Kategori: Kariyer

  • Yazılım Test Mühendisliği Önemini Artırıyor

    Test Mühendisliği, geneli kapsayan bir tanım olur. O yüzden hemen şunu belirtmeliyim ki; tahmin edebileceğiniz gibi test mühendisi veya test mühendisliği ifadelerini yazılım ve bilgi sistemleri sektörü içerindeki anlamları ile kullanıyorum. Yani test mühendisi dediğimde aslında yazılım test mühendisi demek istiyorum.

    Bir önceki yazım Test Mühendisi Olduktan Sonra İş Analisti Olunabilir mi?‘de şöyle bir bölüm yazmıştım:

    “Test mühendisliğinin öneminin artması ile birlikte artık şirketlerde BT çatısı altında özel test ekipleri oluşturulmaktadır. Böylelikle, oluşturulmaya başlanan test ekipleri, Test Mühendisi pozisyonu için insan kaynağı ihtiyacı doğurur. Tüm bu geliştirmelerle birlikte artık iş analisti iş ilanları ile birlikte açık test mühendisi pozisyonlarını daha sık görmekteyiz.”

    İşte bu yazıda yazılım test mühendisliği ve ülkemizde sayısı her geçen gün artan test ekipleri ile test mühendislerinden bahsedeceğim.

    Test ve Yazılım Test Mühendisliği

    Yazılım geliştirme döngüsünde, Analiz ve Geliştirme sürecinden sonra gelen Test aşaması, iş analistlerinin çalıştığı gereksinim analizi sonucu ortaya çıkarılan gereksinimlerin doğrulandığı süreçtir. Test, tek başına gereksinimlerin doğrulandığı bir süreç olmakla kalmayıp, yapılan geliştirmenin kalite faktörlerinin da sınandığı bir süreçtir. Yazılımın fonksiyonel ve fonksiyonel olmayan gereksinimlere uygun çalıştığının ve bu sayede geliştirmenin canlı ortama çıkmaya uygun kalite seviyesinde olduğunun araştırıldığı bir süreçtir. Tüm bu süreçte, çeşitli test teknikleri ile farklı test çeşitleri uygulanır. Ayrıca özellikle tekrarlı testleri gerçekleştirmek için test mühendisleri test otomasyon araçlarından da faydalanabilir.

    BT Altında Test Ekipleri Kurulmakta

    Test mühendisi pozisyonu, BT ekibi içerisinde test ekibi barındıran veya test ekibi kurma amacında olan şirketlerde yer verilen bir pozisyondur. Yani her yazılım geliştirilen kurumda, test mühendisi ya da test uzmanı yer almaz. Peki bu kurumlarda test yapılmıyor mu? Elbette yapılıyor. Biliyoruz ki çoğu test mühendislerinin yer almadığında, test sürecini iş analistleri gerçekleştiriyor.

    Test mühendisliği, tek başına fonksiyonel gereksinimler için happy path, yani herhangi bir exceptional case (istisnai durum ) barındırmayan ve gerçekleşmesi beklenen senaryoların gerçekleşmesi üzerine yoğunlaşmak yerine, olası tüm senaryolar ve istisnai durumlara da eğilir. Çeşitli test teknikleri ile farklı test tipleri gerçekleştirilir. Özellikle fonksiyonel olmayan gereksinimler için test mühendisliği çok daha gereklidir. Güvenlik ve sistem kararlılık gibi konularda test mühendislerinden yararlanmak ve işin riskine göre yeterli test süresi ayırmak gerekir.

    Müşteriye Hatalı Ürün Sunmanın Maliyeti Artmakta

    Yazılım Test Mühendisliği her geçen gün öneminin artmasının en büyük nedeni yüksek rekabet ortamında müşteriye hatalar içeren bir ürün sunmanın maliyetinin giderek artması. Maliyet konusunu biraz açarsak iki gruba ayırabiliriz.

    1.Hatanın Giderilmesi ve Telafi Edilmesi Maliyeti

    Canlı ortamda müşteriye hatalı bir ürün sunulduktan sonra, yani yazılım geliştirme yaşam döngüsünün işletilmesi sonucu ürünün geliştirilip, tamamlandığı andan sonra geriye dönük bir hatanın saptanıp, bunun düzeltilmesinin neden olduğu maliyettir. Hatanın giderilmesi için proje ekibi yeniden bir araya gelir. Hatanın kaynağı ve nedenleri konusunda iş analisti ve yazılımcı kontrollerde bulunur, çoğu zaman hata test ortamında da saptanır, çözüm için plan yapılır ve yeniden tüm yazılım geliştirme akışı bu hatanın giderilmesi için yaşatılır.

    Tüm bu süreçte, çalışan insan kaynağının bu hataya zaman harcamış olmasının maliyetini hemen söyleyebiliriz. Eğer bu hata olmasaydı, tüm proje ekibi başka işler ile ilgilenecekti. Ancak asıl önemlisi ve daha büyük risk içeren kısmı ise; hatanın çeşidine göre kullanıcıların hatadan dolayı şirketinize faturalandırılacak işlemlere sebep olması sonucu doğabilecek maddi kayıplardır.

    2.Marka İmajına Olumsuz Etkisinin Maliyet

    Günümüzde sosyal ağların yoğun kullanıldığı bir ortamda, müşterinin haberi olduğu bir hatanın, müşteri önünde giderilmeye çalışılmasının sonucunda oluşacak olumsuz marka imajını da hesaba katmak gerekir. Çoğu zaman maliyetten bahsedilince teknik konular ve iş gücü kaynağı akla gelir. Ancak canlı ortamda bir ürün hatasından bahsediyorsak elbette bunun müşterileriniz üzerinde bir etkisi olacaktır. Müşterilerinizi mağdur edecek veya maddi kayba sokabilecek hataların ağızdan ağıza veya sosyal medya üzerinden kısa sürede binlerce müşteri ve potansiyel müşterinize ulaşacağını unutmayın. Hepimiz kişisel deneyimlerimizi göz önüne getirdiğimizde abartmadığımı göreceksiniz. Yani olayın her zaman pazarlama ve algı yönetimi ayağı da yer almakta.

    Sonuç olarak, bir hatanın müşteriye ürünü sunmadan önce fark edilmesi gerekir. Bu da ürünün kalitesi ile ilgili bir konudur. Elbette kaliteyi yakalamanın da bir maliyeti vardır ancak bu her zaman ürünü sunduktan sonra kaliteli hala getirmekten daha az maliyetli olur. İşte bunu sağlamak için de projelerde test için yeterli kaynağın ayrılması ve testin aceleye getirilmemesi gerekiyor. Yazılım Test Yaşam Döngüsü‘nün işletilebildiği nice projeler diliyorum.

