Kategori: Düşünceler

  • Yanlış Kullandığımız 7 Deyiş ve Gerçek Anlamları

    Sözcüklerin yanlış kullanımı sonucu yapılan yazım hataları, anlatım bozukluklar ve yanlış kullanılan noktalama işaretleri… Şimdi hepsini bir kenara bırakalım.

    Çoğu zaman içinde asıl anlamlarından uzaklaşılarak kullanılmaya başlayan sözcükleri bir düşünelim. Siz de benim gibi sözcüklerin geldiği yerleri merak ediyor ve eski dillerdeki kökenine inmeyi seviyorsanız aşağıda göreceğiniz örnekler ilginizi çekecektir.

    Bu yazıyı yazmama vesile olan ve aşağıdaki bulacağınız görselleri edindiğim yer bir Facebook profiliydi. Ancak tekrar bu profile baktığımda artık aktif olmadığını gördüm ve bu yüzden kaynak olarak belirtemedim. Bu konuda bize ulaşılırsa kaynak olarak belirtmek isteriz elbette. Eminim, bu çalışmayı yapanlar da paylaşılmasını isteyerek yapmışlardır. 🙂

    1- Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz olmaz.

    Doğrusu: Ane gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz.

    ane-gibi-yar-bagdat-gibi-diyar-olmaz

     

    2- Ateş olsa cürmü kadar yer yakar.

    Doğrusu: Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.

    ates-olsa-cirmi-kadar-yer-yakar

     

    3- Göz var nizam var.

    Doğrusu: Göz var izan var.

    goz-var-izan-var

    4- Haydan gelen huya gider.

    Doğrusu: Hayy’dan gelen Hu’ya gider.

    hayydan-gelen-huya-gider

    5- Kısa kes Aydın havası olsun.

    Doğrusu: Kısa kes Aydın abası olsun.

    kisa-kes-aydin-abasi-olsun

     

    6- Su küçüğün, söz büyüğün.

    Doğrusu: Sus küçüğün söz büyüğün.

    sus-kucugun-soz-buyugun

    7- Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü.

    Doğrusu: Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü.

    zurefanin-duskunu-beyaz-giyer-kis-gunu

    Sonuç

    “….. deyişinde/atasözünde/deyiminde geçen “…” sözcüğü ne anlama gelmektedir” gibi sorular, bilgi yarışmalarında ara sıra gelir. Özellikle bir sözcük grubu içinde, atasözü ve deyim içinde kullanıldıklarında, tek tek anlamını sorgulamayı es geçip, sözcük grubunun genelinin ifade ettiği anlama odaklandığımızda bu sözcüklerin kendi anlamını kaçırabiliyoruz. İşte hem bu atasözü ve deyimleri doğru anlamı ile kullanmak hem de içinde geçen sözcüklerin gerçek anlamlarını öğrenmek, geçmişimize ait kültürü taşıması ile de bana çok keyifli gelmektedir.

    Sizin de bu anlamda ekleyeceğiniz örnekler olursa öğrenmekten keyif duyarız. 🙂

  • Motivasyon Sözleri

    Bilgelik için tek anahtar devamlı soru sormaktır. Şüphe ederek bir araştırmaya başlarız, araştırmakla da doğruya ulaşırız. (Peter Abelard)

    Eğer en yüksek noktayı arzuluyorsan ikinci hatta üçüncü kez denemiş olmak hiç utanç verici değildir. (Cicero)

    Hepimiz aynı çukurun içindeyiz ancak kimileri gözünü yıldızlara dikmiş. (Oscar Wilde)

    Hayal ettiğin ya da yapabileceğin her neyse hemen harekete geç… Deha, güç ve sihir cesarette saklıdır. (Goethe)

    Eğer çok uzağa gitmek ve hızla yol almak istiyorsan, tüm kinini, nefretini, kıskançlığını, bencilliğini ve korkularını bir kenara bırak. Sadece ışığı takip et. (Gleen Clark)

    Tuğla döşeyen üç adam varmış. İlkine sormuşlar: “Ne yapıyorsun?” diye, cevap vermiş: “Tuğla döşüyorum”. İkincisine sormuşlar “Ne için çalışıyorsun?” adam: “Günlük beş dolar için” demiş ve üçüncü adama sormuşlar:

    “Peki sen?” “Ben bu binayı inşa etmelerine yardımcı oluyorum” demiş adam. Peki sen hangisisin? (Charles M. Schwab)

    Love what you do, Do only what you love.

