Eskilere gidelim.
İnternet ortamında içerik dendiğinde herkesin ilk aklına gelen şey neydi?
Haber siteleri.
Gazete sitelerini ve muhabiri olan internet haberciliği yapan siteleri bir kenara bıraktığımızda, geriye kalan haber sitelerini gözümüzün önüne getirelim. Ne görüyoruz?
Aynı haber ajanslarından çekilen haberlere üşenmezler ise kendi çizgisine göre yorum katılmış başlık belirleyip, photoshopla hazırlanmış görseller ile siteye konan içerikler.
İşte bu haber siteleri, internetten en çok reklam geliri elde eden siteler oluyor. Aç bir haber sitesi, al 3-5 editör, yanlarına 1-2 photoshop bilen insan, bir de üye ol haber ajansına tamamdır.
Şimdi yine bu siteler iş yapıyor mu, yapıyor. Ancak bir şeyler değişiyor…
İçerik kavramı haber kavramından ayrışıyor.
Dijital dünyada önce kullanıcıyı içerik sağlayıcı yapan sözlükler, kendi içeriğini kendi üreten bloglar ve oradan da kendi haberini kendi sunan Twitter benzeri microbloglar, hayatımıza girdi.
Özellikle bloglar, haber değil makale, basın bülteni değil özgün içerik dönüşümüne katkıda bulundu. Advertorial (reklam kokan) içerikler, içerik pazarlama gibi kavramlar blogların yükselmesine paralellik gösterdiler. Bu yükselme sosyal medya ile hız kazandı ve günümüze, bugüne gelmiş olduk. Bugün, haber ihtiyacımızı birkaç tweet ile çok ama çok iyi giderebiliyorken (Twitter’da bir zamanlar sansür yoktu.) haber sitelerine gerçekten ziyaret etme ihtiyacımız ve hatta zamanımız yok. Uzun uzadıya haberin detayından çok tek başına sonucu anlatan bir tweet çoğu zaman haberdar olma ihtiyacımızı görüyor. Ne zaman ki detaylara hakim olmak isteyecek kadar bir içeriği önemsiyoruz o zaman sayfayı ziyaret ediyoruz.
Peki bizler neyi okumak istiyoruz?
Haber okumak istemiyoruz. Bizi eğlendiren, bilgi veren, yeni bir şeyler öğrenebildiğimiz ve kendimize bir değer katabildiğimiz içerikleri okumak istiyoruz. Bu içerikler ise bloglardaki özgün makalelerdir. Gazetelerdeki köşe yazarlarının yazılarıdır. Birkaç değerli kalemin bir araya geldiği kaliteli blog siteleridir. Yani anlayacağınız yazarı belli olmayan, kimliksiz haberlerin devri kapandı.
Kimin yazdığı belli olmayan, kimliksizce ortaya atılmış bir bilgiye nasıl inanabilir insan?
Bültenlerin, gibi copy-paste edilen anonim içeriklerin devri, etkisi ve gücü bitti. Bunu hem sizler hem de Google diyor. Kaliteli, özgün içerik devri artık çoktan başlamıştır ve yazanı belli olmayan değil, editör değil, bizzat “Yazar” tarafından yazılmış içerik döneminin tam içindeyiz; çünkü artık sosyal medya ve yeni medya düzeni artık bunu gerektirmektedir.
Artık blog-haber devri eskisini daha hızlı hissettirecektir. Bu etki, ne zaman bloglar kendi haberlerini, kendi içeriklerini üretirse, yerel kaynaklardan daha çok yararlanırsa o zaman çok daha güçlü olacaktır. Şu da bir gerçek ki yabancı haber ve blog sitelerinden çevrilerek, hatta o sitelerden haberdar olunup öyle Türkçeleştirilip verilen haberlerin de bir kıymeti yok. Gece boyu sabahlayıp, Amerika’daki bloglardan haber kovalayarak sabaha çevirme gayreti göstermek de maalesef boşa bir gayrettir. O iş öyle olmuyor! Bütün bunları akıllı internet kullanıcısı Türkçe’ye çevrilmesini beklemeden o anda okuyor.
Türkçe girilmiş bir içerik, bununla beraber yerelde yaratılan medya gücü ve reklam etkisi döngüsünde yapılan yayıncılık bizleri kandırmak ve oyalamaktır.
İnfopik’te “haber” işte bu okuduğunuz yazıdır.