  • Üniversitede En İyi Ders Programı Nasıl Yapılır?

    Sizlere edindiğim tecrübelerden belki de en stratejik olanını paylaşacağım bu yazıda. Ders seçim haftalarında doğru taktik ve plan ile yapacağınız ders programı, verimli ve eğlenceli bir dönem geçirmenizi sağlar. İşte size tecrübe ile işe yaradığı görülmüş birkaç tüyo! 🙂

    Öncelikle bir ders programı hazırlayabilmeniz için üniversite yönetimi tarafından size dayatılan bir ders planı olmaması gerekiyor. Eğer okulunuz ders seçiminde esneklik sağlayabiliyor ve haftalık ders planınızı oluşturmayı size bırakıyorsa şanslısınız demektir. Böylece size sunulan alternatif ders planından istediğiniz kombinasyonu yaparak bir dönem boyunca öğrenim ve sosyal hayatınızı etkileyecek ders programınızı oluşturabilirsiniz.

    Ders seçimi haftası her zaman büyük acılara neden olur!

    Bazı üniversitelerin ders seçimini öğrencilerine bırakması, öğrencilerin ders planını istedikleri gibi seçebileceği anlamına gelmez. Alternatifi olmayan bir ders planına göre yani her ders için belirli bir gün ve saatin olduğu durumlarda, sözde ders seçimi yapılır ancak durum derslere kayıt yapmaktan fazlası değildir. Ne şekilde olursa olsun, şu bir gerçek ki ders seçimi dönemleri her zaman sancılı olmuştur. Bunda şüphesiz üniversite sistemlerinin ultra teknolojik ve hızlı altyapıya sahip olmalarının etkisi büyüktür!

    Eğer dersleriniz için seçebileceğiniz 2 veya 3 alternatif tarih varsa ve hatta bölümünüz 2. öğretime sahip bir bölüm olup 1. ve 2. öğretimler birbirlerinden ders seçebiliyorsa işte o zaman çok daha şanslısınız demektir. Böyle durumlarda ise en iyi haftalık ders programını yapmak için tek yapmanız gereken aşağıdaki tavsiyeleri sırasıyla uygulamanız.

    1- Dersleri kendi katılım durumunuza göre gruplayın

    Şunu biliyoruz ki üniversitede dersler ikiye ayrılır. Mutlaka gidilmesi gereken dersler ve gidilmese de olur denilen dersler. Yeni dönem öncesi açıklanan dersleri buna göre gruplamanız işinizi bir hayli kolaylaştıracaktır. Bunun için her ders hakkında özellikle üst dönemlerden bilgi almanız gerekiyor. Ayrıca bazı derslerin farklı günlerdeki gruplarına farklı hocalar girebilir. İşte bu durum her şeyi değiştirir. O yüzden hocalar hakkında bilgi almanız de son derece önemlidir.

    2- Katılım durumu aynı olan dersleri aynı güne alın

    Mutlaka katılmanız gereken dersleri aynı günde toplarsanız çok daha verimli bir zaman yönetimi yapabilirsiniz. Bir iki günde katılmanız gereken dersleri aradan çıkarabilir, okuldaki bütün işlerinizi de bu sayede halledebilirsiniz. Öte yandan katılmasanız da olur dediğiniz dersleri aynı günde topladığınızda o günler sizin için joker günler olur ve o günlerde okula gidemediğinizde kaybınız büyük olmaz! Ya da o gitmeseniz de olur dediğiniz derslerin olduğu gün sizin için harika bir keyif gününe dönüşebilir!

    3- Söylemeye gerek yok: Gün boşaltın!

    Haftada 1 gününüz boşsa bu normaldir ve hatta zaten dolduracak dersiniz de olmaya bilir. İki boş gününüz varsa rahat edersiniz ve eğer 3 boş gün yaratabilirseniz efsane olursunuz! 3 boş günü 4. sınıf öğrencileri hariç yaratan pek görmedim ama neden olmasın. Ancak hafta sonu hariç 2 boş gün sizin için oldukça verimli, renkli ve cillop bir dönemin habercisidir. Zira ister o 2 gün iş bulup part time çalışın, ister üniversiteli olmanın tadını doya doya çıkarabileceğiniz sosyal aktiviteler için ayırın. İsterseniz doya doya uyuyun, evde film keyfi yapın. Ancak 2 boş gün asla yabana atılacak bir gün değildir. Düşünsenize haftada sadece 3 günlük bir ders programı!

    4- Mutlaka katılmanız gereken dersleri haftanın ortasına alın

    Ders derste öğrenilir ancak bazı dersler sadece derste öğrenilir! Mutlaka gitmeniz gereken dersler sadece öğrenmek için gitmeniz gereken dersler değil, yoklama sıkıntısı olabilecek dersler de olabilir. Sonuç olarak katılmanız gereken dersleri haftanın ortasına almanız sizin için avantaj yaratacaktır. Zira haftanın en verimli ve iş görür günleri Salı, Çarşamba ve Perşembe’dir. Kampüse gittiğinizde diğer işlerinizi de çok rahat halledebilirsiniz.

    5- Gitmeseniz de idare edebileceğiniz dersleri ise haftanın ortasından uzaklaştırın

    Böylelikle yapacağınız küçük kaçamaklara, tatillere ve kaytarmalara daha kolay kendinizi ikna edebilirsiniz. “Pazartesi veya Cuma günü kampüse gitmesem de olur. Zaten pek önemli ders de yok.” demek de ayrıca zevklidir. Böylece hafta sonunun öncesini ve sonrasını da dahil edebileceğiniz tatil planınız şimdiden sizi bekler. 🙂

    Yukarıda sıraladığım maddeleri gerçekleştirebilmek için ders seçim anından önce elinizde yapmış olduğunuz bir ders planı hazır halde bulunmalı. Tahmin edebileceğiniz gibi bu gibi ders programlarının hayalini sadece siz kurmuyorsunuz ve maalesef her ders için ayrılan kontenjan da sınırlı. O yüzden ders seçim zamanlarında hızlı bir internet, yeni bir bilgisayar ve çok tarayıcı gibi ihtiyaçlarınızı önceden hazır tutmalısınız.

    Hızlı olan kazanır.

  • Y Kuşağı ve Z Kuşağı ile Kurumsalcılık Oynanmaz!