    Eğer nereye gideceğini bilmiyorsan, bilmediğin bir yerde olursun. (Yogi Berra)

    Sana göstermeleri için ne kadar beklemek zorunda kalırsan kal, bekle. Herkesin içindeki en iyi tarafı göreceksin. Sonunda insanlar seni şaşırtacak ve kendilerine hayran bırakacaklar. Birine kızıp sinirleniyorsan, ona henüz yeterince zaman vermedin demektir. (Randy Pausch)

    Çok yükseğe çıkamam bende yükseklik korkusu var. Ve kimseyi yarı yolda bırakamam bende “alçaklık korkusu” var. (Oğuz Atay)

    Şans, hazırlıkla fırsatın karşılaştığı köşe başıdır. (Rus atasözü)

    Pazarlamayla ilgili olmak sadece pazarlama alanında çalışmak için değil, mesleki bir öncelikten ziyade kendi kişisel pazarlamamızı yapabilmemiz için de gerekli. (Erman Akdeniz)

    Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. (Bertolt Brecht)

    Dünyanın en güç işi, bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir. (Mevlana)

    Yolun götürdüğü yere değil de hiç yolun olmadığı bir yere gidin ve orada iz bırakın. (Ralph Waldo Emerson)

    Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır. (Bertrand Russel)

    Güç odaklarının örtbas etmeye çalıştığı şey haberdir; gerisi reklamdır! (Lord Northcliff)

    Herkesçe sevilmek istiyorsanız, sıradan biri olmalısınız. (Oscar Wilde)

    Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. (S. M. Power)

    Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün getirdiği çıkardan daha fazla olursa, o ülke batar. (Montesquieu)

    Uçamıyorsan, koş; koşamıyorsan, yürü; eğer yürüyemiyorsan sürün ama hareket etmeye devam et. Geleceğe yürümeyi sürdür. (Martin Luther King)

    Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki; aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok. (Sartre)

    Sizler de en beğendiğiniz ünlü sözleri yorum olarak ileterek bu sayfanın zenginleşmesine katkıda bulunabilirsiniz.

  • Dünya Saati Gönüllülerini Arıyor

    1 saat boyunca elektriksiz yaşayabilir misiniz, üstelik elektrik kesilmemişken? Bazılarımız için 1 dakika bile çekilmez gelebilir sanırım.

    Elektrik olmadan hayatımızı devam ettirebilmek şüphesiz çok zor hatta olanaksız. Hayatımızın her anında, özellikle gelişen teknoloji ile çok daha fazla elektrik harcamaktayız. Her geçen gün daha fazla elektriğe muhtaç kalıyoruz. Hal böyleyken elektrik harcarken aslında dünyamızda yer alan doğal enerji kaynaklarını tükettiğimizin farkında mıyız? Doğal kaynakları birbir yok ederek daha yaşanamaz hale gelen bir dünya yarattığımızı aklımızdan çıkarmamamız gerek.

    Dünya bizim evimiz

    WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) daha yaşanabilir bir dünya için dikkatimizi çekmek ve bizi bu işin bir parçası yapmak istiyor. Dünya Saati (Earth Hour) de 2011’den bu yana bu amaçla yapılmış bir aktivite. Doğal kaynakların kontrolsüzce ve çevreyi kirleten sonuçları ile birlikte tüketildiği bir dünyanın her geçen gün dengesinin bozulacağına dikkat çekmek istiyor. Eğer yukarıdaki infografik videoyu izlerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

    1 saat boyunca ışıkları kapıyoruz

    Dünya Saati her yıl düzenlenen ve 1 saat boyunca ışıkların söndürüldüğü bir etkinlik. Bu yıl 19 Mart Cumartesi günü 20:30 – 21:30 arasında ışıkları söndürmeye ne dersiniz? Hatta tüm elektrikle çalışan cihazları kapatın ve 1 saat boyunca nasıl da tazelendiğinizi hissedin. Tıpkı dünya gibi…

