2020 Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapacak şehir bugün açıklanacak. İstanbul ile birlikte Tokyo ve Madrid aday olan diğer iki şehir. Tokyo ve Madrid’in daha önce Olimpiyat Oyunları düzenlediğini düşünürsek, Türkiye’nin İstanbul ile yıllardır (2020 ile 5. kez) Olimpiyat’ı almak için yarıştığını da bir kenara not ettiğimizde psikolojik üstünlüğümüzün olduğunu düşünüyorum. Öte yandan Olimpiyat’ın ruhu, doğası ve küreselliği gereği Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin bulunduğu konumda artık Olimpiyat Oyunları’nı da hak ettiğine inanıyorum.
Duygusal yaklaştığımızda İstanbul’un 2020 Olimpiyat Oyunları’nı hak ettiğini söylemek gerekir. Bunun için birçok neden sayabilmek mümkün. Ancak Olimpiyat düzenlemek için gönüllerin şampiyonu olmaktan çok, gerçekçi kozlara sahip olmak gerekiyor. İşin doğrusu, bu sefer bu kozlara da sahibiz ve rakiplerimize göre avantajlı olduğumuzu söyleyebiliriz. Yine de komitenin vereceği kararda lobi faaliyetlerinin etkisini de unutmamak gerek. Bu açıdan her şey olması gerektiği gibi gitmeyebilir. Göreceğiz.
Şu bir gerçek ki İstanbul hiç olmadığı kadar Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapma yarışında bu kadar güçlü. Arjantin’den edindiğimiz bilgiler de zaten bu yönde. Ekonomik yeterliliğimiz, genç nüfus, planlı ve sistemli bir faaliyet ajandamızın olması ve devlet desteğiyle işin yatırım kısmında da rakiplerimizden öndeyiz. Öte yandan kültür coğrafyamızın avantajı ile dünyanın başkenti olan İstanbul’un Olimpiyat’a ev sahipliği yapması bambaşka bir deneyim getirecektir.
Olimpiyat’ı istiyoruz. Olimpiyat Oyunları’nı alırsak bu ülkenin spor kültürü çağ atlama fırsatı, gençleri dünyaya kendisini daha iyi duyurma fırsatı yakalayacak. Öte yandan kazanılan spor tesisleri ve ekonomik getirileri de bonusu olacak!
Son olarak Gezi olaylarının Olimpiyat’ı kaybetmemize yol açabileceği söyleniyor. Şüphesiz Gezi olayları ülkemizdeki demokrasi ve özgürlük seviyesini göstermesi açısından hiç de olumlu sonuçlar doğurmamıştı. Ancak tek başına Olimpiyatlar’ın kaybedilmesini bir olaya bağlamak hiç doğru olmaz. Ayrıca şunu da vurgulamak gerekir ki eğer Gezi olaylarının olumsuz etkisi üzerine konuşursak, bu gezideki “direnenlerin” değil, olayları yönetemeyen yöneticilerin sorumluluğudur.
Haydi İstanbul!