    Y kuşağına mensup bireylerin iş hayatına günümüzün modern iş yapma kültürünü getirdiği bir gerçek. İstesek de istemesek de bu durum gelecekte de bu ve benzeri şekilde sürüp gidecek. İş hayatında ciddi şekilde yer tutan y kuşağı ile doğru iletişim kurup, y kuşağı dostu şirket olmak, şirketlerin konusuyken; bir y kuşağı bireyi olup istek ve beklentilere uymayacak bir şirkette çalışma kararı almak da y kuşağı bireylerinin konusu. Bu iki paydaşın doğru anlaşabilmesi için ise ortadan aşılması gereken en önemli unsur kurumsallık yaklaşımları.

    Konuyla İlgili Önceki Yazılar

    [list_group][list_item title=”Olsun Kurumsal Şirket Sonuçta” url=”https://ermanakdeniz.com/olsun-kurumsal-sirket-sonucta/”][/list_item][list_item title=”Gönlünüzdeki Şirket Ya Kurumsal Değilse” url=”https://ermanakdeniz.com/gonlunuzdeki-sirket-kurumsal-degilse/”][/list_item][list_item title=”Kurumsalcılık Oynayan Şirketler” url=”https://ermanakdeniz.com/kurumsalcilik-oynayan-sirketler/”][/list_item][/list_group]

    Kurumsalcılık oynanan şirketlerdeki uygulamaları kurumsal bir şirket olmanın gerekliliği olarak görmek bir çalışan olarak sizi geçmişin çalışanı yapar. Günümüz iş gücünde etkin rol olan y kuşağı ile artık iş gücüne girmeye başlayan z kuşağı kurumsalcılık oynamaktan son derece sıkılan ve teknolojinin sunduğu olanakları sonuna kadar kullanmak isteyen bir nesil. Bu kuşaklar geçmişin dayatmış olduğu iş yapış şekillerine direnç gösteren ve bu şartlar altında ancak belli bir süre ve memnuniyetsizlikle çalışmasını sürdürmekte olan bir nesildir.

    Bir çalışan olarak şirketinizi iyi tanıyın

    İş gücüne genç ve yetenekli çalışanlar katmak isteyen bir şirket olma hedefi olmayan şirketler için burada ve daha önceki yazılarımda yazdıklarımın bir önemi yok ancak bütün yazılarımda bahsettiğim konular, bir çalışanın farkına varması gereken konular. Zira sizin bir şirketten beklentileriniz ve gözünüzde bir yere yerleştirdiğiniz şirketlerin iç dinamikleri hakkında bilgi sahibi olmanız, kariyeriniz ve geleceğiniz için büyük önem arz ediyor. Hele ki iş hayatına yeni başlayacaksanız bu bir kat daha önemli olacak sizin için.

    Sonuç: Sadece maaş için çalışmak zorunda olan çalışanlarla dolu bir şirket ortamı!

    İş yapmanın ve çalışmanın önündeki en büyük engeli oluşturan sistemsizlik, iş süreçlerindeki teknolojiden yoksun ve çağ dışı, kontrol edici, sürekli denetleyici uygulamalar, çalışanların iş yerindeki hayatını zorlaştıracak, verimli ve coşkulu çalışmalarını engelleyecektir. Her şeyi çok kolay ve hızlı yapmaya alışmış genç profesyoneller için sıkıcı ve çekilmez bir iş ortamı yaratmaktan başka bir işe yaramayacak.

    Kurumsalcılık oynayan şirketlerde çalışırken başınıza neler gelebilir?

    İş kültüründen önce bir şirketteki insan kaynakları politikaları size o şirket hakkında oldukça fazla bilgi verir. Şirketin çalışana ne ölçüde değer verdiği ve çalışan için yaratılmak istenen şirket algısını çok net okuyabilirsiniz. Kurumsallık adı altında uygulanan politikalar yine o bahsettiğim yere çıkarıyor bizi. Kurumsalcılık oynamak!

    1. Giydirilmiş maaş politikası olabilir ve brüt maaşınız elinize geçen net maaşınıza göre düşük gösterilerek, elinize geçecek net maaşınızı brüt maaş haricindeki farklı maaş kalemleri üzerinden alabilirsiniz.
    2. Giydirilmiş maaş politikası yoksa bile brüt maaşınız düşük gösterip, elden kayıt dışı ücret ödemesi teklif edilebilir.
    3. İş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda ihmaller yapılabilir, canınız tehlikeye atılabilir.
    4. Performans yönetimi sistemi olmaz ve performans ücreti aslında maaşınıza giydirilmiş bir şekilde size teklif edilebilir.
    5. Performans değerlendirmesi olmadığı halde performans ücreti yöneticinizin inisiyatifine bırakılabilir.

    İnsan kaynakları politikaları modern ve çalışan odaklı olduktan sonra mutlu bir iş hayatı geçirmek için artık çalışma kültürüne odaklanabilirsiniz. Birçok etkene bağlıdır. Çalışma arkadaşlarınız, yöneticileriniz ve şirketin yerleştirdiği iş yapış şekli…

    Kurumsalcılık oynayan şirketlerde iş kültürü

    • Yöneticiler keyfi kararlar ile fişleme amaçlı çalışma arkadaşlarınızı değerlendirmenizi isteyebilir.
    • Şirket içi karar mekanizması fazlaca kuralsız olabilir. Kişiye göre değişebilen uygulamalar ile karşılaşabilirsiniz.
    • Terfi konusu da belirsiz ve şeffaf olmaktan uzak olabilir. Yöneticiler istedikleri kişiyi sorgusuz sualsiz terfi ettirebilir.
    • Performansınız çok iyi olsa bile türlü bahaneler ile önünüz kesilebilir.
    • Çalışma ortamı ve bina fabrika düzeni gibi olabilir. Yüksek duvarlı, beton ve tellerle çevrili bir bahçe…
    • Her gün işe giriş ve çıkışta x-ray cihazından geçmeniz gerekebilir. Çalıştığınız iş yerinden çalışana bedava radyasyon!
    • Yöneticiniz eski bilgisayarı ile çalışmaya başlayabilirsiniz.

    Bu ülkenin yetenekli gençleri bunlardan çok daha fazlasını hak ediyor. Patron yönetici odaklı şirketlerden genç, dinamik ve yaratıcı y kuşağı odaklı şirket profilini benimsemek gerekiyor. yani artık bazı  kurumsallık adı altında uygulanan politikaların terk edilmesi şart!

    Sizin kurumsalcılık oynayan şirketlerde gördüğünüz uygulamalar nelerdir? Yorumlarınızı bekliyorum. 🙂

  • Burs Başvurusu ve Gerekli Belgeler

    Her öğrenci burs almak ister ancak istemenin ötesinde bazıları burs almaya muhtaç durumdadır. Ailesinin ekonomik şartları yeterli olmayan, burs ile ailesine daha az yük olacak öğrencilerin sayısının oldukça fazla olduğunu biliyoruz. Bir de eğer bir ekonomik destek almazsa eğitimine devam edemeyecek durumda olan arkadaşlarımız var ki onlar için elimizden daha fazlası gelse demekten kendimi alamıyorum.