    Dünya Saati gönüllüsü olabilirsiniz

    Siz de kendi evinizde, çevrenizde, iş merkezi ve okullarınızda bu etkinliği duyurabilir ve katılımı sağlayarak daha fazla farkındalık yaratılmasına katkı sağlayabilirsiniz. Bu konuda WWF Türkiye’nin bir de çağrısı bulunmakta. Aşağıdaki görseldeki yol haritası izleyerek Dünya Saati uygulamasına katılımın artırılmasında pay sahibi olabilirsiniz. Gönüllü olmaya ne dersiniz?

  • Pastanızı Başkasına Yedirtmeyin!

    7 Haziran’daki genel seçimin sonuçları istenildiği gibi çıkmadığından “Bu olmadı tekrar deneyelim.” denilerek yeni bir genel seçim sürecine girilmiş oldu. Şimdi siz “Ama efendim koalisyon hükumeti kurulamadı mecbur seçim tekrarlanacak.” da dersiniz. Her şeyi kuralına uygun giden ülkemizde siyasi taktikler, oyalamalar, zaman doldurmalar, topu köşe bayrağına doğru sürmeler de gayet normal oluyor! Hatta milli bayramlarda yerde sakatlık yapan futbolcu rolü oynanması da bir o kadar kurallar dahilinde artık. Malum 1 Kasım’a 29 Ekim’den gidiliyor…

    7 Haziran’da iyi seçememişiz!

    Her bir seçim, ülkeye yeni bir maliyet demek. Seçimi tekrarlatmak, mahalle maçlarında adam bölüşmek gibi defalarca tekrar tekrar yapılacak bir iş değil yani. Kurulan sandık, seçimde görev alacak çalışanların ücretleri, kumanyalar ve diğer giderler… Ayrıca ülkenin başı boş kalmasının birçok iş kararının seçim sonrasına bırakılmasına sebebiyet vermesi ile de paradan edilen israfın zamandan da edildiğinin bir göstergesi. Ülkede bir belirsizlik söz konusu olunca BİST ve döviz de ne yapacağını şaşırıyor. Şu anda evlerde verilecek en küçük alışveriş kararı seçim engeliyle karşı karşıya sayın seyirciler! Özetle seçim, bir düzeni oluşturmak ve bir oyun kurmaktır. Seçim yapmayı, seçememe noktasına getirirsek bu bir kaos ortamı yaratır. Tam da bugün yaşadığımız gibi. Olmadı tekrar, bu sefer sağ baştan denilerek yapılacak iş değildir seçim yapmak. Ayrıca bir kere seçtik beğenilmedi diye bu sefer başkasını seçecek halimiz de yok.

    Bir kere seçtik, şimdi başkasını mı seçeceğiz yani?

    Anketlere bakılırsa 6 Haziran seçim sonuçlarına göre değişen pek de fazla bir şey yok zaten. Yani oy oranları değişebilir, millet vekili sayıları oynayabilir ama görülen o ki yine tek başına iktidar olacak parti yok. Bu da demek oluyor ki erken seçim diye tutturmak kişisel çıkarların ötesine geçemeyecek. Olan yine bu ülkenin kaynaklarının umursamazca heba edilmesi oluyor.

    Tatil rezervasyonunuz 25 Ağustos’tan önce ise para iadesi alabilirsiniz

    Aranızda 29 Ekim tarihini içeren küçük bir tatil planı yapmış olan varsa onlara bir çift lafım var. Ne olur ve lütfen oy kullanın. Hem eğer rezervasyonunuzu 25 Ağustos’tan önce (Erken seçim yapılacağının açıklandığı tarih) ise rezervasyon iptali ile bilikte para iadesi talep etme hakkınız da var. Her ne olursa olsun, seçime katılımı düşürmeye etki edebileck bir tarih olan 1 Kasım seçimine katılımı olabildiğince sağlamak bu gibi siyasi hesapların artık işlemediğini gösterecek.

