Yenilik ve yaratıcılık üzerine yazmak isterken bu fikrimin daha önce başkaları tarafından kullanılmış olabileceği olasılığı neredeyse tüm hevesimi kaçırıyordu!
Neyse ki şansımı denemekle bir şeyler kaybetmeyeceğimin farkına vardım.
Bu yazıyı anlık bir ilham gelmesi sonucu, Facebook’ta gezinirken gördüğüm bir videonun kafama “dank!!” etmesiyle yazmaya karar verdim.
Farklı olmak ve başkalarına benzememeye çalışmak üzerine yönelmiş bir dünyada yaşıyoruz.
Herkesin algıları farklı.
Sınırlar çok keskin değil ve kimseyi yargılayabilecek durumda da değiliz.
Artık doğruluğundan çok da emin olamadığımız gruplara üye oluyor (Facebook), kaynağını bilmediğimiz haberlere inanmak istiyoruz.
Araştırmanın üşendirici yanı kimi zaman bizi kolayca sınıflanmamızı sağlıyor. Artık bilgiye ulaşmak çok kolay diyoruz. Bunun en büyük örneği de bence yanlış bilginin bile ne hızla yayıldığını görmektir.
Herkes istediği gibi yaratıp, istediği şekilde oynayabiliyorsa doğru kimin umurunda?
Şartlanmış olmanın yaratıcılığımızı öldürdüğü bir gerçek.
Alışkanlıkları terk etmek kolay olmuyor. İnsanları yeniye teşvik etmek, onları bilmedikleri bir sokağa sokmak gibi. Köşeyi dönünce pembe bir ev ve şirin bir saksı görebilecekler mi? Ama ya görürlerse?
Kurumsal hayatta yaratıcılık mümkün mü?
Yeni gireceğiniz bir işte sizi işe alırken yaratıcılığınızla ilgileniliyormuş gibi konuşulur:
“Hımm yenilikçi ve araştırmacı bir genç…” dediklerinde siz zannedersiniz ki bir parmağınızla her şeyi değiştirebilecek, o yaratıcı fikirleriniz hemen değer görecek…
Oysa doğru iş, doğru pozisyon ve doğru bir yöneticiniz yoksa yaratıcılığınızı kaybetmemek uğruna kariyeriniz için köklü kararlar almanız gerekecektir.
Farklı bir yola girmenin zamanı gelmiş olacaktır yoksa sizi siz yapan özelliğiniz ortadan kalkacak ve siz başarısız bir yöneticinin altında sıradanlaşmış olacaksınız.
Bilirsiniz insanın kendini rahat hissetmesi belki de birçok konuda başarıya ulaşması için ilk şarttır.
“Aman heyecanlanma” demelerinin de sebebi budur. Çünkü ancak başarılı bir insanı yolundan çıkarabilecek, onun sahip olduğu bilgiyi yönetmesini engelleyecek tek şey vücudun dümenini ele geçirmektir.
Beyin artık sizin kontrolünüzde değilse işte o anda ne kadar çalışsanız da heyecanınız sizi etkisi altına almaya başlar.
İlham emirle gelmez…
En yaratıcı olduğumuz anlara bakıldığında ise bu rahatlığı ve doğallı görebilirsiniz.
“Hadi espri yap bize. Güldür bizi Hasan. Şakacı çocuk Hasan.” dendiğinde, Hasan’ı kurtarabilecek tek şey ezberinde olan bir fıkrayı anlatmaktan başka bir şey olamaz.
Doğallığın sempati görmesinin en büyük nedeni de budur işte. İstemli olarak yapmanın zor olduğu şeylerin ortaya çıkmasıdır.
Bir odada toplanıp pazarlama departmanındaki çalışanların kafa yormasının yaratıcılık kabiliyetleri sınırlıdır bu yüzden.
Toplantı masasında kimse istediği gibi rahat olamazsa siz iyi bir performans elde edemezsiniz.
Oysa biz gençler özgürken yaratıcılığımızla gurur duyup işe girerken üzerimize geçirdiğimiz kravat bizim ilham perilerimizi öldürüyor. Bu perileri yaşatan şirketler ise dünya lideri oluyor.

![Product Director Yaklaşımıyla: 3 Katmanlı Roadmap Karar Modeli [Case Study]](https://ermanakdeniz.com/wp-content/uploads/2026/08/product-roadmap-karar-modeli.png)
![Product Director Yaklaşımıyla: Çok Ürünlü Bir Şirkette Organizasyon Nasıl Tasarlanır? [Case Study]](https://ermanakdeniz.com/wp-content/uploads/2026/08/product-case-study.png)
Bir yanıt yazın