daha kaliteli, verimli ve paylaşımcı geçirebilmek adına…

    • Hayatınızın her anında, her ne yaparsanız yapın bir değer katın.
    • Yaşadığınız ana değer katın. Zaman çok kıymetli.
    • İş hayatında yaptığınız işe değer katın. Yoksa başarılı olamazsınız.
    • E-postalara cevap verirken değer katın. Konunun sizden çıkmasına odaklanmayın. Cevap verirken farklı bir şey söyleyin ve yol gösterici olun.
    • Çözüme değer katın. “Bilmiyorum” demek yetmez; “Bilmiyorum ama buradan öğrenebilirsin.” demektir değerli olan.
    • İlişkilerinize değer katın. Parazit değil, katalizör olun.
    • Sevginize değer katın, sevilmeye değer olun.
    • Sevdiklerinize değer katın, mutlu olmanın en keyifli yolu.
    • Faydalı olmak, değer yaratmaktan, değer katmaktan geçer.
    • Kendinize değer katın. Siz olmazsanız biz olamayız.
  • Bir Yerde Yazılım Geliştirme Varsa Orada Ortam Güzel Olacak

    Dünyanın en güzel ofislerinden konu açılırsa hemen aklınıza ilk olarak Google ve Facebook ofisleri gelir; değil mi?

    Google ve Facebook gibi şirketler neden çalışma ortamlarını bu kadar güzelleştirmek için çaba sarf edip masraf altına girişirler, hiç düşündünüz mü? Yani bildiğimiz klasik bir ofis ortamı ve ortak kullanıma açık birkaç kafeterya iş görmez miydi? Belki bir tane spor salonu ile hoşluk yaratıldığı da düşünülebilirdi. Daha fazlasına ne gerek var? Yoksa bir ofisin tasarımına ince eğilmek ve çalışma ortamının sosyal olanaklarına yatırım yapmak bir işveren marka çalışması mıdır? ;)

    Google ve Facebook’un tasarım harikası olan yaratıcı ofisleri en çok bilinen ve konuşulan ofisler. Oysa bu örnekleri dünyadan ve hatta Türkiye’den vererek çoğaltabiliriz. Pixar, Turkticaret.net, Sahibinden.com benim aklıma ilk gelenler. Aslına bakarsanız insancıl çalışma ortamı yaratmak ile yaratıcı, tasarımsal detaylarla süslenen ofisler yaratmak aynı şey değil. Ama ikisinin de ortak noktası insancıl ve konforlu bir çalışma ortamı sunmaları. Bir iş gününün büyük bir kısmını geçirdiğimiz iş yerlerinde sadece çalışma odaklı ve çalışmak için gerekli minimum gereksinimler masa, sandalye, bilgisayar ve (lütfedip) internet dışında insan fizyolojisinin ve psikolojisinin önemsenmediği çalışma ortamları da maalesef çok fazla.

    Teknoloji şirketlerinin ofislerinin eğlenceli olması rastlantı değil

    Ofis ortamlarının nasıl olması gerektiği geniş bir konu ancak ben özellikle IT birimlerinde çalışanlar için konuyu ele almak istiyorum. Stresi oldukça yoğun ve fazlaca kafa patlatmak zorunda olunan, saatlerce bilgisayar karşısında kalınıp yerinden kalkamayacak kadar yoğun anların sıklıkla yaşandığı departmanlardır bilgi sistemleri. Bu nedenlerle gün içerisinde çalışırken bu insanların özellikle kafalarını boşaltmaları, vücutlarını esnetebilmeleri ve gözlerini dinlendirebilmeleri her şeyden önce sağlıkları için gereklidir. Süreklilik yaşandığında bir noktadan sonra sıkıcı da gelebilecek bir iş kolu olduğu düşünüldüğünde çalışma ortamlarında keyifli ve yeniden motivasyon sağlayıcı unsurlara ihtiyaç duyulduğu açıktır. O yüzdendir ki bir yerde yazılım geliştiriliyorsa orada çalışma ortamı güzel, keyifli ve neşeli olmak zorunda. Yani diyorum ki özellikle teknoloji şirketlerinin ofislerinin eğlenceli olması rastlantı değil. Marissa Mayer’in Yahoo’nun başına geçer geçmez aldığı ilk kararın çalışma ortamlarını verimliliği arttıracak şekilde düzenlenmesi yönünde olduğunu da hatırlatmak isterim.