    Sizle aynı dertleri yaşayan insanları yalnız bırakmayın!

    1 Kasım’da sandığa gitmemeyi düşünenler varsa eğer hemen uyarayım. Sebebi ne olursa olsun, oy kullanmamak “Ben bu ülkede yaşamıyorum!” demek ile eş değer. Yani siz bu ülkenin sorunlarına muhatap oluyor, bu ülkede vergi veriyor, bu ülkenin caddelerinde alışveriş yapıyorsunuz ama oy kullanmayarak bütün bunlara karşı verdiğiniz olumlu/olumsuz bir tepki ve duyarlılık göstermemiş oluyorsunuz. Bu da sizin yok sayılmanız demektir. Sizle ile aynı kaygıları taşıyan diğer insanları yalnız bırakmaktır. Siyasilerin, devletin, sizi hiçbir konuda muhatap almamasına olanak vermektir. Sonuçta, oy kullanmadığınızda yaşamayan birinin hesaba katılmamasıdır olacak olan. 

    Oy kullanın ki siz de hür iradenizle, bu ülkede yaşayan bir birey olarak seçiminizi yapın. Hatta herkes gönlüne, aklına en çok yatan partiye oy verebilse keşke. Ah şu baraj saçmalığı olmasa! Seçimlerde, bir seçim ortaya koyamayan birinin, bilirsiniz ki şikayet etmeye, dost sohbetlerinde söylenmeye de hakkı yoktur. Ahlar vahlar içinde kaçan gol, skoru değiştirmeye yetmez maalesef!

    Pastanızı başkasına yedirtmeyin!

    Seçim bir oran, yüzdelikler hesabıdır. Bu da demek oluyor ki bir pastayı 3’e bölmek varken sizin kullanmadığınız oy ile pastayı 2 kişi yer. Yani sizin hakkınızı başkaları yer! Yani, hiçbir aday aklınıza yatmasa da bari kötünün iyisini bulun ve  “Bu oyunda ben de varım!” diyin.

  • Öğretmenlik

    Bir devlet maddi manevi öğretmenine hak ettiği değeri göstermiyorsa kimsenin eğitim kalitesini ve öğretmenleri eleştirmeye hakkı olmaz.

    Öğretmenlik beyaz yakalı işine veya mavi yaka işine benzemez. Farklıdır, özveri ister.

    Öğretmene bir memur, sıradan bir çalışan, bir yönetici veya bir genel müdür gibi davranamazsın. Öğretmen, öğretmendir.

    Ülkemizde insan yetiştirmenin değeri de yok maalesef. İnsanın yetişmesini isteyen bir irade zaten yok.

    Cahillikle beslenen bir iktidarın uyduruktan ve boş bir öğretmenler günü kutlaması da alıştığımız samimiyetsizliklerden sadece biri.

    Eğitim sistemimiz berbat. Öğretmenlerimiz yetersiz, öğrencilerimiz “boş”.

    Sistemsizlik, kendi içinde sistem doğurur ve eğitim ticarileşir.

    Eğitim sistemi ve eğitilmiş kitle olarak geriye gidiyoruz. Zaten eğitilmiş bir toplum da istenmiyor anlaşılan. İstense bu kadar yanlış peş peşe yapılamaz.

    Eğitim sisteminde merkezde öğretmen olmalı. Bu öğretmenin bu ülkenin yetenekli gençlerinden oluşmasını istiyorsan, önce maddi sonra manevi olarak öğretmenlik mertebesine dünya standartlarında hak ettiği değeri ve saygınlığı vereceksin. Sonra sistemi kurgularken merkeze insanı yerleştireceksin. Niyetin, eğitimli bir toplum yaratmak olacak, kendi istediğin gibi şekillenen bir toplum değil!