    Bize birçok kez burs ihtiyacı olan öğrenciler ve aileler mesaj yolladılar. Bütün bu gelişmeler hakkında düşüncelerimi Burs İhtiyacı Olan Çok Fazla Öğrenci Var yazımda dile getirmiştim. Şimdi ise burs alabileceğiniz şirket, holdingvakıf, dernek, belediye gibi kurumların listesini, başvuru dönemlerini ve burs başvuru süreçlerini sizler için derleyeceğimiz yazı dizisinin başlangıcını bu yazı ile yapıyoruz.

    Burs Başvuru İçin Genellikle İstenen Belgeler

    • Üniversite yerleştirme belgesi
    • Ara sınıflar için öğrenci belgesi ve not durumunu gösteren transkript
    • Nüfus cüzdanı
    • Sabıka kaydı
    • Maddi durumunu gösteren belgeler (Gelir belgesi maaş bordrosu vb.)
    • Varsa okuyan kardeşleri gösteren belgeler
    • Fotoğraf
    • İkametgah senedi
    • Erkek adaylar için askerlikle ilişkisizlik belgesi

    Burs başvurusu sırasında veya burs başvurunuz olumlu sonuçlandıktan sonra istenebilecek belgeleri yukarıdaki tabloda bulabilirsiniz. Bu belgelerin hepsi istenebileceği gibi bazı kurumlara göre aralarından bazıları da istenebilir. Burs başvuru sürecinde sizden nelerin istenebileceğini görmeniz açısından faydalı olacaktır.

    Başarı odaklı ve ekonomik durum gözetilen burslar

    Burs konusunda genel olarak kurumların 2 türlü yaklaşımları var. Başarı bazlı verilen burslar ve ekonomik durum gözetilerek verilen burslar. Bir de tabi geri ödemeli burs denilen bir nevi krediler mevcut. Her bursun ve kuruluşun kendine has kabul şartları olacağı gibi bursun devamı için de gerekli şartlar olmakta. başarı bursu için başarının devamı gerekirken, ekonomik durumunuzun yetersiz olduğu gerekçesiyle aldığınız bir burs için eğer çalışmaya başlar ve sürekli bir gelir elde etme durumunuz olursa bursunuzun kesilme olasılığı ortaya çıkmış bulunuyor. Bir de tabi belli bir süre boyunca verileceği taahhüt edilen burslar da var ki bu burslar en çok tercih edeceğiniz burslar olacaktır.

    Burs için avantaj yaratacak durumlar

    Elbette bunu bir avantaj olarak açıklamak görmek doğru olmasa da ailenizin ekonomik durumunun iyi olmaması burs alma olasılığını artırıyor. Öte yandan üniversiteye giriş dereceniz, ara sınıflarda elle ettiğiniz yüksek not ortalaması, sosyal yönlerinizin gelişmiş ve gönüllü faaliyetlerde bulunuyor oluşunuz gibi etkenler burs almayı hak etmenizde önemli etkenler. Ayrıca bazı kuruluşlar burs politikaları gereği sadece belli üniversite öğrencilerine burs veriyor. Bu açıdan özellikle başarı bursları için üniversitenizin etkisi de bu noktada önemli.

    Hemşerim etkisi

    Bazı özellikle yerel kuruluşlar burs verirken, her ne kadar bunu dile getirmeseler de “Memleketlim” referansıyla bazı belli şehirlerde doğmuş adaylara öncelik verebiliyor. Bu durumlar için ise yapabileceğiniz pek fazla bir şey bulunmuyor.

    Gördüğünüz gibi burs alabilmek hiç de kolay bir şey değil. Birçok değişkene bağlı olarak kısıtlı değerlendirmelere göre verilen bursların, zaten yeterli olmadığı gibi gerçekten ihtiyacı olan adaylara ulaşma noktasında da sıkıntı yaşıyor. Bir sonraki yazımda burs başvurusu yapabileceğiniz, burs veren kurumları ve başvuru şartlarını inceleyeceğim.

  • Kurumsalcılık Oynayan Şirketler

    Olsun Kurumsal Şirket Sonuçta ve Gönlünüzdeki Şirket Ya Kurumsal Değilse yazılarıyla başladığım yazı dizisinin okumakta olduğunuz bu 3. yazısında artık konuyu toparlıyorum. Kurumsallık adı altında çağın gerisinde kalan ve çoğu zaman da çalışanların zararına işleyen şirket içi kurallara sahip şirketlerin önümüzdeki yeni yılda da yetenekli genç adayları şirketlerine çekmeleri ve ellerinde tutmaları çok zor olacak.

    Bir şirkette iş yapış şekli, çalışanın doğrudan maruz kaldığı bir iş kültürüdür. İçerideki çalışanların oluşturduğu ve alışkanlık halini alan iş yapış şekli gibi konular şirketlerin kurumsallığı için bir göstergedir. İş yapış şekli olarak çizilen demode, çalışan üzerinde baskı oluşturmaktan başka bir işe yaramayan kuralların “Kurumsallık” çatısı altında uyguladıklarını söyleyen şirketler benim için “Kurumsalcılık Oynayan” şirket konumundadır.

    Kurumsalcılık oynayan şirket özellikleri

    Çalışan yeteneği ve IQ seviyesi açısından belli bir ortalamanın üzerine çıkamayan, içeride teknolojiden uzak (Bilgisayar kullanabilmek, mail atabilmek ve gerektiğinde bilgisayarı yeniden başlatabilmenin ötesinde) ve yeni şeyler denemekten korka bir çalışan profili ile yeni bir şeyler denemeye niyeti olmayan ve bu anlamda çalışanları üzerinde heves kırıcı yaklaşımlar sergileyen şirket yöneticilerine sahip, aynı zamanda tüm bunların oluşmasında bir sakınca görmeyen, çalışan ve yönetici profilinden tutunda iş yapış şekline kadar her şeyin şirket içinde kurum kültürüne dönüşmesine olanak veren üst yönetime sahip şirketler birer kurumsalcılık oynayan şirketlerdir.

    Yukarıdaki uzun tanımı basitleştirip, ne demek istediğimi maddeler halinde açıklasam daha iyi olacak. Kurumsalcılık oynayan şirketlerde aşağıdaki şeyleri görebilirsiniz.

    Kurumsalcılık oynanan şirketlerde neler oluyor?