    Kurumun çalışanına çizdiği profili anlamış olursunuz…

    İşverenler ve şirketler, çalışma ortamlarını insan sağlığına uygun, yeniden motivasyon sağlayıcı, dinlendirici ve aynı zamanda çalışmaktan keyif aldıracak unsurların gerekliliği açısından ele almadıkça çalışanlarından en yüksek verimi ve başarıyı bekleme hakkına sahip olamazlar. Ayrıca kurumsal bilince ulaşamamış şirketlerdeki en büyük iş ortamlarında yapılan “güzelliklerin” çalışanlar tarafından kötüye kullanılacağı ve istismar edileceği düşüncesidir. Ne ezik bir düşünce! Oysa kimse saatlerce yukarıdaki kaydıraktan (Google ofisi) kayma derdinde değil, ya da kahvecide saatlerce kahve içmeye de inanın ki bayılmıyoruz. Bu da kurumun çalışanına duyduğu güveni ve çalışanına çizdiği profili göstermiş oluyor.

    Şu da unutulmamalıdır ki artık özellikle y kuşağı temsilcileri olan bizler için iş yeri tercihinde çalışma ortamı oldukça fazla dikkat edilen bir etkendir. Çalışma ortamında mutlu ve huzurluysam, rahat ve konforluysam eve hiç gitmek istemem ki! ;)

    Aşağıdaki videoda Turkticaret.net’in Bursa ofisini görebilirsiniz. Yukarıda yazdıklarımı gözünüzün önüne getirerek izlemenizi tavsiye derim.

  • Beni Anla ya da Anlamasan da Olur

    Herkes ile paylaşamadığınız şeyler vardır. Paylaştığınızda anlaşılmayacağınızı düşünürsünüz.

    Bazı konular çarptırılmaya çok müsaittir. Hele ki konu biraz sıradan olmaktan çıktığında sohbetlere katılım oranı hızlıca azalır; espiri ve eleştiri malzemesi olmaya  müsait hale gelir.  Herkesin hakkında fikir üretemeyeceği şeyleri konuşmak önemlidir. Herkesin hakkında fikir yürütemeyeceği konu bilginizi arttırmak avantajdır; ancak sizi yalnızlaştırır aynı zamanda. Entelektüel birikim. Buna sahip olamayanlar için malzemedir, entelektüel bilgi!

    Sohbet konuları bence temelde ikiye ayrılır. Konuştuğunuzda anlaşılmak istediğiniz ve anlaşılmayı beklemediğiniz, bunun umurunuzda olmadığı konular.

    Konu ve insan uyumu sohbetlerdeki davranışınızı etkiler. Bilirsiniz, yalnızlık paylaşılmaz herkesle kaynaşılmaz. :) Konu derin ancak karşınızdaki insan zayıfsa söyleyeceklerinizi tutarsınız. Konu sıradan ve karşınızda değer verdiğiniz biri varsa bu sefer saçmalama hakkınızı olabildiğince kullanmak isteyebilirsiniz. En sıradan bir konuda anlaşılmayı isteyebilmeniz için karşınızda değer verdiğiniz biri olmalı.

    Futbolu, kadınları ve aşkı herkesle bir seviyede konuşabilirsiniz. Sohbetin kalitesi sizin de anlaşılmak istediğiniz noktada başlar çünkü artık konu hakkındaki en samimi fikirlerinizi vermeye başlamıştırsınız.