    Atama kararı almayı bir devlet “müjde” diye veriyorsa, devlet zaten öğretmenini öğretmenlik yapması için yetiştirmiyor demektir. Devlet, yetiştirdiği öğretmene görev yeri belirlemek zorundadır. Belirleyemiyorsa gereğinden fazla öğretmen yetiştirmemeli. Eğer öğretmen açığı var da atama yapmıyorsa yine başa döneriz. Devlet öğretmeni, öğretmenlik yapsın diye yetiştirmiyor. Öğrenciliğinizde düşürdüğünüz işsizlik oranından yararlanıyor. Bu her meslek için böyle.

    Uzatmayayım.

    Bu ülkenin her köşesinde, yeri geldiğinde kendi çocuklarından daha fazla üzerinize titreyen öğretmenlerinizi unutmayın.

    Ailem öğretmenle dolu. Babam, halalarım, eniştelerim ve kuzenlerim…

    Kıymetinizi biz biliyoruz öğretmenlerim.

    Öğretmenler Günü’nüz kutlu olsun.

  • Soma Maden Faciasında Sorumlu Kim Bulundu?

    Türkiye içeride ve dışarıda kötü yönetilen bir ülke. Dış politikada yaşadığımız olaylar malum. Ancak bizi daha belirgin bir şekilde etkileyen iç meselelere kayıtsız kalmak mümkün değil. Gördüğümüz hataları, yanlışları eleştiriyor ve bu ülkenin insanlarının refahı için dile getirmeyi bir sorumluluk görüyorum. Eleştirmeden, yanlışı göstermeden gelişme olmaz. Doğruyu alkışlamadan motivasyon sağlanmaz.

    Bu ülke hepimizin ve yapılan iyi işlerden olduğu kadar, yanlış ve kötü işlerden de o derece hepimiz etkileniyoruz. Aynı geminin farklı bölümlerinde yolculuk etsek de dalga bir o yandan bir buyandan vursa da bir gün bu gemi su aldığında hepimiz batacağız. Artık gerçekten bir şeylerin yapılması gereken ve inatla ülkeyi yönetenler tarafından  geçiştirildiğine şahit olduğum iş güvenliği konusuna değinmeden edemeyeceğim. Bu devlet, onu oluşturan vatandaşı koruyamıyorsa devlet, kimin için var?

    Soma maden faciasında sorumlu kim bulundu? Haberiniz var mı?

    En son facia olduğunda yayın yasağı getirilmişti. Neden? Devlet ne amaçla böyle bir karar almıştı, neyin üstü örtülmek isteniyordu?

    Yayın yasağı getirmek için hangi saçma sapan bir neden uydurulmuştu? Saçma sapan çünkü bu gibi sansür uygulamalarının dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yeri olmaz.

    Öyleyse biz demokrasinin hüküm sürdüğü bir ülke değil miyiz sizce?

    Soma’da gördük ki o madende bile bile işçiler için “Ölürlerse ölsünler.” denilmiş. Patlamaya her an hazır bir maden için kağıt üzerinde verilen “Çalışmaya uygundur.” belgelerini, maden işçilerinin anlattığı ibretlik gerçekleri izledik, öğrendik. İzlediniz mi?

    Türk medyası hiç olmadığı kadar baskı altında. Havuz medyasından utanıyorum.

    Belli ki AKP hükümeti gerçeklerin öğrenilmesini istemiyordu. Buna şaşırmıyoruz artık. Havuz medyasında göremediğimiz, haber alma ve gerçekleri öğrenme özgürlüğümüzü “satan” bu kuruluşlar, sadece haber alma özgürlüğümüzü ve gerçekleri öğrenme hakkımızı kendi çıkarları için görmezden geldikleri yetmezmiş gibi bir de haberleri “yanlı” ve “taraflı” vererek, “yalan” haber vermekten de kaçınmadılar. Bu gibi durumda bağımsız ve özgür habercilik yapan, bir holding çatısı altında olmayan birkaç yayın kuruluşları ve orada görev yapan değerli gazetecilerle hiç bahsedilmeyen, bahsedilemeyen gerçekleri öğrenebiliyoruz.

    Eğer izlemediyseniz o günlerde Halk TV’de yayınlanan Uğur Dündar’ın Soma’da çalışan maden işçileriyle birlikte yaptığı, onları konuşturduğu Halk Arenası programını 2 parça halinde izlemenizi dilerim.