    1. Mail atılmadan iş yapılmaması ve sorumluluk alınmaması
    2. Toplantı yapmanın çaylı sohbetler ve dinlenme aracı olarak görülmesi
    3. Çalışma masasından kalkmadan çalışılmak zorunda olunması
    4. Performansın, bilgisayarınızın açık kaldığı süre ile ölçülmesi
    5. Mola verilebilecek fiziki dinlenme ortamının olmaması
    6. Mola vermenin sağlık açısından öneminin ve gerekliliğinin göz ardı edilmesi
    7. Özel hayata müdahalenin profesyonel iş kapsamında yer almadığının bilinmemesi
    8. Müşteriyle temas halinde olunmayan departmanlarda takım elbise ve resmi kıyafetin zorunlu tutulması
    9. Yasal izin haklarınızı kullanmanızda zorluk çıkarılması

    Yukarıda köhne bir kurumsal şirket ortamının özelliklerini okudunuz. Bu şirketler benim için kurumsalcılık oynayan şirketlerdir. Her şey kurumsal bir şirkette olması gerektiği için yapılıyormuş sanılır ancak iş yapmayı zorlaştırmaktan başka işe yaramayan süreçlerdir bunlar ve çalışanların şirkete bağlılığını azaltan, çalışma isteğini ve motivasyonunu düşüren faktörlerdir.

    Yasal haklarınızı bilmek ve bunu savunmak sizi aç gözlü yapmaz!

    İster profesyonel hayata geçmeye hazırlanan yeni mezun ya da profesyonel hayatta ısınmış bir çalışan olun öncelikle bilmeniz gereken konular iş hukuku ve sahip olduğunuz yasal haklardır. Yasal haklarınızı bilmek ve bunu savunmak sizi aç gözlü yapmaz, hakkınızı savunmanız için bilmeniz gerekir!

    Sonuç olarak, yetenekli olduğunuzu düşünüyor ve iyi bir çalışma ortamı arıyor, çalışılacak şirket seçimi sizin için gerçekten önemliyse şirketlerin finansal büyüklüğünden öte işveren markasına odaklanmanız gerektiğini, alışıla gelmiş “Kurumsal şirket” algınızı gözden geçirmeli ve şirketlerin bir çalışana sunduğu şartları, içerideki çalışan profilini ve çalışma kültürünü çok iyi araştırmanız gerekir.

  • Gönlünüzdeki Şirket Ya Kurumsal Değilse?

    Bir önceki yazım Olsun Kurumsal Şirket Sonuçta‘da kurumsal şirket ne demektir ve nasıl kurumsal şirket olunmaz gibi soruların cevaplarını vererek, kurumsal gibi görünen birçok şirketin aslında çalışmak için hiç de kurumsal bir şirket olamayacağından bahsetmiştim. Devamı niteliğinde olan bu yazımda ise çalışanlar ve iş seçimi yapacak olan adaylar açısından “Kurumsal şirkette çalışmak” fikri üzerine daha detaylı yazacağım.

    Sizin kurumsal şirketleriniz hangileri?

    Size kurumsal şirket nedir diye sorsam ne cevap verirdiniz? Ya da şöyle soralım: Bir şirketin kurumsallığı neye göre belirlenir? İsterseniz daha da basitleştirelim soruları. Kurumsal şirket denilince aklınıza ilk gelen şirketleri saymakla işe başlayalım. Burada eminim ünlü şirketleri içinizden geçiriyorsunuz. Herkesin bu listesi farlılık gösterebilir ama şuna eminim ki birçoğumuz bu listeye olmaması gereken benzer şirketleri de koyacağız!

    Cirosu büyük olan şirketleri kurumsal görmeyi bırakın!

    Bir şirket çok kazanıyorsa, yani cirosu kocaman, markaları çeşit çeşit ve bu markaların reklamları birçok farklı kanalda sürekli gösterilen bir şirketse elbette bu şirket aynı zamanda kurumsal bir şirket olmalıydı! O şirketten bahsederken “Öyle iyi, şöyle güzel, hepsi pekiyi…” yorumları da eksik olmazdı. Öyle ya bir şirket finansal açıdan sürekli büyüyor ise demek ki kurumsallaşma yolunda da önemli adımlar atmış olmalıydı. Gelin görün ki iş dünyasında kurumsallaşma finansal büyüklüklerle ölçülmüyor. Yani finansal açıdan büyük olmak, iyi kazanan bir şirket olmak ile kurumsal bir şirket olmak arasında genelleyebileceğimiz bir ilişki yoktur.

    Çalışacağınız şirketi değerlendirirken işveren markasına bakın

    Bir şirkettin ürün ve hizmetlerinin marka değeri ile çalışanlarına bir işveren olarak yaşattığı deneyimin marka değeri birbirinden farklıdır. Bir şirketin ürünlerinin iyi olması, o şirketin bir çalışanı olmanın da iyi olduğu anlamına gelmez. Bir şirkette çalışma kararı alırken, o şirkette çalışma fikrini artı ve eksileriyle değerlendirirken, şirketin işveren olarak marka değerini değerlendirmiş olursunuz. İşte şirketlerin sahip olduğu işveren markası şirketin finansal büyüklüğünden apayrı bir yerdeyken kurumsallıkla doğrudan ilgilidir. Güçlü bir işveren markasına sahip bir şirket için çalışanların çalışmak için kurumsal bulduğu bir şirkettir diyebiliriz.

    Öyleyse, çalışanlar için kurumsal şirket olmak tam olarak ifade eder?

    Eğer çalışanlar açısından kurumsal şirket olmanın aslında neyi ifade ettiğini ortaya koyarsak, evet herkes bir kurumsal şirkette çalışmak ister diyebiliriz. Çalışanlar için bir şirketin kurumsallığı öncelikle o şirketin bütün remi işlerde kanuna uygunluğun sağlanması ile başlar. Kurumsal şirket kanunsuz iş yapmayan şirkettir öncelikle. Bir şirket gerek özlük işleri olsun gerek faaliyet gösterdiği ticari işlerde kanuna uygun olarak çalıştığı güvencesini çalışanlarına vermiş olmalıdır. İkinci önemli konu ise şirketin çalışanıyla temas ettiği o ilk an olan iş görüşmesinde itibaren başlayıp, işe giriş sonrası devam edecek olan, şirket içi konularda şirketin çalışanlarına dürüst ve şeffaf olmasıdır. Kurumsal bir şirkette mevzuat ve kurallar kişilere göre değiştirilip, esnetilemez. Bu kurallar gizli saklı, ulaşılamaz yerde değil; herkesin erişebildiği şekilde sunulur. Kurumsal olmayan şirketlerde kurallar insani ve çalışan odaklı değildir. Alınan kararların, yeni yürürlüğe girecek bir uygulamanın satır aralarındaki maddelerin işveren lehine olduğu dikkatlerden kaçmıyorsa bu şirket de çalışmak için yeterinde kurumsal bir şirket değildir.