    Çoğu zaman arkadaş ortamlarında konu ve insan uyumunu yakalayamadığım anlarda çok durgun ve suskun halde yakalıyorum. Bazen de hararetli tartışmalar içinde, eğlenceli sohbetlerde. Anlıyorum ki temelde önemli olan anlaşılmak istediğimizin seviyesi. Anlaşılmayı önemsemiyorsanız her zaman, her yerde, herkesle konuşabilirsiniz. Eğer anlaşılmak istiyorsanız, o halde konu ve insan uyumunu yakalamanız gerekiyor. :)

    Unutmadan,

    “Ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır.” (Mevlana)

  • Alfred Sloan’dan 9 Öğüt

    2007 yılında ilk blogumda paylaştığım yazıyı yeniden hatırlamak istedim. Elbette sizlerle paylaşarak. Bu yazıyı paylaştığımda yıl 2007′ydi ve ben bir üniversite 2. sınıf öğrencisiydim. :)

    Buyrun…

    ***

    CNBC-e BUSINESS dergisinin şubat ayı sayısında okuduğum bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Geleceğin yönetici ve CEO adayları olarak ilgimizi çekecektir diye düşündüğüm işte o öğütler ama önce Alfred Sloan ‘ı kısaca tanıyalım.

    Alfred P. Sloan, Amerikan şirketler dünyasında kendinden önce kimsenin yapamadığı ve belki de bir daha yapamayacağı bir devrimi gerçekleştirmiştir. Konsensüse dayalı liderlik anlayışı, farklı görüşleri teşvik etmeye, bilgi ve verileri kullanmaya ve tüketicileri yönetmeye ilişkin yenilikçi yaklaşımlarıyla Sloan, General Motors şirketine büyük bir güç kazandırdığı gibi, günümüzün en başarılı şirketlerinde geçerli olan stratejik bakış açısını, liderlik tarzını ve işletme disiplinini derinden etkilemiştir. General Motors ‘da kalıcı izler bırakan Alfred Sloan, yılların tecrübesi ve birikimin konuşturuyor.

    Üretmeye Odaklan: Hayatın bize sunduğu en büyük heyecan bir şeyler üretme, inşa etme heyacanıdır.Yaratıcı ruhu farketmek ve onu yüceltmekten geri kalmayın.

    İşi Benimset: Kurumunuzda insanları aşağıdan yukarıya sağlıklı biçimde yükseltin.Böylece bağlılık, azim ve yetenek gelişi, çünnkü terfi şansı doğar.

    Bağımsız Düşün: Yeni ve farklı bir işi başarmak için önüne çıkan engelleri aşmak adına öncü, cesur ve azimli olmanız gerekir.

    Tartışmaktan Kaçınma: Bir konu üzerinde hemen anlaşmaktan kaçın.İnsanlar hemfikirse yine de kararı alma ve ertele.Zaman, anlaşmazlık ve tartışma yaratabilir.Fikre zaman tanı.

    İşi Delege Et: Her yönetici eninde sonunda yapılması gereken tüm işleri kendi başına yapamayacağını bilmeli.Sorumluluk vermeyi bil.

    Azimli Ol: Tüm değerli varlıklarımı alın ve bana sadece şirketimi bırakın, beş yıl içinde hepsini tekrar kazanırım.Siz de öz güvenli olun.

    Sorumluluk Al: Kişinin neler başarabileceğini görmek için işin sorumluluğunu üzerine alması şarttır.

    Durdurak Bilmeden Çalış: Rekabet olan bir ekonomide bir şirketin dinlenme lüksü yoktur.

    Ortalamayı Mutlaka Aş: Bir işin yüzde 51′ini doğru yaptığınız zaman kahraman olursunuz.