    Sürekli yanıcı tehlikeli gaz çıkışı olan bir madende bir noktaya kadar kömür çıkartılabilir. Eğer maden şirketi, çıkartabildiği kadar her kömürü devlete satma garantisi alırsa, gözü dönmüş bir şekilde olabildiğince fazla kömür çıkartır. Çünkü devlet bu şirketlere çıkardıkları her kömürü satın alma garantisi vermişti. Bu iş modeli kimin işine geliyor düşündünüz mü? Elbette maden şirketini işleten şirketler ve bu şirketlerle alışverişi olan devlet. Olan gariban işçiye oluyor. Çok ağır şartlarda neredeyse karın tokluğuna çalıştırılıyor.

    İşte bu şekilde Soma’da olduğu gibi kapasitenin üzerinde kömür çıkartılarak işçilerin hayatı çok büyük tehlikeye bilerek atılmıştır. Sonucunda da maalesef bu insanlarımız hayatını kaybetmiştir.

    Bu gibi faciaların olmaması için verilen yasa teklifi görüşmesini AKP, Soma’dan önce reddetmişti. Neden biliyor musunuz?

    Soma madenlerinde insan ve  işçi hayatını tehlikeye sokacak bir durum olmadığı öne sürülerek!

    Soma’dan sonra yine CHP’nin, hatta bu sefer diğer muhalefet partilerin de desteğiyle, madenlerdeki çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi sağlığı, iş güvenliği konularındaki ihmallerin giderilmesine yönelik ve madenlere yaşam odası konulması zorunluluğunu da içeren yasa teklifini yine reddetti! Yani televizyonlara gülücük dağıtan AKP, iş yasaya gelince, işçiyi, çalışanı korumaya gelince kimsenin haberi olmadığı meclis oturumlarında yandaş iş adamlarını korumayı ihmal etmiyor. Yaşam odası olmayan Soma’nın ardından yaşam odası koyma teklifi reddediliyor. İşçi değil, yaşam odası koyma masrafına girecek holdingler, yandaş iş adamları korunuyor.

    Ambulanstan önce TOMA geliyor!

    Düşünebiliyor musunuz, en son yaşanan asansör faciasında, yaralanan işçiler için önce ambulans geleceğine, bir protesto, tepki olur diye o bölgeye önce TOMA gönderiliyor! Ambulanstan önce TOMA geliyor!

    “Siz fakirler ölün; borçla yaşayın; ancak krediyle ev sahibi olabilin. Biz zaten özelleştirmelerle, ihalelerle malı götürdük.” sizce bu sözler kime yakışır, kim söyleyebilir?

    Ha bir de kimse asansör faciasında ölen insanlarımıza şehit demesin. Maalesef onlar, işçi yaşamına önem vermeyen inşaat şirketinin sorumluluğunda yaşamını yitirdiler. Şehit kavramı bizim toplumumuz için çok değerlidir. Sorumluların hata ve ihmallerini örtmek için “Gelin bu ölenlere şehit diyelim.” kurnazlıklarına da prim verilmemeli.

    Türkiye’de olan iş kazalarının %95’i önlenebilir kazalardır.

    Bir yerde bir iş kazası oluyorsa orada öncelikle sorumlu, şirketin kendisidir. Diğer detayların hiçbir önemi yok. 10 kişi hayatını kaybetti…

    Türkiye’de insanın değeri her geçen gün azalıyor. “Şansa yaşıyoruz.” deyimini o kadar çok duyar, söyler olduk ki bizi koruması gereken devletin içene düşürüldüğü duruma mı üzülelim, yoksa bu devleti yönetenlerin her geçen gün vatandaşının refahından, sağlığından önce kendi hükümdarlığını koruma gayretinde olduğuna mı?

    Bu ülkede neden sorumlular ortaya çıkarılıp caydırıcı cezalar verilmiyor? Artık hükümet yetkililerinden “Gereken neyse yapılacak.”, “Soruşturma başlatacağız.” açıklamaları duymak istemiyoruz. Ya ne olacaktı ki zaten? Olması gereken şeyleri lütfeder gibi söyleyip, sonra zamana bırakarak, suçluların yaptıklarının yanına kar kaldığı bir ülke olduk ne yazık ki.