    Girişimci şirketleri de elbette kurumsal olabilir

    Şunu da söylemeliyim ki yeni kurulmuş bir girişimci şirketinde de üst düzey bir kurumsallaşma seviyesi bulabilirsiniz. Kurumsal şirkette çalışmak demek şirketlerin cirosundan, çalışan sayısından ve yaşından bağımsızdır. Algıları burada temizleyip şimdi yeniden kurumsal şirketleri gözümüzde canlandırmaya çalışmaya ne dersiniz?

    İş seçiminde çalışan odaklı süreçlere sahip ve günümüzün dinamik iş koşularına uygun teknolojik alt yapısı olan, yenilikçi vizyona sahip şirketlerinde çalışmanız dileğiyle. Bir şirkette çalışırken adına değil, iş veren markasına odaklanmanız faydanıza olacaktır.

  • Olsun Kurumsal Şirket Sonuçta

    Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri ile iş görüşmesi yaptığım dönemlerdi…

    Burada atlamamanız ve hemen merak etmeniz gereken nokta şu: “Önde gelen banka” ile ne denmek istenmiştir? Zihninizi biraz yorduğunuzda, şirketler hakkında konuşulurken bilinçli olmasa bile o şirket için genel konularda finansal büyüklüğü üzerinden değerlendirmeler yapıldığını fark edebilirsiniz. Finansal açıdan iyi olan bir şirket için şirket hakkında sanki diğer her konuda da  iyiymiş varsayımıyla alışıla gelmiş yorumlar yapılır. Bir şirket finansal açıdan büyükse, o şirket için önde gelen bir banka yorumunu yapmak, o şirketin çalışanı olmak hakkında bir değerlendirme içermiş sayılır mı? Yani o şirketin çalışanı olmak konusunda bir fikir verebilir mi?

    Kurumsal bir şirkette çalışmak ne demek?

    Bu konuda yazma fikrini bende oluşturması açısından anneme teşekkür etmeliyim. İş değişikliği yapmayı düşündüğüm dönemlerde yaptığım iş görüşmeleri için annemin bir yorumu gündelik yaşamda sıklıkla düşülen bir hatayı yeniden hatırlamama neden olmuştu. Yukarıda bahsettiğim banka için annemin konuşmamızın bir anında yaptığı değerlendirme aynen şu şekildeydi:  “… Olsun kurumsal şirket sonuçta.”  Tahmin edebileceğiniz gibi ben o bankada çalışmanın olası bazı olumsuz yönlerini saymıştım ve annem de bana bu cümle ile bir anlamda o bankada çalışma fikrinin iyi yönlerinin de olabileceğini göstermeye çalışıyordu. Birçoğumuzun anne babasının yer aldığı baby boomer kuşağına özgü bu yaklaşımlar size de hiç yabancı gelmemiştir sanıyorum. 🙂

    Günümüzden çok daha kötü çalışma koşullarında çalışan ebeveynlerimiz için kurumsal bir şirkette çalışmak, bizim bugün bir işverenin çalışanına karşı zaten yapması gereken sorumluluklarını yerine getirmesi olarak değerlendirebileceğimiz konuları ifade ediyor. Yani baby boomer kuşağı için cazip çalışma koşulları bugünün dünyasında bizler için (y kuşağı) olmazsa olmaz koşullar.

    Cirosu küçük, marka değil ama kurumsal

    Yeni kurulan bir girişim şirketini düşünün, kurulalı 5-10 yıl olmuş en fazla 100 kişilik şirketler. Adını sadece o sektörden kişilerin bilebileceği şirketler… Bu şirketler için kurumsal şirket değildir diye kesin bir yorumda bulunamayız. Oysa pratik hayatta sanki kurumsal şirket demek, bir holdingi arkasına almış veya global ölçekli bir şirket yani finansal açıdan güçlü şirket olmak gerekiyormuş gibi düşünürüz. Oysa dışarıdan yapılan bu yorumlar içerideki gerçeği yansıtmaz çünkü kurumsallığın finansal büyüklükle bir ilgisi yoktur.

    Şirketin yaşı, çalışan sayısı ve sermayesinden bağımsız olarak kurumsal şirket olabilmek mümkündür. Yeter ki içeride iş ahlakı, kanunlara uygunluk ve yerleşmiş bir sistem olsun. En azından bu yönde bir vizyon ile yola çıkılmış olsun. Buna sahip bir şirket kurumsallaşma yolunda ilerliyor demektir.

    kotu-patron-yonetici

    Keyfi kararlar alınabilen yer kurumsal değildir

    Bir şirkette kurallar bireylerce belirleniyorsa (Her yönetici istediği gibi karar alabiliyorsa) şirket o derece kurumsallıktan uzak demektir. Kurumsal bir şirkette kurallar net bir şekilde ortaya konmuştur ve bu kurallar şeffaf bir şekilde herkes tarafından ulaşılabilirdir. Bireylerin, üst yönetimin ve yöneticilerin inisiyatifine bırakılan noktalar ne kadar fazla olursa kurumsal bir şirketten bahsetmek de o kadar zor olur. Burada özellikle bahsetmek istediğim konulara özlük hakları, performans değerlendirmesi ve terfi konularını verebilirim. Örneğin performans değerlendirmesi olmayan bir şirkette çalışanlara ödenecek performans primi miktarının yöneticinin inisiyatifine bırakılması, terfi için bir ölçüt aranmaksızın yöneticinin sevdiği, istediği kişiyi terfi ettirme yetkisinin olması gibi durumları sayabiliriz.

    Bugün yaşları 45-70 arasında değişebilecek anne ve babalarımızın için garanti bir işte çalışmak çok önemlidir. Eminim siz de bunu ailenizden sık sık duyuyorsunuz. Onlar için garanti ve sağlam bir iş demek aynı zamanda “kurumsal” bir şirkette çalışmak anlamına geliyor ve genellikle bu kuşak kurumsal şirket olarak aslında finansal açıdan büyük ve ismi bilinen bir şirketti ifade etmiş oluyor.

    Çalışan gözüyle kurumsal şirket nedir?

