Bannerlar 1994’te online dünyada yer almaya başladı. İnternet reklamcılığı dendiğinde ilk akla gelen reklam bannerları oluyor. Display reklamcılığın en önemli unsuru olan bannerlar, gelecekte de online reklamın önemli bir parçası olmayı sürdürecekler belki ama her geçen gün online reklam pastasındaki kullanım paylarını kaybetmeye başladıklarını da belirtelim. Sosyal medya reklamcılık ve video reklamcılık paylarını artırırken arama motoru reklamcılığı da payını koruyacaktır.
Display reklamcılıkta tıklama (click) temel hedeftir
Ziyaretçi bir bannera tıklamıyorsa, o reklamla ilgilenmemiş demektir. Marka bilinirliği, bir display reklam ile sağlanamaz. Kolay unutulur! Bundandır ki dijital pazarlamacıların temel hedefi “o” reklama tıklatmaktır! Günümüz standart reklam bannerlarıyla bu iş o kadar da kolay değil. Eğer zengin medya (rich media) türlerini kullanırsanız daha yüksek CTR (click through rate) değerlerine ulaşılacaktır.
Bannerlara tıklayanların neden bannerlara tıkladığı incelendiğinde, sanıldığının aksine bannerın iyi tasarımı, dikkat çekici olması vb. gibi etkenler öncelikli değil çünkü öncelikle reklam, ziyaretçinin daha önce ilgisini çeken, ziyaretçinin beğenisini kazanan markaya ait olmalı. Bu da demek oluyor ki display reklamcılık, bilinen bir markanın ürün ve hizmetlerini duyurması için iyi bir yol. Yeni bir markanın kendisini duyurması için değil! Yeni bir markaysanız, reklamınızı tıklatmak daha zor olacaktır.
Eğer, markanızı duyurmak ve marka bilinirliği yaratmak istiyorsanız; arama motoru reklamcılığını kullanabilir ve sosyal medyada viral kampanyalar yürütmeyi deneyebilirsiniz. 😉

Publisher gözüyle ekstra bir yorum getireyim ben de;
Türkiye’de reklamverenler banner’ı tıklatmak amacıyla değil markayı ezberletmek ve/veya kampanya sloganını ya da kampanyanın kendisini gündemde tutmak amacıyla hazırlatıyor. Çoğu bannerda ürün tanıtımına ya da satışa yönelik bir tanıtıma tenezzül dahi edilmiyor veya en iyi ihtimalle süregelen kampanyanın en muğlak tanıtımı veya en gösterişsiz ürünüyle geçiştiriliyor.
Bunda reklamverenlerin hala esnaf kafasında olması (koca koca kurumsallar evet o kafadalar) ve reklamı dağıtan ajansların kriz piyasasında müşteriyi elde tutmak amacıyla giriştikleri kraldan çok kralcı tutumlarının etkisi büyük.
Hele son zamanlarda çıkan performans odaklı yayıncılık resmen bir “dümen”. Tık başına verilen 1-2 kuruşu dahi vermemek için icat edilmiş. Kendim de çalıştığım bir çok firma kazara satışınız olduysa dahi sudan bahanelerle bunu size aktarmıyor veya budayarak aktarıyor. O da işlerinizin takibini yapabileceğiniz donanım ve programlara sahipseniz. Değilseniz, “lanet olsun” dedirtene kadar hesabınızda 3-4-5-10 lira tutup sizi oyalıyorlar. Bıraktığınızda ise “limit” bahanesiyle o paranın da üzerine yatmak kaydıyla.
Televizyonda herkesin zapladığı dizi arası reklamlara ya da geleneksel medyada kimsenin okumadığı sayfalara milyonlar akarken, en fokuslanmış kitleye reklamı ulaştıran bağımsız internet yayımcıları pastadan yüzde 1 bile alamıyor. Geleneksel reklamcılığın nasıl yürüdüğünü biliyorsanız ve o reklamların nasıl alınıp verildiğinden az buçuk haberdarsanız çok da şaşırtıcı gelmiyor aslında.
Şu ana kadar reklamveren ve bağımsız yayıncı arasındaki en adil sistem bumerang reklamları ama onun da uzun soluklu olabileceğine inancım yok ne yazık ki… Ayrıca ortalama bir kampanyaya 1500 – 2000 bin arası hit gönderen bir network sahibi olarak bana teklif edilen parayla gidip “çok mütevazi” bir öğlen yemeği bile yiyemezsiniz.
Diyecek laf çok da neyse…
Çok haklısınız. Bunun için Türkiye’deki yerli networkler ve adserverlar ile çalışmaktansa Adsense ile ilerlemek başınızı ağrıtmayacaktır. Maalesef sektörde karşılıklı işbirliği henüz oturmadığı gibi yayıncılar hep, kullanılıp bir kenara bırakılan konumda yer alıyor. Burada markalar da en az yayıncılar kadar mağdur.
Adsense başka alem…
Google Türkiye Operasyonları kelimenin en hafif kullanımıyla “güvenilmez!”
Bu sadece adsense için geçerli değil. Bu piyasanın içinde olup alexa ilk TR 500 ve Dünya 50 bin için uğraşan herkes neler döndüğünü çok net görüyor. Standart algoritmaların dışında kalan ve insiyatife dayalı bütün gri bölgelerde iltimas ve kirlilik var.
Musluklar “gör beni göreyim seni” mantığıyla açılıyor ve kapanıyor. “Content is king” lafı sadece kağıt üstünde kalıyor.
Neyse … Siteniz çok başarılı… Devamını diliyorum
Biraz geç oldu ama kusra bakmayın lütfen. İlginiz ve değerli yorumlarınızla yapmış olduğunuz katkı için çok teşekkür ederim.
Yeni bir marka için display reklamlar kullanmak yerine, sosyal medyada çok güzel viral reklamlar hazırlayıp ya öne çıkar yapıp yada çok bilinir sayfalara daha maliyeti az şekilde reklama çıkarak yüksek tıklamalar elde etmek daha mantıklı olacaktır.
Bence çok haklısınız ve güzel bir konuyu ele almışsınız.