  • UGM Üniversitelerarası Fikir Üretme Kampları Düzenliyor

    Girişimciliği üniversite öğrencilerine hatırlatan ve özellikle bu yönde heveslendiren projeleri sizlere duyurmaktan oldukça mutlu oluyorum. Uluslararası Girişimcilik Merkezi de sponsor şirketler ve destekçi üniversiteler ile işbirliği yaparak, özellikle gençlerin ve kadınların girişimciliği öğrenmesini ve bu yöndeki farkındalıklarını geliştirecek programlar düzenliyor. İşte bu programlardan bir tanesi de üniversite öğrencilerini hedefleyen yenilikçi iş fikri üretme kampları…

    Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nin, Intel ve Kalkınma Bakanlığı ortaklığında düzenleyeceği Yeni Nesil Fikirbazlar Aranıyor Üniversitelerarası Fikir Üretme Kampları çeşitli şehirlerdeki üniversite öğrencileriyle buluşacak.

    Üniversite öğrencilerine yenilikçi iş fikri üretme bakış açısı kazandıracak ve girişimciliğe olan ilgilerini arttırmak amaçlı yapılacak kampların önümüzdeki programı ise şu şekilde:

    6-8 Aralık tarihlerinde Eskişehir ve 20-22 Aralık tarihlerinde İzmir’de gerçekleştirilecek olan kamplara katılmak için son başvuru tarihlerini kaçırmamanız gerekiyor. Etkinliklerin henüz hangi salonlarda gerçekleşeceği belli değil. Bu yüzden etkinlik web sitesini (www.uluslararasigirisimcilikmerkezi.org) takip etmenizi öneririm.

    Eskişehir için ve son başvuru tarihi 3 Aralık 2013.

    İzmir için son başvuru tarihi 11 Aralık 2013.

    yeni-nesil-fikirbaz

  • Sen Bana İyilik Yapamazsın, Ben Yaparım!

    Sürekli her iyiliğe, her “Merhaba” ya anında karşı bir iyilikle cevap vermek, “Altta kalamam.” egosunun tipik örneğidir. Çünkü o kendi yaptığı iyilikle kendisini senden üstün görmek gibi bir gaflete düşer. Senin bu hareketin de ona bunu anımsatır. Ne üzücü değil mi?

    Anında yapılan karşı iyilik, sizin merhabanızın bütün samimiyetini yok saymaktır. Kısasa kısas. Elbette bu bir genellemedir ancak inan bana buradaki anahtar sözcük “anında” dır. İşte bu yüzden ben komşu

    İyilik, hediye vb. kabul etmek bir kültürdür. Ancak bazılarının aklı, iyiliğin veya o anki sevgi ortamının kıymetini düşünmekten ziyade anında nasıl bir iyilik ile karşılık verebilirime gider.

    Bir hediye kabul etmek, karşındakine değer vermektir. Hediye kabul etmenin de bir adabı vardır. O anda önce hediye kabul edilir ve bütün dikkat önem karşı tarafa hissettirilir. Ancak o anda henüz  hediyeyi kabul etme adımını keyifle yaşayamayan hatta hediye kabul etmenin acı ve ızdırabıyla yanıp tutuşan insanlarla karşılaşabilirsiniz. :)

    Dostluk uzun vadede kendini belli eder ve anında yapılan karşı iyilik bütün içtenliği, samimiyeti yok eder bence.

    Bir iyilik yaparken karşılık beklemiyoruz, beklentiye girmiyoruz. Seviyoruz sadece.

    ***

    Mesela bir kültürümüz var. Komşuya giden tabak boş gönderilmez. Bu kültürü bile gerçek manasıyla değil de yazıldığı gibi uyguluyoruz.

    Komşuya giden tabağın hemen karşı hamle ile dolu gelmesi beni hep rahatsız etmiştir. Bırakın da biraz paylaşmanın, sevginin tadını çıkaralım birlikte.

    Bir tabak gönderilince, karşı tarafa, geri ne koysak acaba sıkıntısı yaşatmak hoş değil. Nasıl olsa o tabaklar hep gider gelir komşucum.

    Bugün benden sana yarın senden bana…