    İş yeri seçiminde daha açık ifadeyle, çalışmayı tercih edeceğimiz şirket seçiminde birçok faktör etkili olur. Bütün bu faktörleri önünüze koyduğunuzda o şirketin işveren markasını değerlendirmiş olursunuz. Kurumsallığı sağlayan faktörleri göz önünde tutabilmek ise iş yeri seçiminde size oldukça önemli ip uçları verecektir. Zira şirketler için işveren markası olmanın bir koşulu da kurumsallaşmadan geçer.

    Çalışacağınız şirketi seçerken, şirketlere tüketici gözüyle değil çalışanı gözüyle bakmaya çalışmak gerekir. Hayal edin, kendi şirketinizi kursanız, şirketiniz içinde oluşturacağınız kültür için milyon dolarlara sahip olmaya ihtiyaç duyar mısınız?

    Bir sonraki yazıda kurumsal şirket nedir, ve kurumsallaşma ile işveren markası olma ilişkisi konusunu daha ayrıntılı olarak ele alacağım.

  • İş Hayatında Başarılı 21 Ünlü Ne Kadar Uyuyor?

    Her ne iş yapıyor olursanız olun, günün 24 saatini nasıl geçirdiğiniz başarınızla ve verimliliğiniz ile doğrudan ilgilidir. Zihinsel ve fiziksel sağlık için uyku olmazsa olmaz! Uyku düzeni aynı zamanda bir yaşam alışkanlığını da beraberinde getirir ve bu alışkanlıklar sosyal hayatınızı olduğu kadar öğrenciyseniz okul, çalışan iseniz profesyonel iş hayatınızı mutlaka etkiler. Bu konuda iş hayatlarında başarıyı yakalamış ünlülerin uyku düzenlerini incelemek size ışık tutabilir diye düşünüyorum.

    Uyumak yetmez kararında ve zamanında uyku gerekir

    Uyku yaşamımızı sürdürebilmemiz için bir ihtiyaç. Keyif için ya da yaradılış gereği uyumak istediğimiz için uyumuyoruz sadece. Biyolojik ihtiyaçlarımızın giderilmesi, vücudun dinlenmesi ve yenilenmesi, gerekli hormonların uyku sürecinde salgılanması için uyumamız gerekiyor. Ancak sadece uyumak da yeterli değil maalesef. Zamanında ve kararında bir uyku ile hem sağlıklı hem de başarılı olmanın ilk adımını atabilirsiniz.

    Gece aklınıza uykunuzu kaçıracak şahane fikirler geliyorsa buna değer!

    Düzenli uyku eminim hepimizin idealinde olan ancak uygulamada sıkıntılar yaşadığımız bir konu. 🙂 Ancak şunu söylemeliyim ki uykunuzdan fedakarlık yaptığınız her neyse bu gerçekten buna değer bir şey olmalı. Uykunun yerini tutabilecek bir şey yok ancak eğer gece yattığınızda aklınıza gelen şahane bir iş fikri veya projenizle ilgili daha önce hiç düşünemediğiniz bir detay uykunuzu kaçırıyorsa en azından haklı bir uykusuz kalma sebebiniz var denebilir. Ancak peş peşe yaşayacağınız uykusuz gecelerden sonra veriminizin düşeceği ve yeniden uyku düzenine girmeniz gerektiği de ihmal edilmemesi gereken bir gerçek.

    En iyi uyku alışkanlığı kişiden kişiye değişebilir

    Aşağıdaki infografikte görebileceğiniz gibi iş dünyasının farklı dallarından profesyonellerin uyku düzenleri birbirinden farklılık gösteriyor. Yani en iyi uyku düzeni diye bir şeyden ziyade, her bir kişi için en iyi uyku düzeni var. Her insanın bünyesi farklı ve uyku ihtiyacı da buna göre farklılaşabiliyor. Şu da bir gerçek ki yaş ilerledikçe uyku ihtiyacı da ters orantılı olarak azalır. Yani siz de benim gibi genç kategorisinde iseniz, 8 saate kadar uyku ihtiyacınız var denebilir. 🙂

    Biyolojik saat ve uyku düzeninize göre bir iş seçimi yapmaya çalışın

    Büyük şehirlerde ev ve iş arasındaki mesafenin uzaması, trafikte harcanan yol süresi gibi etkenlere bir de mesaileri eklediğimizde günün büyük kısmını iş için harcıyoruz. Bu durumda iş tercihi yaparken oturduğunuz eve yakın bir iş tercih etmenin ne kadar ciddi bir lüks olduğunu bilemezsiniz! Ancak çoğu zaman böyle bir iş tercih etme şansınız olamayacak ve siz kendinizi işinize uydurmak zorunda kalacaksınız. Böyle bir durumda da iyi düşünmek gerekiyor. Örneğin uykuyu seven biriyseniz ve sabah çok erken kalkarak gitmek zorunda olacağınız bir işi tercih etmeniz performansınızı ciddi şekilde etkileyecektir.

    Sabah kalkmaz akşam yatmaz olmayın!

    Önemli olan az uyumak veya erken yatmak değil. Az değil ama yeteri kadar uyuyun. Tam da vücudunuzun ihtiyacı olan uykuyu alın. Uykunuzu aldığınızda da yatakta gereksiz oyalanmadan kalkmanızı öneririm. Çok uyumak da sanıldığı gibi bir lüks değil. Aşağıda göreceniz başarılı olmuş ünlü isimlerin uyku saatlerinden tutunda uykuya daldıkları saatler bile ne kadar farklı. İşte tam da olması gerektiği gibi!

     

  • İsterseniz İş Analisti de Olurum!

    Henüz kariyerinin başında, tam olarak ne yapmak istediğine karar verememiş, hangi iş ilanına başvuruda bulunacağı konusunda dahi kararsız olan birçok yeni mezun veya genç profesyonel olduğunu biliyorum. İşsizliğin yoğun olarak yaşandığı, ekonomik kalkınmanın sağlanamadığı ve hala gelişmekte olan bir ülke gençleri olarak, geçim sıkıntısı çoğu zaman gönüllerde yatan işi seçmekte engel oluyor; ekonomik kaygılar kariyer seçiminde maalesef belirleyici oluyor.

    Bir iş analisti olarak gözlemlemekte olduğum, özellikle son 5 yıl içinde Türkiye’de IT (Bilgi Teknolojileri) sektöründe İş Analistliği (Business Analyst) rolü için ciddi bir talebin oluşması. Yazılım geliştiren bir teknoloji şirketinden tutun da bünyesinde bugünkü dünyanın gerekleri olarak bilgi sistemleri departmanı barındıran şirketlere kadar artık irili ufaklı birçok şirket kadrosunda, ekibinde İş Analisti pozisyonuna yer açıyor.

    Bakın iş analisti de olurum sorun değil yani!