    Soma’dan sonra madenlerde bir daha bu yönde bir facianın yaşanmaması için hükümet hangi adımları attı; biliyor musunuz?

    Ve keşke, dünyanın gelişmiş ülkelerinde artık maden kazaları neredeyse hiç olmazken, maden kazaları normalmiş gibi gösterilmese ve hala bir şeyler yapılması için illa birilerinin ölmesi beklenmese.

  • İşim Düşünce Arayamayacaksam

    İşi düşünce aramak deyimini bilirsiniz.

    “Aramaz sormaz, beni başka zaman aklına getirmez… Ne zaman bana muhtaç olur, bana işi düşer, beni arar…” düşüncesi güdülerek söylenir: “İşin düşünce arıyorsun.”

    Oysa ben hiçbir zaman birine “Beni işin düşünce arıyorsun.” demem. Gerçekte öyle olsa bile demem. Denmesinden de asla hoşlanmam. Neden mi?

    Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan…

    • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, çıkar ilişkisi meselesine duyarlılık gösteren birisindir. Yani sen sırf gelecekteki çıkarların için insanlarla belli aralıklarla iletişim kurarak, iletişimi sürdürme gayreti gösterebilirsin, demek bu.
    • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, işi matematiğe dökmüş olursun. Samimi, içten duyguların önemini yitirmesini sağlıyorsun.
    • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, sırf işi düşünce arıyorsun lafını işitmemek için yapmacık ilişkiler kurabilen biri olduğunu gösterir.
    • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, gönül bağını yok ediyorsun.
    • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, karşılıksız sevgi duygusunu kirletiyorsun, empati kurmuyorsun.
    • Biri için işi düşünce arıyor düşüncesinde olup bunu karşı tarafa hissettiriyorsan, yarın senin de işin düşeceği gerçeğini unutuyorsun, dostluğu yok ediyorsun.

    Hayırsız, vefasız olmayı savunmuyorum. Ancak biz dostlar birbirimizi bazen karşılıklı olarak ihmal edebiliyoruz. Bazen kendinize çok yakın hissettiğiniz, onun için yıllar geçse bile elinizden gelen her şeyi yapabileceğiniz kişiler hayatınıza girebilir. Bu kişiler arkadaşınız, dostunuz, çok yakın bağlarınız olan akrabalarınız da olabilir. Her ne olursa olsun, bu insanlar bizim için varlar ve biz de onlar için varız. Eğer bizler birbirimizi “işimiz düşünce“, onlara “ihtiyacımız olunca” hatta aslında onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz anda arayamayacaksak neden varız ki birbirimizin hayatında? Ayrıca neden bunu dillendirerek aramızdaki ilişkiyi basitleştirip, hayatı daha da zorlaştırıyoruz.

    İşi düşünce arıyor düşüncesine takılıp kalıyor ve dostunuza mesafe koyuyorsanız, onunla çıkar üzerine kurulu bir dostluk inşa ettiğinizi da kabul etmiş oluyorsunuz.

    Sevgili dostum,

    Seni severim. Görüşemesek de birbirimizin halini hatrını soramasak da beni ne zaman istersen, ne zaman işin düşerse arayabilirsin. Çünkü bana işin düşecek diye samimmiyetsizce yanımda olacağına en dar anlarımda arayabileceğim ve senin de beni arayabileceğin, görüşemediğim dostum olarak kalmanı tercih ederim.

    İşi düşününce arayan insan yerine koyun kendinizi. Samimiyetine inandığınız biriyse ona hayatı zorlaştırmayın ve yardım edin. Bilin ki o da size aynısını yapardı.

    Sosyal ilişkiler önemlidir ancak dostluk farklı bir şeydir. Biri sizin gerçek dostunuzsa, (Ben dostluğu akrabalıktan önde tutarım.) tereddüt etmeden arayabilir olmalısınız.

    İşim düşünce arayamayacaksam seni, neden dostumsun ki?