    Endüstri, bilgisayar, matematik mühendisliği bölümlerinden mezun kişilerin iş analisti rolüne eğilmeleri diğer bölüm mezunlarına göre daha kolaydır. Ancak şöyle bir kitle de son dönemde dikkatimi çeker oldu. Özellikle bilgisayar veya matematik mühendisi mezunu olup, iş görüşmesine yazılımcı pozisyonu için gidip, görüşmenin seyrine göre, eğer yazılımcı pozisyonu için istenen teknik becerilere sahip olunmadığı hissettirilirse aday o anda kendince bir çözüm üretme arayışında bulunur! Adayın çıkış yolu olarak sunduğu “Ben iş analisti de olabilirim isterseniz.” teklifi ve yaklaşımını maalesef sıklıkla duyuyorum.

    Nerede bir ihtiyaç ve talep varsa oraya arzı götürür, ne iş olursa yaparım yaklaşımının hazır cevap bedenlerde, iş görüşmelerinin olumsuz seyre girdiği anda bir destek niteliğinde dışa vurur. Aslında işsizlik ve iş bulma süresi öyle boyuttaki kimseye olumsuz bir şey de söylemek istemiyorum. Amacım bu gibi yaklaşımlardaki mantık ve bakış açısı yanlışını göstermek ve iş görüşmelerindeki şansınızı azaltacak davranışlara karşı sizi uyarabilmek.

    Ne istediğinizi ve ne istemediğinizi bilin

    Öncelikle hiçbir iş görüşmesinde “Olmuyorsa, diğer rollere de uyabilirim.” yaklaşımı ile bir pozisyona talip olunmaz. Karşınızda gerçek bir işe alım uzmanı varsa o anda o şirket ile birlikteliğiniz başlamadan biter. Ancak gerçek bir hikayedir ki bu şekilde kendisine pozisyon açılan kişiler de tanıyorum. Burası Türkiye, işe girişte her şey kuralına, kitabına göre işlemiyor genelde!

    Siz yazılımcı iseniz başka bir rolü değil kendi işinizi istemeli ve neyi en iyi yaptığınızı karşı tarafa hissettirmeli ve ikna edebilmelisiniz.

    Her şeyi bilen insan değil, en iyi bu işi bilen insan olmayı tercih edin.

    Bir yazılımcı olarak iş analisti rolüne “Olmadı iş analisti olurum!” yaklaşımı ile bakan bir yazılımcıyı gerçek bir teknoloji şirketi asla ekibine dahil etmez. Birlikte takım arkadaşı olacağınız kişilerin rolünü küçümseyerek bir ekipte yer alamazsınız.

    İşler size uymaz, siz işe uyarsınız

    Bütün bu nedenlerle öncelikle ne olmak istediğinizi net bir şekilde belirlemeli ve ona göre kendinizi yönlendirmelisiniz. Ne olursa olsun, iş görüşmesine tutarlı, kararlı ve ne istediğini bilen biri olarak gidin. İş görüşmesinde alternatif iş olanağı üreten değil, alternatiflere ne cevap vereceğinizi net olarak bilen olun.

  • Mülakatta Konu Para Olunca Nasıl Yapmalı?

     

    Her mülakat yeni bir hikayedir. Sorular, cevaplar hemen hemen aynı olsa da sizin için benzersiz bir deneyim daha yaşanmış olur. Farklı şirketler, farklı yöneticiler, farklı pozisyonlar olacak ancak sizin davranışlarınız genellikle aynı kalıplara sıkışacak. Mülakat esnasında ise çoğu zaman kendiniz olamayacaksınız belki ama bütün soruları başarıyla cevapladığınızı düşüneceksiniz. Ta ki  “Ücret beklentiniz nedir?” veya “Şu anki işinizde ne kadar maaş alıyorsunuz?” soruları sorulana dek…

    Konu para olunca…

    Çoğu adayın zorlandığı, özellikle profesyonel kariyerinin başındaki adayların utana sıkıla cevap verdiği ücret beklentisi sorusu “Biraz da para konuşalım” anının başladığını bize işaret eder. Parasal konuları konuşmaktan ben de sizler gibi hoşlanmam. Sadece iş görüşmesinde de değil üstelik. Hangi konu olursa olsun, işin içine parasal konular girdiğinde bilirim ki bütün güzel şeyler bir anda mahvolabilir ve yanlış anlaşılabilirim. Paranın bir an da bütün her şeyin önüne geçmesinden korkarak, olabildiğince kendimi iyi ifade etmeye çalışırım.

    İş görüşmesinde para konuşmak ayıp değildir

    İş görüşmesinde para konuşmanın da elbette bir yolu var. Öncelikle şunu unutmamalıyız. İş görüşmesinde paradan bahsetmek ayıp değil! Öyle olsa size böyle bir konu açılmaz. 🙂 Şöyle ki bir iş görüşmesi, sizin iş gücünüzün kiralanması demektir ve kiralanan her şeyin bir bedeli vardır. İşveren çalışanına bu iş gücü karşılığında bir ücret öder. İş görüşmesinde de bu ücret konusunda bir ortak nokta aranır. Yani para konusuna sonuna kadar profesyonelce yaklaşırsanız aslında üzerinizde hiçbir baskı hissetmemiş olursunuz ve bu durumun aslında çok normal olduğunu kolayca kavrayabilirsiniz.

    Gerçekten ne için çalışıyoruz?

    Çevremde neredeyse hemen herkesin mülakatlarda para konusu açılınca bocaladığına şahit olmaktayım. Oysa kendimize “Gerçekten ne için çalışıyoruz?” diye sorduğumuzda ve bütün duygusal nedenleri bir kenara bıraktığımızda tek bir cevap alacağımızı göreceksiniz: Para.

    İş görüşmesinde ücret beklentiniz sorusuna bir ücret belirtmek sizi “paracı” biri yapmaz. Ancak burada aşağıdaki sorular akıllara gelebilir. Bu soruların cevaplarını ise bir sonraki yazımda detaylı açıklayacağım.

    • Ücret beklentiniz nedir sorusuna nasıl cevap verilmeli?
    • Mevcut maaşınız sorulduğunda nasıl bir yol izlemelisiniz?

    Unutmayın, zaman geçtikçe mutsuz olacağınız bir ücrete “Evet” demeyin. Önemli olan sizin piyasa ortalaması göz önüne alınarak, kişisel yetenek ve beklentilerinize uygun ve sizi tatmin edecek o doğru miktarı bulmak. Mülakatın duygusallığına kapılarak “Ucuza gitmeyin.” 🙂

    Sizin mutsuzluğunuz, sizin düşük performansınız olur.